10 Ocak 2013 Perşembe

Bulaşık Makinesinde Kimyasal Deterjan Yerine Ne Kullanılabilir?


Bulaşık makinesinde deterjandan başka bir ürün kullanmak isteyince çok eleştiri almıştım. Efendim, makinelerin karmaşık çalışma prensiplerine uygun deterjanlar ancak fabrikalarda üretilebilirmiş filan falan...

Bakın şu karmaşık (!) bulaşık makinesi nasıl çalışıyor (http://home.howstuffworks.com/dishwasher.htm)

1. İçine su alıyor.
2. En alttaki yuvarlak bölgede bulunan elektrikli tesisat ile suyu ısıtıyor.
3. Otomatik olarak deterjan kapağını açıyor. Deterjan sıcak suyun içine dökülüyor.
4. Üst rafın altında ve en altta bulunan pervaneler yardımı ile deterjanlı sıcak suyu bulaşıklara püskürtüyor.
5. Kirli suyu akıtıyor.
6. Bulaşıkların üzerine bu sefer temiz su püskürterek durulama yapıyor.
7. Durulama suyunu boşaltıyor.
8. İçindeki havayı ısıtarak, buharlı kurutma yapıyor.

Elde yıkamaktan ne farkı var şimdi bunun?


Ben 5-6 senedir bulaşık makinesi tuzu yerine limon tuzu kullanıyorum. Henüz makinemde hiçbir sorun olmadı. Zaten limon tuzu kireç çözüdür. Siz de gözünüzle etkisini görmek istiyorsanız kireçlenmiş çaydanlık ya da elektrikli su ısıtıcısına su ve limon tuzu koyup kaynatın, kireçlerin nasıl çözüldüğünü ve aletin pırıl pırıl olduğunu göreceksiniz. Hatta soğuk buhar makinesi kullanıyorsanız, onda da aynı işlemi uygulayabilirsiniz. E, bulaşık makinesi tuzunun asli işlevi de kireç çözmek olduğuna göre, neden onun yerine limon tuzu kullanmayayım?

Parlatıcı olarak da sirke kullanıyorum. Parlatıcı durulanmadığı için bulaşıkların üzerinde kalıyor ve bu nedenle özellikle parlatıcının doğal ve yenilebilir bir madde olması çok önemli. Parlatıcının tek işlevi, camların mat görünmesini engelleyen cam cilasını korumak. Sirke de bu işlevi gayet iyi yerine getiriyor. Sık yıkamada camların cilası zaten çıkar bir süre sonra. Parlatıcı kullansanız da çıkar, sirke kullanınca da çıkıyor. Ama arada herhangi bir süre farkı yok. Yani sirke, kimyasal parlatıcılardan daha az korumuyor kesinlikle. Ayrıca her ihtimale karşın daha sık kristal bardak kullanmaya başladım. Kristallerde cila mı yok, nedir; bilmiyorum ama kristal her şekilde pırıl pırıl parlıyor. Benim makinemde sirke koku da yapmıyor. Ama eğer üzüm sirkesinin kokusunu duyar ve rahatsız olursanız, daha az kokan elma sirkesini deneyebilirsiniz.

Makinenin tuz gözüne limon tuzu, parlatıcı gözüne de sirke doldurduktan sonra geriye kaldı bulaşık deterjanı gözü... Onun için de çeşitli karışımlar denedim. Ama hepsi de matlık yaptı... Bir de ben öyle deterjan imalatı ile zaman harcayabilecek bir tip değilim. En sonunda şunda karar kıldım:

Bulaşıkları eskiden sudan geçirmez, doğrudan makineye atardım. Şimdi bulaşıkları önceden sudan geçiriyorum. Ki sanırım dünya üzerindeki tüm kadınlar, bulaşık makinesi kullansınlar kullanmasınlar, bu ön sudan geçirme işlemini yapıyorlar zaten. Sudan geçirirken ellerim suya değmesin diye İKEA'dan bulaşık fırçası aldım. Başka yerlerde de satılıyor bu tür fırçalar.

Eğer hakikaten dibi tutmuş bir şeyler varsa çok çok nadiren telle de ovalıyorum. Sonra da makinenin deterjan gözüne limon tuzu dolduruyorum. Eğer tencere, tava filan çok aşırı yağlı şeyler varsa belki bir avuç da makinenin içine limon tuzu atıyorum. Ve hepsi bu kadar...

Eğer bulaşıklar çok yağlıysa yüksek ısıda çalıştırıyorum. Bir sene Rusya'da, Rus bir ailenin yanında yaşadım ben. Orada bulaşık deterjanı hiç kullanılmaz. Bulaşıklar yüksek ısıda akan suyun altına sokulup, çıkarılmak suretiyle yıkanır. Bulaşık deterjanı kullanmak zorunda olduğumuz fikri nedense bizim beynimize işlemiş, aksini düşünemiyoruz. Aslında yüksek ısıda su bile yeterli yemek bulaşığını yıkamak için.

Eğer bulaşıklar çok da yağlı değilse, zaten de ön sudan geçirme de yaptığım için, bardak yıkama programında, 35 derecede yıkıyorum. Ki aslında bir insan elinin dayanabileceği maksimum sıcaklık zaten 40 derece. Dolayısıyla bulaşık makinesi yokken, yani bundan 20 sene evveline kadar zaten bulaşıklar elde ve en fazla 35 derece sıcaklıkta yıkanıyorlardı. Bardak programı çok da kısa olduğundan, elektrik sarfiyatı da az oluyor.

Senelerdir bulaşık makinesi tuzu ve parlatıcı kullanmıyorum. Hiçbir sorunla karşılaşmadım, makinem hala pırıl pırıl yıkıyor, herhangi bir arızası da olmadı. 6 aydır da deterjan yerine limon tuzu koyuyorum. Tavsiye ederim...



Limon tuzu nedir? Sitrik Asit:
http://beta.eksisozluk.com/limon-tuzu--73373?p=1
http://www.genetikhastaliklar.com/sifali-bitkiler/limon-tuzunun-faydalari.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Trisodium_citrate
http://tr.wikipedia.org/wiki/Sitrik_asit
http://www.merakname.com/sitrik-asit-nedir/

Yazıma gelen sorular oldu, hemen onları cevaplamak isterim:
  1. Pahalı değil mi? Ben kilo ile alıyorum. Kilosu 10 TL. Yarım kilosunu 2 aydan fazla süre kullanıyorum sanırım. Ki ben her gün çalıştırıyorum makineyi. Çin'den ithal limontuzunu kilosu 3,88 TL'den satıyorlar (http://www.kimyasalfiyatlari.com/index.asp?git=d&id=55). Gıda hammaddesi olarak da kilosu 7 TL'den satılıyor (http://www.gidahammaddeleri.com/urun/limon-tuzu-parca-1kg/465). Doğal ürün pazarında ise kilosu 14 TL'den satılıyor (http://www.sadepazar.com/LIMON_TUZU_250_gr_U4309.html).
  2. Arapsabunu veya boraks ve karbonat karışımı kullansak olur mu? Her makinede farklı sonuç veriyor olabilir gerçi ama benim makinemde limon tuzu haricindekilerin hepsi camlarda matlık ve/veya metallerde su izi yaptı. Ayrıca arapsabununda, diğer tüm sabunlarda olduğu gbi kostik var, sık kullanılmasa iyi olur (Kostiksiz un üretiminin mümkün olmadığı hakkında bkz: http://sabunagaci.com/2012/04/17/kostiksiz-sabun-olur-mu/) (Kostik riskleri için de bkz.: http://www.kostik.gen.tr/kostik-tehlike.asp. Ancak unutmamak gerekir ki tüm sabun çeşitlerinde kostik var ve insanlar vücut temizliklerini yüzlerce yıldır kostikle üretilmiş sabunlarla yapıyorlar: http://www.kostik.gen.tr/kostik-tehlike.asp ve http://www.kostik.gen.tr/kostik-tarihi.asp). Boraks zaten tehlikeli bir madde, çocuklu evde bulunmasa daha iyi olur. Ben yenilebilir ürünleri kullanmayı terci ediyorum.
  3. Makine bozulmuyor mu? 5-6 senedir tuz yerine limontuzu, parlatıcı yerine de sirke kullanıyorum. Makinem hala taş gibi. Deterjan yerine limon tuzu kullandığım son 6 aydır da herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Karşılaşsam da önemli değil ayrıca. Tamir ettiririm, yedek parçasını değiştiririm; olur biter. Yeter ki bende sağlık sorunu olmasın. Makinenin bozulacağı şeklindeki ifadelerin şehir efsanesi olduğunu ve kimilerinin işine geldiğini düşünüyorum.
  4. Limon tuzunu makinenin neresine koyuyorsun? Bulaşık makinesi tuzu yerine kullandığım zaman, tuz bölümüne dolduruyorum. Bulaşık deterjanı olarak kullandığım zaman da her yıkamada deterjan gözüne koyuyorum.
  5. Limon tuzu dediğimiz, turşu tuzu mu? Evet, turşu yapımında da kullanılıyor. Ama turşu tuzu ile kastedilen kaya tuzu filansa, hayır, limon tuzu, normal tuzdan farklı. Yukarıdaki linklere bakabilirsiniz. Limon tuzu, yani aslında sitrik asid, E330 kodu ile koruyucu olarak pek çok gıda maddesinde kullanılıyor. Reçel yapımında da geleneksel olarak kullanılmaktadır. Doğu yörelerimizde ekşili dolma yaparken ya da salatalarda limon ve tuz yerine suda eritilerek kullanılır.
  6. E330 kanserojen değil mi? Hayır, değil. Bu da sık duyduğumuz için doğru zannettiğimiz şehir efsanelerinden biri. Ben zaten paketli ürün yememeyi tercih ediyorum. Sitrik asit de neticede bir kimyasal ve yemeklerin içine eklenmesinden hoşlanmıyorum. Ama az miktarda gıda olarak tüketildiğinde herhangi bir zararı olacağını düşünmüyorum. Yine de Doğu illerine yaptığımız geziler haricinde, limontuzunu hç gıda olarak tüketmedim. Bulaşık makinesinde kullanmanın ise zararlı olacağını düşünmüyorum. Bu konuda bir tartışma için bkz.: http://www.klasikyoga.com/forum/index.php?action=printpage;topic=2630.0 ve genel bir açıklama için bkz.: http://www.ggd.org.tr/sehir_efsaneleri2.php?id=47
  7. Benim makinemde deterjan olmazsa bulaşıklar yağlı kalıyor? Makinenizin içinin temiz olduğundan emin olun. Bazen yemek artıkları, su püskürten pervane üzerindeki delikleri tıkayabiliyor. Bu durumda o delikleri bir kürdan yardımı ile açmanız gerekiyor. Eğer delikler tıkalıysa, deterjanın kimyasal özellikleri yağı söküyor ama aslında susuz yıkanmış oluyor, az suyla yani. Deterjan koymayınca da yıkanmadığı belli oluyor. Bir de makinenin en altında bir süzgeci vardır. Onu da arada çıkarıp fırçalamak, deliklerini açmak ve sirke ile yağda arındırmak gerekir. Yine de yağlı çıkıyorsa, bence servisi çağırın, belki makine ile ilgili başka bir sorun vardır. Çünkü limon tuzu koyup da 70 derecede yıkanan bulaşıkların yağlı çıkmaması gerekir. Düşünsenize, sitrik asit... Muhakkak tertemiz yapması gerekir, hem makinenin içini hem de bulaşıkları.
  8. Bulaşık makinesi için koku giderici ürünler var? Onlar yerine de suyunu sıktığınız limonun kabuklarını tavsiye ediyorum. Ben çatal bıçak sepetine koyuyorum. Sizin için makinede uygun olan neresi varsa, oraya koyabilirsiniz. Gerçi limon tuzu kullanınca zaten hiç koku olmuyor ama ekstradan limon kokusu isterseniz, aklınızda bulunsun... Portakal, mandalina ve elma kabuğu kullananlar da varmış. Önce kokuyu gidermeyen deterjan yapıp, sonra da koku giderici ürün pazarlıyorlar. Akıl alır gibi değil!
  9. Evde enzim üretmek ve her türlü temizlikte onu kullanmak mümkün. Ama ben tembelim :) Enzim üretmekle uğraşamıyorum. Sabun cevizini zaten her türlü temizlikte kullanabiliyorum. Limontuzu da kolay temin edilebilir, her zaman bulunabilir bir madde. Ayrıca enzimle temizlik için, baştan deneme yanılma yolu ile yıkama yapmam ve oranları belirlemem lazım. Kim uğraşacak? Ben sabun cevizi sıvısı ve limontuzu ile rahatım şimdilik.
  10. Limontuzu farklı kalınlıklarda oluyor, robotta çekip inceltmek gerekir mi? Kesinlikle hayır! En kalınını bile kullandım, böyle bir parmak boğumu kadardı her bir tanesi; yine de suyla temas edince çözüldü. Ne temizlikte, ne de makinede sorun yaratmadı. Camları filan da çizmedi. Robotta inceltmekle uğraşmaya değmez.
  11. Camlarda matlık yaptı? Bu durumun çeşitli nedenleri olabilir. Bulaşık makinesinin tuz ve parlatıcı bölmelerinin dolu olduğundan emin olun öncelikle. Sonrasında bulaşık makinesi pervanesinin üstündeki deliklerin açık, makinenin alt tarafındaki süzgecin de temiz, yağsız ve gözenekleri açık olduğundan emin olun. Limontuzu olmadan yüksek ısıda çalıştırmayı deneyin. Eğer yüksek ısıda çalıştırdığınız halde yağlar arınmıyorsa, makinenin servisini çağırın. Eğer servis de herhangi bir sorun tespit edemediyse, makineniz iyi yıkamıyor demektir. Bu durumda deterjansız yıkama yapmak, sizin makinenize uygun değildir.
Son olarak denemelerim sonucu yemeklik olarak satılan, saydam görünümlü ve ince olan limontuzundan ziyade, turşuluk olarak satılan, mat görünümlü ve kalın taneli limontuzunun daha etkili olduğunu da tespit etmiş bulunmaktayım :)

Güncelleme: Birkaç yıkamadan sonra camlarım matlaşmaya başlamıştı. Ben de deterjan gözüne limontuzu ile birlikte sirke koymaya başladım (sirkeyi evde yapıyorum ama markette satılan sirkeyi de denedim, aynı sonucu aldım).Sirke ile karıştırdığım limonsuyu hem çok iyi temizliyor, hem de camlarda matlık olmuyor. Hatta matlaşmış camları bile bu şekilde parlattım.

    8 Ocak 2013 Salı

    Ocak Ayında Ne Yenir?


    Kadınların alışverişe düşkün olduğu iddia edilir. Bense hiç hoşlanmam. Nedenini sanırım buldum. Bkz. şu teori :) (http://beta.eksisozluk.com/entry/31238992):

    genellikle erkeklerin hiç hoşlanmadığı, can sıkıcı bulduğu, günümüz kadın-alışveriş ilişkisinin, türümüzün avcı toplayıcı dönemlerinden kalma bir genetik mirastan kaynaklanıyor olabileceği. zira bu dönem, kadınların çoğunlukla toplayıcı rol alması, topladığı nesneleri, besinleri, bitkileri, mantarları, zehirli, zehirsiz, lezzetli, lezzetsiz gibi gruplandırmak zorunda kalması ve bu durumun zamanla cinsi, detaycı, kılı kırk yaran bir yapıya büründürmesi. ayrıca toplayıcılar buldukları zengin kaynaklara tekrar ulaşabilmek için çevreyi de ayrıntılı incelemek, birbirlerine çok benzeyen ortamları detaylara inerek ayırabilmek zorundaydılar. ki bu durum, günümüzde, labirent deneylerinde, neden kadınların erkekler üzerine ezici bir üstünlük kurduklarını da açıklar niteliktedir. oysa erkek cinsi çoğunlukla çevrede yaygın bulunan bir avı yakalamak üzere yola çıkıyordu. en olası, en çok yaklaşabildiği avı avlamaktı amaçları, seçerek oyalanma şansları yoktu. işte bu yüzden erkekler bir markete girdiklerinde, kadınların aksine, alıp çıkma eğilimindedirler:)

    Eğer bu teori doğruysa ben her hafta pazarda toplayıp evime doldurma içgüdümü fazlasıyla tatmin ediyorum. Kendimden geçiyorum sebzelerin, meyvelerin arasında. Onu da alayım, bunu da alayım derken, işte bu hafta yaptığım alışverişin sonucu yukarıda :)

    Pazar alışverişlerini aylara bölmeye karar verdim. Bakalım bu ay tezgahta neler varmış:

    • Sebze: Kereviz, lahana, brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, pırasa, ıspanak, pazı (yavaş yavaş tezgahlarda görünmeye başladı), balkabağı, çintar mantarı
    • Salata olarak: Kırmızı lahana, yeşil salata (kıvırcık, göbek, marul), bayır ve fındık turpları, havuç, dereotu, maydanoz
    • Meyve: Elma, portakal, armut, ayva, greyfurt, mandalina, ayva, muz (yeni yeni çıkıyor), nar ve avokado bitmek üzere, tatlı nar bu hafta bitti buralarda.
    • Baklagiller: Kurutulmuş bezelye, kuru fasulye, kurutulmuş taze fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek, bakla, börülce, kuru mısır, barbunya
    • Tahıllar: Buğday, yulaf


          Çorbalar:

    Kışın ağzına çorba sürmeyen kızım artık sıcak sıcak çorbaları içiyor. Bağışıklığımızı güçlü tutmak için çorba içmemiz gerekiyor. Bu ayın çorbaları:
    • Buğday aşı çorbası: Buğdaylı, nohutlu, mısırlı, kuru naneli (dövük çorbası da denir)
    • Yayla çorbası
    • Mercimek çorbası: Havuçlu, patatesli, kerevizli, bol soğan ve sarımsaklı, kimyonlu
    • Ezogelin çorbası: Mercimek çorbasının içine bulgur ya da pirinç katıyoruz.
    • Tarhana: Sarımsaklı, yeşil biberli, naneli ve bazen kıymalı
    • Borş çorbası: Lahana, pancar, havuç ve defne yapraklı
    • Sebze çorbaları: Bezelye çorbası, havuç çorbası, mantar çorbası, balkabağı çorbası, karışık sebze çorbası (patates, soğan havuç, pırasa ve bir de baklagil), brokoli çorbası
    • Tavuk suyu çorbası: Havuçlu, şehriyeli, bazen de terbiyeli düğün çorbası şeklinde
    • Baklagil ve tahıl karışım çorbası
         
        Yemekler:  
        Ben de yazın pek fazla baklagil yemesem de (bezelye hariç), kışı gelince baklagillere dadanıyorum.
      • Nohutlu, ekşili köfte (çorba mı, yemek mi tam karar veremedim)
      • Erişteli yeşil mercimek  (çorba mı, yemek mi tam karar veremedim)
      • Ispanak: Bol havuçlu (havuç şekerli bir tat katıyor)
      • Pazı dolması, lahana dolması
      • Kapuska: Havuçlar rende olacak ve ince lahanalar ince kıyılacak
      • Pırasalı börek, ıspanaklı börek
      • Zeytinyağlı, havuçlu pırasa
      • Zeytinyağlı kereviz
      • Zeytinyağlı barbunya pilaki
      • Brüksel lahanası kavurması
      • Kıymalı karnabahar
      • Bakla denlisi: Kurutulmuş taze fasulye ve bulgur
      • Nohut, kuru fasulye, mercimek
      • Mantar sote: Tavuklu olabilir
      • Tavuklu pilav: Kışla birlikte tavuk yemeye başladık.

       Salatalar:
      • Cevizli kereviz salatası
      • Yoğurtlu havuç salatası
      • Buharda brokoli, zeytinyağı ve limon ile
      • Zeytinyağı ve sirkeye yatırılmış kırmızı lahana
      • Karışık salata: Bol nar ekşisi, nar ve ceviz ile
      • Göbek, kıvırcık, marul salatası: Hepsinin de göbeğini kızın çıtır çıtır yer, onlar salataya eklenmez :)
      • Havuç ve turp salatası: Zeytin ile birlikte
      • Piyaz: Bol soğanlı, tatlı acı biberli, sirkeli ve ana yemek olarak haşlanmış yumurta ile yenebilir.             

      Tatlılar:
      • Balkabağı tatlısı
      • Sütlaç, Fırın Sütlaç
      • Su muhallebisi
      • Kuruyemiş ve kuru meyveler
      • Çaylar: Kuşburnu, adaçayı veya keçi boynuzu çayı.

      Geçen sene Ocak ayı için girdiğim yazılar da burada:
      http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/12/ocakn-1-haftas-pazarda-neler-var-bu.html
      http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/01/ocakn-2-haftas-pazarda-neler-var-bu.html
      http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/01/ocakn-2-haftas-pazarda-neler-var-bu_15.html 
      http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2012/01/ocakn-4-haftas-pazarda-neler-var-sar.html


        5 Ocak 2013 Cumartesi

        Yaban Mersinini Nasıl Tanırız?


        İstanbul'da bir yaban mersini furyası başlamış. Ama mersingillere o kadar yabancıyız ki tüm mersin türlerini birbirine karıştırıyormuşuz. En son ben de karıştırınca oturup araştırdım. Sanırım artık yaban mersini konusunda kolay kolay yanılmam :)

        Türkiye'de 3 tür mersin satılıyormuş (http://beta.eksisozluk.com/entry/27710001):  memlekette 3 değişik tür meyve yaban mersini adıyla satılıyor. şekerlenerek kurutulmuş kırmızı yemişin adı aslında turna yemişi ve amerika kökenli; baharatçıların sattığı kekremsi yemişler bildiğiniz mersin ki kendisinin kültüre alınıp ballanmışına biz güneyde hambeles diyor ve çok seviyoruz; sonuncusu ise kuzey iklimlere has, bizde de karadeniz bölgesinde bolca bulunan gerçek yaban mersini.
        Yukarıdaki resimde görülen meyve İstanbul'da kilosu 20-30 liradan satılan, yaşı kurusu pek bir pahalı olan yaban mersini, yani mavi yemiş (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yaban_mersini). İngilizcesi mavi yemiş karşılığı "blueberry" (http://en.wikipedia.org/wiki/Blueberry).

        Akdeniz bölgesinde doğal olarak yetişen ve kilosu 3-4 liradan satılan bir diğer mersin türü ise "adi yaban mersini" (vaccinium myrtillus). Bu bitkinin yabani olanına yabani mersin, aşılı olanlarına ise mersin deniyormuş (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mersin_%28bitki%29). Yabani olanın siyaha çalan koyu mavi bir rengi var, ıslah edilmiş olanlar ise önce beyaz, giderek pembeleşiyor. İngilizcesi "bilberry" (http://en.wikipedia.org/wiki/Bilberry). Antakya yöresinde hambeles diye biliniyormuş (http://dogaguncem.wordpress.com/2010/11/15/hambele/).

        Sağdaki ıslahlı olan türü yani mersin, beyaz renkli, olgunlaştıkça kararıyor, tadı diğerine göre daha tatlı. Soldaki siyah görünen ise yabani mersin, Akdeniz'de doğal olarak yetişiyor.
        Blueberry yusyuvarlak, bilberry'ler ise oval. Karpuzla, kavun gibi :)

        Blueberry'nin sap kısmı dışarı doğru açılıyor, bilberry'lerin ise içerlek.
        Bir de yabanmersini kurusu diye kırmızı bir kuru meyve satıyorlar. Mavi bir yemiş nasıl oluyor da kuruyunca kırmızı oluyor, diye sorunca da, "oluyor işte" diyorlar. Meğer o kuru ve kırmızı olan meyve mersingillerden bir diğeri olan turna yemişiymiş (http://www.faydalarineler.com/turna-yemisinin-fayfalari/). İngilizcesi cranberry imiş (http://en.wikipedia.org/wiki/Cranberry). Kuşburnu meyvesie benzeyen, oval ve kırmızı bir mersin türü.

        Turna yemişi (cranberry)

        Bu da kurutulmuşu.

        Bu mersingillerden her birinin faydası ayrı ayrıymış. Ayrıca kurutulmuş olanı da şekerlendirilerek kurutuluyormuş, bu nedenle yerken dikkatli olmak lazımmış (http://beta.eksisozluk.com/turna-yemisi--2238963).

        Bu konuda bir yazıyı da olduğu gibi kopyalıyorum (http://www.haberler.com/bilincsizce-tuketilen-yaban-mersini-sagligi-tehdit-haberi/):

        Şifalı bitkiler piyasasında yaban mersininin bilinçsizce tüketildiği belirtiliyor. Yaban mersini meyvesinin turna yemişi (Cranberry), mavi yemiş (Blueberry), kekre yemişi (Lıngonberry), çoban üzümü (Bılberry) ve çay üzümü ( Caucasıan Whortıleberry) çeşitlerinin bulunduğunu belirten bilim adamları, bunların birbirlerinden ayrı özellikte ve farklı hastalıklarla mücadelede etkili olduklarına dikkat çekiyor. Bu konuda vatandaşların yeterli bilgiye sahip olmadığını dile getiren Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Çelik, yaban mersini talep edilince kurutulmuşu yapılan turna yemişinin alındığını söyledi. Doç. Dr. Çelik, yaban mersininde çeşit ayrımı yapılmadan tüketilmesinin sağlık açısından tehlike olduğunu kaydetti. Yaban mersini adıyla satılan 5 farklı türün tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Hüseyin Çelik, bu türler arasında kurutulup tatlandırılarak satılan tek üzümsü meyvenin turna yemişi olduğunun altını çizdi. Hafıza kaybı, görme rahatsızlıkları ve görme bozukluklarına mavi yemişin iyi gelmesine karşın turna yemişi tüketildiğini bildiren Doç. Dr. Çelik, "Eğer gözlerinizdeki görme kayıpları şekerden kaynaklanıyorsa ve şeker probleminiz de varsa yapay olarak tatlandırılmış turna yemişi yenirse körlüğe davetiye çıkarılmış olunabilir. Bu meyveler gibi bir çok meyve de literatürde yaban mersini olarak geçiyor. Bu yanlıştır. Her meyvenin farkı kimyası olup farklı hastalıklara iyi gelmektedir. Vatandaşların buna dikkat etmesi gerekmektedir.'' dedi. Bu konuda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın da sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çelik, bu meyve türlerinin tarımı için standartlar oluşturması, tescil işlemlerini tamamlaması, bu türlerin fidanları için teknik şartnameleri ortaya koyması ve ithalat-ihracat poz numaralarının oluşturulması gerektiğini sözlerine ekledi. Halk arasında birbirine karıştırılan yaban mersini türlerinden mavi yemiş, antioksidan içeriği en yüksek meyve olarak biliniyor. Gece körlüğü, gözlerde kamaşma, görme bozuklukları, taze olarak yenildiğinde kanı temizleme, kan şekeri ve kolesterolü düşürme, ağız içi yaraları iyileştirme, damar sertliğini azaltma, damar tıkanıklığını önleme, kalp krizi riskini azaltma, yaşlanmayı engelleme ve hafıza kayıplarını önlemeye yarıyor. Sodyum içermeyip kalori miktarı az olan mavi yemiş, A vitamini, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve fosfor içeriği bakımından yüksek olup idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik özellik gösteriyor. Ayrıca ishali, ülseri, kabızlığı ve mide bulantısını da önlüyor. Vitamini içeriği yüksek turna yemişi ise idrar sistemi enfeksiyonlarında anti bakteriyel etki gösteriyor. Tıbbi olarak antibakteriyel ve diüretik olarak değerlendirilen meyve, romatizmayı, yatak ıslatmayı, mesane kasılmasını, iştah kaybını, gut hastalığını ve boğaz yanmasını engelliyor. Özellikle beyin hücrelerindeki zararı önleyen turna yemişi, beyni sinirsel hasarlara karşı koruyup felç riskini azaltıyor. Çekirdeklerinden elde edilen yağda bol miktarda omega-3 bulunan yemiş, böbrek ve pelvik iltihaplarını önlüyor, askorbik asit eksikliğini ve ilkbahar yorgunluklarını gideriyor, mide ve on iki parmak bağırsak ülserlerine karşı koyuyor. (CİHAN)