5 Ekim 2011 Çarşamba

Eşinize (karınıza/kocanıza) İstediğinizi Nasıl Yaptırtırsınız?



Henüz lise öğrencisiyken ilk çocuğunu kucağına almış, 8 çocuklu bir babanın tavsiyesi:

Başlık, sanki insanların zihinlerinin nasıl kontrol edilebileceğini anlatan bir el kitabından alıntılanmış gibi duruyor olabilir. İnsanın aklına Stepford Wives (Stepford Kadınları) filmini getiriyor;  sadece efendisinin emirlerini yerine getirmeye programlanmış, tamamen yapay,  robot insanlar.

Oysa ben herhangi birini, yapmak istemediği herhangi bir şeyi yapması için zorlamaktan bahsetmiyorum. Bu tür bir zorlama hastalıklı ve muhtemelen de yasadışıdır. Benim bahsettiğim yöntem ise çok daha güçlü ve üstelik ahlaki açıdan da uygun bir yöntem. Benim bahsettiğim, kocanızın ya da karınızın, sizin yapmanızı istediğiniz şeyi yapmak istemesini sağlamakla ilgili. İlginizi çekti mi?

Çok basit bir değişikliğin, uzun vadeli ve çok çarpıcı bir etkisi olacağına eminim. Ayrıca eşinizle ilişkiniz açısından da çok olumlu olacaktır. Eğer birkaç basit kavramı benimle birlikte ele almaya istekliyseniz, bu sonuca siz de varabilirsiniz.

İnsan Doğası Berbattır

İnsanlar son derece bencil yaratıklardır. Çoğunlukla, bir baskıyla karşılaştığımızda, kendi isteklerimizi diğer insanların ihtiyaçlarının önüne koyarız. Dünyanın bir ucundaki insanlar açlıktan ölürken, diğer ucundaki insanlar aşırı şişmanlık hastalığının elinde kıvranmaktadırlar. Neden? Çünkü biz kendi arzularımızı, onların ihtiyaçlarından önde görmekteyiz.

İnsanlık olarak, böylesi durumlar için bir de kelime üretmişiz: Bencillik. Bu kavrama daha önceki yazılarımda da değinmiştim ama bu sefer bu kavrama değişik bir pencereden bakmak istiyorum.

Eşim inanılmaz bir kadındır. Sekiz çocuğumuzu da okula göndermeyip evimizde kendisi okutur, çok lezzetli yemekler yapar ve şimdiye kadar gördüğüm en iyi ev idarecisidir. Yaptığı bunca işin arasında bir iş var ki, eşim yapmaktan hiç hoşlanmıyor. Eşim tencere, tava gibi büyük bulaşıkları elde yıkamaktan nefret ediyor.

Ovulması gereken tüm tencereler, tavalar, çaydanlıklar vs. İşte tüm bu bulaşıklardan eşim resmen nefret ediyor. Süpermen'in Kriptonit'ten kaçtığı gibi, bu görevden kaçmak istiyor.

Bence bu durum, aslında bir sorun bile sayılmaz. Eşim o kadar çok çalışıyor ki bu tür büyük bulaşıkları yıkamamı rica etmesi hiç de fazla bir şey sayılmaz.

Ama işte bu noktada bir sorun çıkıyor. Bu tür bulaşıkları yıkamaktan ben de nefret ediyorum.

Bu durumda ortada bir sorun var. Yapılması bizi bekleyen bir görev var ve ikimiz de bu işi yapmaktan hiç hazzetmiyoruz. Bana sanki iki seçeneğimiz varmış gibi geliyor:

1. İkimiz de İnat Edebiliriz
İkimiz de silahlarımızı çıkartabiliriz, elimizdeki upuzun yapılacaklar listesini sayıp dökeriz, gün boyunca yaptığımız tüm işleri gözden geçiririz ve acaba hangimiz "Senden Daha Fazla Çalıştım" iddiasını kazanacak diye bakarız.

İpucu: Sözüm bu yazıyı okuyan tüm yeni evli çiftlere: Bu iddianın kazananı olmaz. Eğer yakın bir arkadaşınızın evinde uyuyabileceğiniz rahat bir kanepe yoksa bu tür bir iddialaşmaya girmeyi denemeyin bile.

2. Boyun Eğebiliriz / Teslim Olabiliriz
Kimsenin duymaktan hoşlanacağı bir ifade değil belki ama işe yarar. Patronumuza, polis gücüne, hukuk sistemine vb boyun eğeriz. Bu gerçekten de iyi bir şeydir. Özellikle de sevgilimizin isteklerine teslim olmak çok daha iyidir.

Eğer eşime olan aşkımın bulaşıklara karşı olan tiksintimden daha çok olduğuna karar verirsem, bu kararım eşime öylesine güçlü bir mesaj gönderir ki tartışmayı başlamadan sona erdirir.

Şimdi muhtemelen bu durumun eşinize istediklerinizi yaptırtabilmekle ne alakası olduğunu düşünüyorsunuzdur. Anlatmak istediğim, eşinize karşı olan sevginizi göstermenizin yeterli olacağıdır.

İşte bu, eşinize istediğinizi yaptırtabilmenizin yoludur.

Eşime onu her şeyden daha çok sevdiğimi  gösterebilirsem, benim isteklerimi yapma noktasına kendiliğinden gelir. Hem de her seferinde...

Ben bir erkeğim ve artık dünyada eşimi korumak adına öldürebileceğim canavarlar, dövmem gereken kötü adamlar yok. Kimse eşimi dağa kaldırmaya filan da kalkmayacak. Bu nedenle benim eşime olan bağlılığımı gösterebilmem, bu tür kahramanlık örneklerinde olduğu gibi  kuru ve kısa yoldan olmuyor.

O eski günlerde olmadığımıza göre, peki ben eşime olan sevgimi ona nasıl göstereceğim? Onun en sevmediği işlerin sorumluluğunu üzerinden alarak... Onun isteklerine uygun olarak kendimden fedakarlıkta bulunarak... Tuvaletleri temizlemek, çocukları azarlamak, market torbalarını eve taşımak ve evet, diğer başka işlerin yanı sıra tencere tavayı yıkmak da bu kapsamda sayılabilir.

Eşimi koruyabilmek için kendimi bir kurşunun önüne atabilirim ve aynı şekilde, onu Bulaşıktan Yıpranmış Eller Canavarı'ndan da koruyabilirim. İşte bunu eşime gösterebildiğimde, o da kendini güvende ve koruma altında hissedecek ve kayıtsız şartsız sevildiğini bilecektir. Bir başka deyişle, eşimin en derin ihtiyacını karşılamış olacağım.

Şu noktayı lütfen gözden kaçırmayın, eğer bir kişinin ihtiyaçları karşılanmışsa iyiliğinize karşılık verme eğilimi gösterir. Eşimden benim hoşuma giden şeyleri yapmasını rica etmeme hiç gerek olmaz. Onun için yaptıklarımı görünce zaten kendiliğinden benim hoşuma gidecek şeyleri yapar. Yapmaya çalıştığım işi mahvetsem bile gösterdiğim çabayı takdir eder ve benim için bir şeyler yapmak için kendiliğinden hevesli olur.


Küçük Bir Uyarı
Yalnız gözden kaçırmamanızı istediğim bir nokta var. Sadece karşılığını alabilmek için eşinizin isteklerini yerine getirmeniz halinde, tüm meseleyi baştan ıskalıyorsunuz demektir. Eğer karşılığını almak için eşinizin bir arzusunu yerin getirirseniz, bu yaptığınız fedakarlığı bir alış verişe dönüştürür.

Anlattığım yöntemin işe yaraması -ve eşinizle olan ilişkinizin dönüşüme uğrayabilmesi- için kendinizden özveride bulunma nedeniniz sadece eşinizin arzularını yerine getirmek olmalıdır.

Ben tencereyi tavayı, eşim benim damak tadıma göre yemek pişirsin diye yıkamıyorum. Bütün o iğrenç, mide bulandırıcı bulaşıkları yıkama işini sadece eşim yıkamak zorunda kalmasın diye üstleniyorum. Eşim de benim sevdiğim yemekleri, ben bulaşıkları yıkayayım diye değil, sadece yediğim yemeklerden zevk alayım diye pişiriyor.

İşte buna fedakarlık denir ve çok güçlü bir özelliği vardır. Bunun adı evliliktir. Eşinizin sizin isteklerinizi yerine getirmesini sağlamanın tek yolu da budur, çünkü eşinizi isteklerinizi yerine getirme konusunda ancak bu şekilde hevesli hale getirebilirsiniz.

Dean Mehrkens

Yazıya yapılan yorumlar da erkek düşünce açısını yansıtması bakımından çok ilgimi çekti:
  1. Hizmet etmek harika bir kavramdır. Eğer ailede herkes birbirini gözetirse mutluluk dolu bir aile meydana gelir.
  2. Yazınıza katılıyorum. Ancak ben eşimin istediği hizmeti aynı zamanda bir takım olduğumuz için de yapıyorum. Çünkü takım içerisinde "ben" yoktur.
  3. Tecrübelerime dayanarak bu yöntemin çok işe yaradığını söyleyebilirim. Eşim ve benim harika bir evliliğimiz var ve evliliğimizin temeli karşılıklı hizmet üzerine kuruludur. Eşim istediğinde onun için yemek yapmaktan asla gocunmuyorum, çünkü karşılığında benim için öyle fazla şey yapıyor ki. Eğer doğru yönden bakarsanız, fedakarlık çok keyif vericidir.
  4. Ben anlatılan yöntemde fedakarca bir tutum görmüyorum. Eşinize hizmet etmek takım olmanın bir gereğidir. Takım arkadaşımdan her zaman her işi yüklenmesini bekleyemem. Mesela çamaşırların yıkanması: Çamaşırların yıkanması lazım ve ben de yıkamaktan gocunmuyorum. Çok sevdiğim bir iş olmasa da ailemizin işi görülmüş oluyor. Burada anahtar kelime, daha az bencil ve daha çok yardımcı olabilmek.
  5. Bu yöntemin asli amacı daha az bencillik gösterebilmektir. Fedakarlıkla ilgili kısma gelince; eğer yapmayı aklımızdan bile geçirmeyeceğimiz bir şeyi, bir başkası için yapıyorsak bunun adı fedakarlıktır. Çok küçük bir şey bile olsa, daha yüce bir amaç adına yaparız.






22 Eylül 2011 Perşembe

Aşk şarkıları sizde de anlam kaymasına uğradı mı?



Kızım artık 2 yaşında ve ben de haftanın 3 tam günü çalışmaya geri döndüm.

Uzun zamandır dinlediğim aşk şarkıları, sanki kızımla benim için yazılmış gibi geliyordu zaten. İki gündür de sabahları şu şarkıyı duyunca çalışan bir anne olarak, sanki benim ağzımdan kızıma yazılmış gibi hissediyorum:

Uyandırma

Uyandırma, uyandırma
Sakın beni uyandırma
Bu gördüğüm belki de en güzel rüya
Ve adı da aşk güya
 
O huzur dolu aşk kokan kucağında
Rüyalara dalmak varken
Hiç içimden gelmiyor
Savaşmak bu dünyayla
 
Sakin ve sıcak kıyılarına
Kalbimi demirlemek varken
Hiç içimden gelmiyor
Savrulmak fırtınalarla
 
Uyandırma, uyandırma
Sakın beni uyandırma
Bu gördüğüm belki de en güzel rüya
Ve adı da aşk güya 

Zeynep Dizdar'ın klibini buradan izleyebilirsiniz. 



15 Eylül 2011 Perşembe

Yaz tatilinde regl olmak tatilin sonu mu demek? (Tampon)


Yanıt: Tampon kullanmaya direnenlerden değilseniz, tatilde bile olsanız, hayatınızda hiçbir değişiklik olmadan, yüzmeye ve güneşlenmeye devam edebilirsiniz.

Diğer markaları bilmem, ben her zaman o.b. marka tampon kullandım ve çok memnunum, bu nedenle başka bir marka denemeye de kalkmadım.

Bana sıkça sorulan sorular genelde şunlardır:
  1. Tampon takarak havuza ya da denize girdiğinde sızıntı olması tehlikesi var mı? Bence yok. Hiç başıma gelmedi, ki 7 gün boyunca ve oldukça da yoğun kanamam olur. Bırak suya sızmayı, iç çamaşırım bile kirlenmiş değil bugüne kadar.
  2. Tampon takarak suya girdiğimizde tamponun şişerek sıkışması ihtimali var mı? Böyle bir ihtimal zaten asla yok. Çünkü kullananlar bilir ki şişmiş tampon daha rahat çıkar. Ayrıca deneyimlerimden biliyorum ki, kadınlar o bölgeye su almıyorlar. Öyle olsaydı tampon deniz suyu emmiş şekilde çıkardı. Oysa saatlerce suda kalmama rağmen öyle çıkmıyor. Zaten o bölgenize su girdiğini düşünüyorsanız, siz en iyisi hiç havuza girmeyin, çünkü diğer kadınlarda da öyle oluyor olsaydı, havuzlarda hijyeni sağlamak mümkün olmazdı!
  3. Tampon kaç saat kalabiliyor? Kullanma kılavuzunda 4 ila 6 saat arasında kalabileceği yazıyor. Zaten çocuklu bir anne de bu süreden daha uzun suda ya da plajda kalamaz :)
  4. Tampon takılıyken idrar yapmak tehlikeli midir? Biz kadınların vücudumuzu bu kadar az tanımamız da bazen beni düşündürüyor. İdrar deliği ile vajina girişi farklı noktalardadır. Bu deliklerden biri rahime, diğeri ise idrar torbasına bağlanır. Siz tamponu vajina girişine sokarak, rahimin ağzını kapamaya çalışıyorsunuz. İdrar deliğiniz ise açık ve tamponun bulunduğu yere erişimi yok. Bu nedenle tamponunuz takılıyken rahatlıkla tuvalete gidebilirsiniz.
  5. Tampon takılıyken rahat hareket edilebiliyor mu? Eğer yeteri kadar içeri doğru ittirebilmişseniz, varlığını bile unutuyorsunuz bir süre sonra. Eğer içeri ittirmeye korkmuşsanız, kımıldadıkça hissediyorsunuz ama acı ya da ağrı hissi vermiyor. Tamponun nasıl takıldığını o.b.'nin sayfasından görebilirsiniz. 
  6. Tamponun mavi ipi mayodan sarkmaz mı? Evet, böyle bir risk var. Her zaman dikkatli olmak lazım. Denemelerim sonucu şunu fark ettim: İpi öne doğru uzatarak mayoyu giyersen, sağdan soldan sarkma ihtimali daha az oluyor. En iyisi tampon kullandığınız zaman, çevrenizi haberdar edin ve olası bir mavi ip kazasında sizi uyarmalarını isteyin.
  7. Tamponun ipinin kopması riski var mı? Böyle bir riskin olduğu söyleniyor. Ben de her tampon takışımda bir elimle tamponu sıkıca tutup, diğeri ile ipini şiddetle çekiştirerek kontrol yaparım. Şimdiye kadar taktığım hiçbir tamponun ipi kopmadığı gibi yaptığım bu kontrollerde de ipi kopan tampona rastlamadım.
Aklımda kalan sorular bunlar. Sizin aklınıza gelen farklı sorular varsa o.b.'nin internet sayfasında cevaplarını bulabilirsiniz. Bulamazsanız bana sorun, bakalım biliyormuymuşum cevabı :)

Yıllardır tampon kullanırım, hiçbir rahatsızlık yaşamadığım gibi olumsuz bir durumla da karşılaşmadım. Rahatlıkla tavsiye ediyorum.

Sonuç: Yaz tatilinde regl olmuşsanız en yakın marketten ya da eczaneden bir tampon alarak, tatilinize kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Torba'da nerede kalınır? (Hotel Omar)

Otelin üstten girişi...

En iyi Bodrum'da tatil yapılır düşüncesiyle bu yaz bir de Bodrum'a uğradık. Değişik yerler denemeyi sevdiğimizden, daha önce hiç kalmadığımız Torba'ya gittik. Sanırım, çoğunlukla yerleşik halkın kaldığı bir belde olduğundan küçük, gürültüden izole, sakin ve nezih bir bölge.


Üst girişten aşağı yürümek gerekiyor.
Alt girişe ise araba girişi yasak olduğundan,
park edip otele kadar yine yürümek gerekiyor :)

Sahilde bakınırken Hotel Omar'da karar kıldık. Torba sahili de, Didim gibi halka açık. Oteller ile sahil arasında yaya yolu var. Hatta yolun sonunda meşhur Voyage Otel var ve yaya yolu otelin içerisinden geçerek devam ediyor. Otel görevlileri ışıklandırılmamış yolun başında durarak, dolaşmaya çıkanları yönlendiriyor ve bu şekilde otelin güvenliğini sağlamaya çalışıyorlar. İlk defa böyle bir uygulama gördüğümüzden, bize çok ilginç geldi. Otelin diğer bir ilginç olan yanı da sessiz sakin Torba Koyu'nda tüm gün ve gece bangır bangır müzik yayını ile animasyon ekibinin sesinin ortalığı inletmesi... Biz mi yaşlandık nedir?





Voyage'ın sahili
(Palmiyelerden hoşlanmadığımı söylemiş miydim?)

Neyse ben Hotel Omar'ı anlatayım:
Bir kere mimarisine ve çevre düzenlemesine bayıldım!
Bir kale gibi dizayn etmişler ve tüm odaları deniz görüyor. Biraz merdiven inip çıkmak zorunda kalıyorsunuz, ama Bodrum'un yapısı nedeniyle zaten çoğu tesis merdivenli.




Otelin her tarafı çiçeklerle süslenmiş ve bahçenin çok iyi bakıldığı her halinden belli. Belli ki otel inşa edilirken etraftaki zeytin ağaçlarını korumuşlar. Otelin içinde çok sayıda zeytin ağacı ve yerlerde hep ağaçlardan dökülmüş zeytinler var.



Sadece havuzunu biraz kirli bulduk (belki de bize öyle geldi) ama zaten fazla havuza girmediğimiz için önemsemedik. Söylemeden geçemeyeceğim: Otelde normal havuz ile çocuk havuzu arasında bir ara bağlantı var. Eğer bebeğiniz, çocuk havusunu kirletirse zor durumda kalabilirsiniz (Müdahale etmekte geç kalırlarsa her 2 havuzu birden boşaltmaları gerekebilir.)


Sol taraftaki açık ama üstü kapalı alan otelin restoranı.

Zeytin ağacının gölgesindeki pusette
henüz birkaç aylık bir bebek uyumakta...

Odaların hepsinin giriş kapısı önünde geniş bir alan var. Oradaki masalarda yemek yiyebilir ya da çamaşır askısında havlularınızı kurutabilirsiniz.

Odalar ise şimdiye kadar gördüğüm en geniş otel odaları: 50 m². İki tane sedirin bulunduğu geniş bir girişi var. Sedirlerde rahatlıkla birer kişi yatabilir. Sedirde yatmayı çok sevdiğim için bir gece, sedirde yatıp elimi camdan dışarı sakıtarak uyudum. Çok keyifliydi :) Minik bir açık mutfak alanı var. Mutfak dolaplarının içine de ihtiyacınız olabilecek mutfak araç gereci koymuşlar. Hepsi de gayet temizdi. Yatak odasında iki yatağı birleştirdiler ve bebek yatağı getirdiler. İki yatağın birleştirilmesinden hazzetmiyorum ama yine de oteli çok sevdiğimizden, bunu da sorun etmedik. Odalar bu kadar geniş olmasına rağmen banyosunda sadece minik bir duşakabin var (bu genişliğe bir küvet yakışırmış) ve sıcak su konusunda da biraz hassaslar sanırım :) Gün içerisinde su ılık akıyor, sadece akşamları sıcak akıyordu. Bizim için sorun olmadı ama minik bebekleri olan aileler ne yaptılar bilemiyorum. Her gün gelip biz fark etmeden oda temizliğini yaptılar, bebeğimiz uyuyor dediğimiz zaman 2-3 defa gelip kontrol ettiler. Temizlik konusunda hiçbir sorun yaşamadık.




Otel içerisinde bir restoran var. Öğle yemeklerimizi orada yedik. Servis elemanları elbette son derece amatördü. Yemekler de ahım şahım değildi. Ama temizlerdi ve öğlen yemeği için de fazla şatafata gerek yoktu :) Havuz başındaki "snack bar" ise orada olduğumuz dönemde işlemiyordu (ağuztos ve ramazan ayıydı). Zaten havuza giren fazla kişi yoktu, ayrıca restoran da havuza "snack bar" kadar yakındı. Bir de otelin altında minik bir bakkal vardı. Sahilde olduğunuz sürece bir şeyler yiyip içmek için otele çıkmanıza gerek kalmıyor böylece. Deniz kenarına da servis yapıyorlardı.

Sahil çakıllı ve dar, 2 sıra şezlong ancak sığıyor. Deniz ise akvaryum gibi, herkes şnorkelle yüzüyor. Kızımı bırakıp da fazla uzağa açılamadım ama dubaların içerisinde kalan alanda bile 5-6 çeşit balık görebildim. Balıkların da teyit ettiği gibi, deniz tertemiz.



Sonuç: Çok çok ucuz bir otel değil, ama açık mutfağı ile tasarruflu bir tatil imkanı sunuyor. Süper lüks değil ama temiz ve mimarisi, yerleşimi, çevre düzenlemesi, manzarası, denizi, sahili harika :)

6 Eylül 2011 Salı

Didim'de nerede kalınır? (Orion Otel)

Cevap: Altınkum, Didim'de kalmak için bence en uygun yer.

Bu tatilde Didim'e ilk defa gittik ve sadece bir gece kaldık; o nedenle yanlış bilgi de veriyor olabilirim :) Ama gördüğümüz kadarıyla, çoğu Ege sahilinden farklı olarak, tıpkı Sarımsaklı gibi Didim'de de boydan boya halk plajı var. Dolayısıyla hiçbir otelin doğrudan denize plajı yok. 

Sahili boydan boya gezdik ve hemen önünden denize girilebilecek otellerin Altınkum bölgesinde olduğunu gördük. Oteller plajı kapatmamış ama en azından otelin arka kapısından çıkar çıkmaz kuma basabiliyorsunuz ki bu da küçük çocuklu bir anne için bulunmaz nimettir.

Altınkum'da fazla oyalanmadık, gözümüze en hoş görünen oteli seçtik: Orion Otel.

Ortadaki kavisli bina Orion Otel.
Otel odaları standarttı. Üç günde bir havluların değiştiğini söylediler. Otelin bir minik havuzu vardı ama o muhteşem plaj karşısında kimse havuza girmiyordu. Akşam saatlerinde de havuz çevresini, getirdikleri masalar ile restorana çeviriyorlardı.


Tıpkı Altınoluk'ta kaldığımız otelde olduğu gibi Altınkum'daki bu otelde de akşam yemeği mantığı aynıydı: Bir çeşit et yemeği, bir çeşit tavuk yemeği, birkaç çeşit zeytinyağlı ve meyve/tatlı kombinasyonları. Ama en azından yemekler diğer otele kıyasla daha özenle hazırlanmış ve daha lezzetliydi. Eşim bile yemek konusunda şikayetçi olmadı. (Şimdi aklıma geldi, ambiyans da önemli: Altıner Otel'de yemeklerimizi plastik ve dolayısıyla sağa sola esneyen masalarda yemiştik; Orion Otel'de ise bambu iskeletli cam masalar kullanılıyordu).

Sahil ise dünyanın sayılı sahillerinden, tamamen kum. Deniz ise akvaryum gibi, kumlu olmasına rağmen pırıl pırıl. Benden başka şikayetçi olan duymadım ama Didim'de başıma şu geldi: Balıklar tarafından ısırıldım. Öyle böyle değil hem de 3 defa aynı noktadan saldırdılar. Sonradan baktım, orada kanayan minik bir yara oluşmuş. Balıklar mı yaptı, yoksa yara zaten vardı da balıklar oraya mı saldırdılar bilemiyorum. Daha önce de başka yerlerde başıma geldiğinden fazla önemsemedim :)

Didim'de akşam dolaşmaya çıktık. Ortam güzeldi. Çoğunlukla İngilizler tercih ediyorlar sanırım, İngiliz kahvaltısı veriliyordu her yerde. Karaoke barlar vardı. İnsanlar sokaklarda dolaşıyorlardı. Neşeliydi, hoş bir ortamdı. Hande Yener konserine bilet satılıyordu. Hem çocuklu aileler hem de yaşlılar mutlu görünüyorlardı.

Orada fazla kalmamızın nedeni ise şuydu: O muthiş sahil pislik içinde. Kızım kumla oynuyor, içinden sigara izmaritleri çıkıyor. Sokak köpekleri sahilde dolaşıyor, kafalarına göre sağa sola pisliyor; kimse de temizlemiyor. Denizden sahile vuran kullanılmış kadın pedi ise olaya son noktayı koydu zaten.

Ortam güzel, deniz müthiş, kumsal harika ama işte insanlarımız henüz hazır değiller sanırım. 

Sonuç: Didim'e ancak gezerken uğrar, denize girer ve yoluma devam ederim. Uzun süreli kalmayı ise belki ancak bir 10 sene sonra denerim.

Not: Didim'den Bodrum'a doğru giderken yolsa acıktık ve bir gözlemecide durduk. Aklımızda bulunsun diye buraya fotoğrafını ekleyeyim: Hem gözlemeleri çok güzeldi hem de çocuklar için çeşitli oyuncaklar vardı etrafta, kızım da keyifli zaman geçirmişti orada.

Fatma Ana'nın Yeri :)


27 Ağustos 2011 Cumartesi

Altınoluk'ta nerede kalınır? Altıner Otel


 Kısa bir araştırma sonrası biz Altıner Otel'i tercih ettik. Kıcasa özetleyecek olursam:

Ağustos ayı olmasına rağmen suyu buzzzzz gibiydi. Otelin yakınlarında bir yerde, bir nehir suya karışıyormuş ve suyu zaman zaman böyle soğuk oluyormuş. Akıl edip de kızımın balık adam giysisini yanıma alsaydım belki onu sokabilirdik. Ama soğuk sudan hiç şikayetçi olmayan eşim bile giremedi suya. Kızım da denizin kıyısında oturup, çakıllarla oynamakla yetinmek zorunda kaldı...



Suyun soğuk olmasa, denizi müthiş güzel. Tam benim sevdiğim gibi çakıllı ve dolayısıyla berrak. Zaten mavi bayrağı var.


Plajı dar ve taşlık. Siz de benim gibi bebeğinizin oyalanması için kumluk bir plajın daha uygun olacağını düşünenlerdenseniz, çakıllı bir plajda geçireceğiniz bir kaç saat fikrinizi değiştirebilir. Belki 3 yaş civarı kumda daha çok oyalanabilir bilemiyorum. Ama 2 yaş civarındaki şu dönemde taşlar ve taşları kovalara doldurup boşaltma işlemi kızımı kumla oynamaktan çok daha uzun bir süre oyalayabiliyor.



Oldukça geniş bir havuzu var. Bir de su kaydırağı mevcut. Bu kaydıraklar çocukları epey oyalıyor gördüğüm kadarıyla. 3-4 yaşından sonra kaydıraklara daha da meraklı olacağını düşünüyorum. Çocuk havuzu ise 50 cm derinliğinde ve su 2 yaşındaki kızımın bile beline geliyordu. Dolayısıyla çocuk havuzunun içinde kolluksuz oynamanın keyfini sürdü bizim kız. Yalnız, başlarına sık sık gelen kazalardan dolayı sanırım, normal havuza bezli bebekleri sokmuyorlar. Bizimle birlikte yüzmeye alışık olan kızım bu durumdan hiç hoşlanmadı. Havuzun yakınında bir "pool bar" ve çokça hamak var. Ayrıca bir de minik çocuk parkları var ve benim için önemli olan nokta: Park ağaçlık bir alanda ve dolayısıyla gölgelik ve serin oluyor.



Otel 3 katlı. Standart odada, iki tane tek kişilik yatağı birleştirdiler; kızım için de park yatak getirdiler. Eğer çocuğunuz park yatakta, sizden ayrı yatmıyorsa sorun olabilir: Birleşmiş yatakların ortasındaki bölgede yatmak çocuğunuzu rahatsız edebilir.

Bizim için ana sorun ise akşam yemeğiydi: Yemekte et yemeği olarak etli patlıcan, tavuk olarak da başarısız bir tavuk şnitzel türevi vardı. Eşim yemek konusuna takıntılı olduğu için bu otele bir daha gideceğimizi sanmıyorum. Ama siz yemek konusunda çok da ayrıntıcı değilseniz, diğer yönleri ile bizde oldukça olumlu etki bıraktı. Unutmadan ekleyeyim: Akşam yemeğinde canlı müzik vardı. Kızım, hem gitar çalıp hem de şarkı söyleyen abi eşliğinde yemek yemekten hoşlanmıştı.


Bir de hatırda tutmakta fayda var: Kaz Dağları'nın karı Ağustos ayında eriyor ve ırmaklar yoluyla denize ulaşıyor. Ayrıca Altıner Oteli'ne çok yakın bir de şelale var. Bu durumda Ağustos ayında deniz suyunun sıcak olacağı yanılgısına düşmemek gerekiyormuş; yaşadık , gördük :)

23 Ağustos 2011 Salı

Bebeğim havuzu kirletirse ne yapmalıyım? (Fazla yutulan deniz/havuz suyu)

Olayın geçtiği çocuk havuzu :)


Cevap: Çocuğunuzu çocuk havuzuna sokmuş olduğunuzu ümit ediyorum. Hemen diğer çocukları havuzdan çıkartıyorsunuz ve gidip otel yönetimine haber veriyorsunuz. Bir yarım saat içinde çocuk havuzu boşaltılıyor, temizleniyor ve yeniden dolduruluyor. Siz de yaşadığınız utancın sonunda bir rahatlama hissi duyuyorsunuz.

Off ki of! Başımıza bu da geldi... Bu konuda çok dikkatliyimdir. Kumaş bezlere güvenmediğim için havuzda her zaman mayo bebek bezlerinden kullandım. Ama bu seferki tatilde boş bulundum. Denize girmek üzere mavi bayraklı denizi olan bir otele gitmiştik. Denize kızımı çıplak sokuyorum. Bu nedenle sadece mayosunun altıyla denize doğru ilerlerken kızım resimde arka fonda görülen su kaydıraklarından çocukların kaydığını gördü. Kendisi de girmek istedi. Eşim de kırmadı ve birlikte kaydılar. Bu sırada kızım yüklü miktarda klorlu su yuttu. İşte o noktada uyanmam gerekirdi ama yorgundum ve boş bulundum.

Kızım fazla miktarda deniz ya da havuz suyu yuttuğunda, bu fazla sular gayet berrak olarak poposundan çıkıyorlar. Çıkarken beraberlerinde kurumuş ağaç yaprağı gibi ufak tortular da getirmeseler ve ben de gözümle görmesem, poposundan çıktıklarına kesinlikle inanmam. Tamamen sallama usulü, şöyle bir açıklama buldum kendimce: Sanırım, vücut fazla miktarda tuzlu ya da klorlu suyu böbreklere yüklememek adına barsaktan boşaltıyor. Tamamen uyduruyorum ama olabilir de... Başka annelere sordum; kimi çocuk da yuttuğu suyu direkt mideden çıkarıp istifra ediyormuş. Neyse iyice iğrençleşmeyeyim, konu zaten sapıtmaya müsait :)

Çocuk havuzundaki çocukların eğlendiğini gören kızım doğrudan çocuk havuzuna geçiş yaptı. Orada da kendi kendine oynuyor, biz de başında duruyoruz derkennnn kızımın ayaklarının etrafında kuru yapraklar görmeye başladım. "Yok canım, daha da neler" derken, yapraklar artmaya başladı. Hemen kızımı kaptığım gibi eşime verdim. Havuzdaki diğer çocuğu çıkardım. Ailesinden özür diledim. Koştur koştur resepsiyona gidip durumu izah ettim. Derhal gelip havuzu boşalttılar. Temizlediler ve yeniden doldurdular.

Bu arada ben yerin dibine girdim tabii. Havuzdaki diğer çocuğun ailesi oruçlu filan mıydı bilmiyorum, ayaklarını sokuyor ama kendileri girmiyorlardı. Çocukları da kızımdan büyük bir çocuktu ama büyük havuzunda yüzmekten korkuyordu sanırım; çocuk havuzunda ise kendi kendisine eğleniyordu. Havuz boşaltılınca, o aile de oteli terketti. Günlerini mahvetmiş olabilirim; hala aklıma geldikçe üzülüyorum.

Ertesi gün, benim kızımdan yaşça biraz daha büyük bir erkek çocuğu (ki o da yetişkin havuzundaki kaydıraklardan kayıyordu) çocuk havuzunda kakasını yapmış. Ama altında bezi olduğundan kimse fark edemedi. Sonra çocuk havuzundaki kaydıraktan kayarken kakası mayo bezden çıkarak kaydırağa sıvandı. Ben de en azından kaka sorununu uzun zaman önce halletmiş olduğuma sevindim. Kızımın denize girdiği ilk günden beri acaba denize, havuza kakasını yapar mı gibi bir gerginlik yaşamadık. Ama bu rahatlık sonunda pahalıya patladı, o da ayrı mevzu. Neyse ki olay yetişkin havuzunda başımıza gelmedi deyip, züğürt tesellisi bulayım bari...

Sonuç: Gittiğiniz otelde çocuk havuzunun yetişkin havuzuna bağlantısı olup olmadığına bakın. Eğer bağlantısı yoksa nispeten rahat edebilirsiniz. Bir kaza anında küçük havuz hızla boşaltılıp temizlenerek doldurulacaktır. Bebeğiniz tuvalet eğitimini tamamladıktan sonra bile mayo bezi olmadan havuza sokmayın. Zira uzunca bir süre oyuna daldıklarında ya da fazla su içtiklerinde altlarına kaçırma eğilimleri oluyor.