7 Temmuz 2013 Pazar

3,5 Yaşında Çocukla Mikonos (Mykonos) Adası

Burada böyle Özgür Kız misali gezinmesine aldanmayın, yorulunca
yanımdaki peştamalla anneannem usulü sırtıma bağlamak zorunda kaldım.

Gemi turunun ikinci ayağında Mikonos Adası'na gittik.

Ada gece hayatı ile ünlü olduğundan tur gemisi sabah 08.00'dan ertesi sabah 06.00'a kadar Mikonos'un yolcu gemilerinin yanaştığı tek limanı olan Turlos Limanı'nda kaldı. Liman şehrin merkezine 3 kilometre mesafedeymiş. Gemide tanıtım yaparken, Turlos Limanı'ndan şehre ulaşım olmadığını, bu nedenle servis kaldıracaklarını, ancak servisin de ücretli olduğunu söylemişlerdi. Biz servis için başvurduk ama servisin sadece Eski Liman'a yani şehrin merkezine gittiğini anlayamadığımız için öncelikle plaja gitmek istediğimizi söyledik. Gemiden çıkıp, doğrudan plaja gitmek isteyenler için tek şans tura katılmakmış. Bunu da açıklamadılar bize ve tura katılmak gibi bir talebimiz olmamasına rağmen, bizi tura kaydetmişler. Ertesi gün tura katılmak istemediğimizi, sadece servisi kullanacağımızı söylediysek de kabul ettiremedik ve 3 kilometrelik yol ve 12 Avro'luk şezlong ve şemsiye ücreti olarak, adam başı 55 Avro ödemek zorunda kaldık. 09.00 itibariyle başlayıp, ertesi sabah kadar devam eden ETS Tur servisleri sabah 4, akşam 8 Avro idi. Daha sonra fark ettik ki, iniş yaptığımız Turlos Limanı Yeni Liman olarak geçiyor ve Yeni Liman ile Eski Liman arasında sık sık gidip gelen belediye otobüsleri var:


Belediye otobüslerinde çocuk ücretsiz.

 
 
Çocuklu olduğumuz için plajdan erken ayrıldık. Bu nedenle plaj ile şehir merkezi arasındaki taşıma hakkımızı da kullanmadık. Adada çok çok az (30 tane) taksi olmasına rağmen şansımıza, plaja yolcu getirmiş bir taksi bulup, adanın güneyinden kuzeyine bayağı bir mesafeyi 15 Avro karşılığı gittik. Eğer bugün tekrar aynı turla Mikonos'a gidecek olsam, iniş yaptığımız Eski Liman'dan belediye otobüsü ile plaja gider; plajdan şehrin içine giderken mümkünse taksi tutar ya da taksi bulamazsam, plajın hemen önündeki otobüs durağından otobüse biner; şehirden geminin bağlandığı limana giderken de yine belediye otobüsü kullanırdım. Hem ETS'nin sattığı turdan ve hatta hem de ETS'nin servis hizmetinden daha ucuza gelmiş olurdu. Çocuklu olmayanlar ve adanın eğlence hayatını yaşamak isteyenler içinse servis hizmetini almak daha anlamlı olabilir, birden çok gel git yapacakları, kıyafet değiştirip duş alacakları filan düşünülecek olursa... (İşte benim gibi düşünen çocuklu bir aile daha: http://www.geziyazilari.net/ex/mykonos.html)

ETS Tur'un sunduğu servis hizmetini gündüz kullanmak zaten pek de akıl karı değil, çünkü şehir merkezindeki dükkanlar da 15.00-16.00 gibi açılıyorlarmış, şehir yaşamaya akşam 20.00-21.00 civarında başlıyormuş. Henüz uyanmamış bir şehri görmek üzere doğrudan şehir merkezine gitmek istemedik biz ve önceliği plaja verdik.

Adanın tüm plajları güneydeymiş. Rüzgarı ile ünlü adada, rüzgar kuzeyden estiğinden güneydeki plajlar rüzgarı almıyor dediler bize gemide. Ama gidince gördük ki alıştığımızdan fazla rüzgar vardı. Gittiğimiz Süper Paradise plajı, nüdistlerin bölgesi olmakla ünlüymüş aslında ama o kadar çok insan akını olunca nüdistler de plajın kenarında kalan uç kısımları kullanmaya başlamışlar, meraklı gözlerden kaçmak adına. Dolayısıyla özellikle o bölgelere gidilmedikçe, çıplak dolaşan insanlarla karşılaşılmıyor. O saatte bizim gemiden inenlerden başka kimse de yoktu zaten sahilde, dolayısıyla eşcinsel çiftlerle de karşılaşmak pek olası değil.

Deniz güzeldi, kayalık plaj da güzeldi ama biz zaten Türkiye'nin en güzel plajlarının olduğu bir bölgede yaşadığımızdan bize çok da çekici gelmedi. Oysa Rodos'taki Lindos Plajı'na bayılmıştık... Burada adım başı şezlong vardı ve gemiden boşalan 250 Türk ile bir arada idik :) Biraz yüzdükten sonra şehir merkezini dolaşmak istedik. ETS Tur rehberleri, tur satın almış olduğumuz için plajda kalmamız ve merkeze giderken gene ETS Tur otobüsünü kullanmamız yönünde ısrar ettiler. Kalırsak ne göreceğimizi sorduk, saat 16.00'da bikinili kızlar ve yakışıklı erkek dansçılar gelip, masaların üzerinde çılgın danslar yapıyorlarmış :))


Super Paradise Beach

Biz çılgın danslar yapan mayolu dansçıları izlemek yerine şehir merkezini dolaşmayı tercih ettik. Öncelikle biraz adadan bahsetmek istiyorum:

Mikonos'un kendisinden çok tarihi bana ilginç geldi. Bu ada, Kiklad Adaları'nın en yoksuluymuş ve hatta gelen yardımlarla yaşıyormuş. Adada toplam 80-100 hane varmış ve ada nüfusu keçi yetiştiriciliği ve balıkçılık ile geçiniyormuş. 1960'lı yıllardan itibaren adanın koylarında çıplak denize girenler (nüdistler), eşcinseller ve gözden uzak koylar arayan jet sosyete ile birlikte turizm atağı yapmış. Şu anda tüm Dünya üzerinde en çok turist çeken adalardan biriymiş (diğerleri İspanya'nın İbiza Adası ve Kanarya Adaları). Şimdi bu her sene milyonlarca turist çeken adanın genel görüntüsünü fotoğraflarla göstermek istiyorum:
 
Adada ne ağaç ne de yeşillik var.


Ada nüfusu 10.000 kişi civarındaymış.
 
Mikonos Adası, Yunanistan'ın en çok turist çeken adası olmasının yanı sıra en pahalı adası. Ayağımdaki terlik yırtılınca, şıpıdık terliğe 30 TL vermek zorunda kaldım. Dükkanların hepsi birbirinden şık ve pahalı:
 
 
 
 
Adanın hemen karşısında, tekne ile 20 dakikalık mesafede, üzerinde yerleşim bulunmayan ama UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan ve Yunanistan'ın en zengin arkeolojik alanı olan Delos Adası var. Delos'un, Tanrı Apollon ile Tanrıça Artemis'in doğum yeri olduğu varsayılıyor. Mitolojik söylenceye göre Tanrılar Tanrısı Zeus, Leto'ya aşık olmuş. Zeus ile birlikte olan Leto hamile kalmış. Zeus'un karısı, Anatanrıça Hera'dan korktuğu için, gözlerden ırak Delos Adası'nda çocukları Apollon ile Artemis'i doğurmuş. Leto daha sonra Anadolu'ya kaçıyor. Kaş-Fethiye arasındaki Letoon antik kenti de onun adına kuruluyor. Yaz günü, o sıcakta, yanımızda çocukla dolaşmayı gözümüz yemedi. Eğer Mikonos Adası'na bir daha gidersem, sırf Delos'u merak ettiğim için giderim sanırım. Mikonos'ta Atlas Jet'in de uçtuğu küçük bir havaalanı var.
 
Mikonos çok rüzgarlı olduğundan, rüzgarın yolunu kesmek adına şehrin merkezinde yolları labirent gibi ve daracık yapmışlar.
 
 

 
 
Şehrin merkezinde dolaştıkça Yunanlılar'ı çok takdir ettim. Evlerin hepsi beyaz badanalı, iki katlı, kapı ve pencereleri mavi, yeşil ya da kırmızı boyalı, bir kısmı desenli dere çakılı kaplanmış, en fazla iki kişilik genişlikteki verandalı... Resmi binalarda bile aynı mimari forma sadık kalınmış, genel görünüme aykırı tek bir yapı bile yok! 16. yüzyıldan kalma yel değirmenlerinin bir kısmı hala işler vaziyette... Ada nasıl olsa çok turist alıyor deyip de evlerin üzerine birkaç kat daha çıkalım, yerden kazanmak için farklı şekillerde evler yapalım, turistin gözüne daha alımlı görünmek için allı pullu süsleyelim ya da bir alışveriş merkezi dikelim filan dememişler. Yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi adada inşaat yapacak o kadar alan varken, ruhsatsız bir çivi çakmak bile yasak... Mikonos Adası kendi elektriğini kendisi üretiyor ve su ihtiyacını da deniz suyunu arıtarak karşılıyormuş. Çok takdir ettim.
 
 

 

 
 
 

 
 
 
Şehrin içinde dolaşırken gözümüze minik bir pastane vitrini ilişti, ürünler çok iştah açıcı görünüyordu. İçeri bir girdik ki sürpriz: Türkiye'de bulamadığımız ponçik!
 

Ummadığımız kadar lezzetliydi ponçikler.

 
Ponçik yiyerek enerji dolan Kontes, enerjisini çocuk parkında attı:
 
Bizde çocuk parklarının tabanları bile kaplanmış oluyor...
 
 
Karnımız acıkınca Küçük Venedik denilen bölgeye gittik. Burası yel değirmenleri ile ünlü:
 

O sıcak günde bile rüzgarlıydı bölge.

 
Küçük Venedik denmesinin sebebi de bölgedeki evlerin, suyun üzerine doğru uzanan balkonları ile Venedik evlerine benzemesi:
 
 

 
Yel değirmenlerinin yanından Küçük Venedik'in panoramik görünüşü...
Küçük Venedik denen bölgenin resmi adı Alefkandra. Öğlen yemeğimizi de Alefkandra Restoran'da yiyoruz:
 
Balık Çorbası: Bayıldım.
 
Salata: Tam benlikti, beyaz peyniri de beni can evimden vurdu :)
 
Etin yanına garnitür olarak sadece bezelye haşlamayı evde de deneyeceğim.
Rende kaşar peyniri, kalamarın yanında makarna yemek isteyen Kontes Hanım için :)
 
Sen ta Mikonos'a kadar git, otur domatesli makarna ye!
Vaktimiz olmadığı için sipariş etmedik ama meraklıları için böcekler de var...
 
Yemekten sonra adanın ana koyuna doğru sahil boyu yürüyoruz. Bir kere daha takdir ediyorum: Sahil yolu yapacağım diye boydan boya asfalt kaplamamışlar, yol yamuk yumuk gitmesin diye denizi doldurmamışlar, aman marina yapalım da zengin tekneler buraya gelsin dememişler, dükkanları biraz daha denize yakın yapalım dememişler! Doğal bir plaj ve küçük bir balık satış tezgahı var sadece:
 
 
Dondurma yemek için oturduğumuz dükkanın önü, işte burası adanın ana koyu: Balıkçı tekneleri ve plaj...
Denizle aranıza hiçbir şey girmiyor... İstanbul'un sahillerini düşündükçe içim cızzz etti...
  

Adanın ünlüsü Pelikan Petros ile de karşılaştık. Bu hayvana üzüldüm sanki biraz, uçmaması için ne yapmışlar acaba?
Bu arada yerlere de dikkat: Asfalt değil, kayrak taşı döşeli! Burası adanın ana koyunun önündeki sahil yolu...
 
 

 
 
Dünyanın bu en lüks, en pahalı ve en çok turist çeken adası o kadar mütevazi, o kadar samimi ki... Ada tertemiz, yerlerde tek bir çöp yok, binalar pırıl pırıl, içme suyu sıkıntısı olmasına rağmen adanın merkezi rengarenk çiçeklerle süslü ve bu bitkiler insanların özel çabası ile yetiştiriliyorlar, ayrıca eşcinsel, nüdist, jet sosyete vs vs diye insan ayırmadan herkese aynı hoşgörü ve yakınlık ile servis sunuyorlar. İşte sırf bu nedenlerle, susuz ve kayalık bir adanın üzerinde bir tatil cenneti yaratmışlar... 
 
ETS Tur rehberleri adanın merkezinde 1 saat gezintinin yeteceğini söylemişlerdi ama biz bitiremedik. O küçücük adada görülmesi gereken müzeler, sanat galerileri, mimari yapılar vardı... Neticede tadı damağımızda kaldı...

5 Temmuz 2013 Cuma

3,5 Yaşında Çocukla Rodos Adası

Fotoğrafın ön planında sırt çantası ile geziye çıkmış bir genç kız;
arka planda ise ETS'nin Aegean Paradise tur gemisi görülüyor.
ETS Tur ile Rodos-Mikanos-Santorini ada turlarının ilk ayağı Rodos'tayız. Gemi sabah saat 8.00'da Rodos Limanı'na varıyor. Saat 9.00 itibariyle gemiden çıkışlar başlıyor.
 
Turun ilk gününde gemi içi program şöyle: Saat 12.00-18.00 arası iki saatte bir sinema filmi gösterimi var. Saat 19.00-21.00 arası canlı Türkçe müzik var. 19.30 gemiye son biniş saati ve 20.00 itibariyle gemi Mikanos'a doğru hareket ediyor. 21.30-23.00 arasında şov ekibinin gösterisi, 23.00-24.00 arasında canlı keman piyano dinletisi ve 23.00 itibariyle 70'li yılların müzik ve dansları ile disko parti var. Her akşam aynı saatte, çocuklar için Mini Disko da oluyordu.
 
 
Rodos'u kısaca anlatacak olursak: Rodos Ege Denizi'ndeki 12 Adalar'ın en büyüğü, 2400 yıllık bir yerleşim yeri. Rodos Adası, M.Ö. 478 yılında Atina Birliği'ne dahil olmuş. 1309 yılında St. Jean Şövalyeleri şehre geliyorlar ve böylece Bizans çağı son buluyor. Kanuni Sultan Süleyman 1509 yılında adayı Osmanlı İmparatorluğu'na dahil ediyor ve ada yaklaşık 400 yıl Osmanlı egemenliği altında kalıyor. Halihazırda adada 3500 nüfusluk Türk azınlık bulunmaktaymış.

Rodos şehrinin Tapınak Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş kalesi ve Orta Çağ'dan kalma mahallesi UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir. Zira burası Avrupa'daki en iyi korunmuş ve en büyük Orta Çağ şehridir. Hatırlatmak istedim: UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girme koşullarından 10 tanesinden 9 koşulu taşıyan ülkemizdeki Hasankeyf baraj gölü suları altında kalmak üzere. Burası ise 10 koşuldan 3 tanesi taşımaktadır (ii, iv, v).

Rodos'un neden Dünya Mirası olduğunu anlatan levha


Rodos Adası haritası


Rodos Adası'nda yapılacak şeyler çok olduğundan ETS Tur, 3 farklı tur sunuyordu:

  1. Antik Şehir Turu: Mandraki Limanı, Mt. Smith Tepesi, Büyük Üstadlar Sarayı ve son olarak da Antik Şehir geziliyor. Mandraki Limanı'nda Antik Dönem'de Dünyanın 7 Harikası'ndan biri olan Rodos Heykeli bulunuyormuş. Şu anda heykel yok ama heykelin ayaklarının durduğu yerlerde geyik heykelleri var :) Burada fotoğraf molası veriliyor. Monte Smith Tepesi ise Antik Rodos Akropolü'nün üzerinde kurulduğu tepeymiş. Burada Apollon Tapınağı geziliyor. Akabinde surlarla çevrili olan antik şehre Porte d'Amboise Kapısı'ndan giriş yapılıyor. Antik Kent'teki en önemli Osmanlı eserleri olan Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi ve 1523 yılında inşa edilmiş olan Selimiye Camii geziliyor. Bilahare Kudüslü şövalyelerin yaşadığı Büyük Üstadlar Sarayı geziliyor. Şövalyeler Sokağı'ndan aşağı doğru inilip sağa doğru dönüldüğünde Gotik şövalyelerin hastanesi olarak kullanılmış olan Arkeoloji Müzesi, Hipokrat Çeşmesi ve İbrahim Paşa Camii görülüyor. Sonrasında Sokrates Caddesi'nde alışveriş yapılıp yemek yeniyor ve gemiye geri dönülüyor. Bu tur için toplam 4 saat öngörüyorlardı. 45 Avro
  2. Kelebekler Vadisi Turu: Mandraki Limanı, Mt. Smith Tepesi, Antik Kent, Faliraki Plajı ve Kelebekler Vadisi geziliyor. Senenin belirli bölümlerinde harikulade kelebeklerin ve diğer binlerce canlının görülebildiği, görsel olarak güzel bir bölgeymiş. Haziran ayı kelebeklerin üreme ayıymış. Bu tur için toplam 7 saat öngörülüyordu. 55 Avro
  3. Lindos Köyü Turu: Mandraki Limanı, Lindos Köyü geziliyor. Faliraki Plajı'nda denize girilip dönüşte Antik Kent geziliyor. Lindos Köyü, adanın en çok turist çeken ikinci büyük yerleşimi. Bu köyde İtalyan mimari stili ile Yunan kültürü birleşmiş. Beyaz evleri, dar parke sokakları ve mozaik döşeli merdivenleri ile bu köy bana Selçuk'taki Şirince Köyü'nü anımsattı. Köy'ün tepesinde Akropolis ve Haçlı Kalesi var. Köyün içinde de çok sevimli dükkanlar bulunuyor. Akropolün en yüksek noktası olan Athena Tapınağı'ndan Aziz Paul Koyu'nun manzarası seyredilebilir. Faliraki Plajı, Lindos'dan otobüsle 20 dakika sürüyor. Burada bir "beach club" varmış ve adanın en popüler plaj bölgesiymiş. 2 saatlik plaj keyfinden sonra Antik Şehir'e Porte d'Amboise Kapısı'ndan giriş yapılıyor. Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi, Selimiye Camii, Büyük Üstadlar Sarayı, Şövalyeler Sokağı, Arkeoloji Müzesi, Hipokrat Çeşmesi ve İbrahim Paşa Camii geziliyor. Bu tur için de toplam 8 saat öngörülüyordu. 65 Avro

Biz turlara katılmadan kendimiz gezmeyi tercih ettik. Çünkü hem çocukla birlikte tur programlarına uymak zor olabiliyor, hem de kalabalık plajlarda denize girip yüzlerce insanlar birlikte hareket etmekten hoşlanmıyoruz. O nedenle biz doğaçlama gezmeye başladık. Öncelikle indiğimiz yerden eski şehre doğru yürüdük ve yoruluncaya kadar etrafı gezdik:

Eski şehrin haritası

Rodos'taki müzelerin açılış ve kapanış saatlerini gösterir tablo.

Rodos'un ana giriş kapısı Marina Kapısı işte burası:

Marine Gate giriş kapısındaki Marine Gate ve St. Catherine's Gate adındaki ikiz kuleler.
Bu kapıdan girince merkezinde orta çağa ait bir fıskiye bulunan Platia Ippokratous var.

Doğal olarak biz o kapıdan girmedik :) Mandraki Limanı'na doğru sahilden yürüdük. En sonunda Şövalyeler Sokağı'na yakın olan bir araç kapısından giriş yaptık:
(Mandraki Limanı'ndaki Aktaion Cafe önünden City Sightseeing Train kalkıyormuş. Surların etrafında dolaşıp Monte Smith ve Akrapol'e gidiyormuş.)



Şövalyeler Sokağı'ndan yukarı doğru yürüdük:

Şövalyelerin atları ile dolaştıkları,
Şövalyeler Sokağı UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde.

Sokağın sonundaki Büyük Üstatlar Sarayı'nı gezdik. Saray, Pazartesileri 09.00-16.00 arası, Salı-Cuma 08.00-20.00 arası, Cumartesi-Pazar günleri de 08.00-15.00 arasında açıkmış.


Kızın çantası babanın eline geçmiş :) Olsun, kendi çantasını
 taşıması için fırsatlar sunmaya devam, zorlamadan :)
Kontes bu sırada benim sırtımda elbette :)

Şövalyeler zamanındaki orijinal mobilyalar bile korunmuş.

Dev aynalar da o zamanlardan kalmaymış.

Bunların da top güllesi olduklarını tahmin ediyorum.

Orayı gezdikten sonra Selimiye Camii'ne dışarıdan bir bakıp, Arkeoloji Müzesi'ni gezdik. Arkeoloji Müzesi de Pazartesi 09.00-16.00, Salı-Cuma 08.00-20.00, hafta sonları ve tatillerde ise 08.00-15.00 arasında açıkmış.

Selimiye Camii

Arkeoloji Müzesi sağda kalıyor.

Arkeoloji Müzesi'ni gezmeyi bitiremedik, çok büyüktü, harika bir bahçesi vardı. Yorulduk. Araba kiralayıp gezmeye karar verdik. Sur içindeki tek "Tourist Information Office" Arkeoloji Müzesi'nin hemen yanında. Oradan araba kiralama şirketinin yerini öğrenip Müze'nin hemen karşısındaki, fotoğrafta sol tarafta olan kapıdan sur dışına çıkış yapıp, geldiğimiz yoldan geri Marina'ya doğru yürüdük. Elimiz boş yürümek olmazdı, bir de dondurma aldık :)

Dondurmalarına ba-yıl-dım!



Gemiden indiğimiz yerin hemen karşısındaki Olympic Rent A Car'a girdik. Arabaların 45 Avro, jiplerin 50 Avro olduğunu öğrendik. Uluslararası ehliyete de gerek yoktu. 10 Avro'ya alacağımız 15 litre benzin ile tüm adayı gezebileceğimizi söylediler. Bu arada bir de turistik olmayan, uygun fiyatlı restoran tarifi aldık. Klimalı arabamıza kurulup Lindos Köyü'ne doğru yola koyulduk:

 
Kiraladığımız araba


Kalabalık plajlardan hoşlanmıyoruz. O nedenle yol üzerinde tavsiye edilen bir plajda durduk:

Burası Kalitea Plajı. Ama bu bile kalabalık geldi bize.

Biz de Kalitea Termal'ine giriş yaptık. (Terme Calitea - Quellen von Kallithea)

08.00-20.00 arası açık. 20.00'dan sonra giriş ücretsiz, gün içinde giriş 3 Avro.
12 yaşından küçüklere ise ücretsiz.

Buranın hemen altında şıkır şıkır akan bir kaynak suyu var.
Bu nedenle deniz suyu da serin.

Burası hemen girişteki küçük hamam.
İlerisinde çok büyük bir termal hamam varmış.
Ama biz oraya gitmek yerine yüzmeyi tercih ettik.

Bildiğimiz hamam kurnası
 
 
Yüzünce acıktık haliyle :) Faliraki'i geçip Kolymbia'ya gelmeden önce sol tarafta Kelebekler Vadisi'ne giden bir yol ayrılıyor. Bu yol üzerinde 7 Kaynak adı verilen şelalelerde var. Şelalelere gelmeden önce, yola sapar sapmaz yol kenarındaki restoranda yemek yedik:
 
Tsambikos Geleneksel Restoran (Taverna) Tsambikos Taverna Rhodes
Benzer isimli süper lüks lokantalardan sakınınız :)
Sıradan bir aile lokantası
Eşim salata için "Bizim evde yaptığımız salata gibi" dedi :)
Sarımsaklı ekmeğe zaten bayılırım, bu da harikaydı.
Cimcime karidesi eşim çok yağlı buldu, ben bulmuşum affetmedim :)

Okulsuz eğitim her yerde devam eder :)
Kontes kürdanlardan geometrik şekiller yapıyor.

Eşim "Buraya kadar gelmişim çupra yemem" dedi
ama ben onu da mideye indirdim :)

Avrupa'da ekmekler sarı undan yapılıyor.
Tadını çok beğeniyorum.

Acelemiz var diye tatlı söylemedik ve
lokanta sahibi tüm bunları bize ikram etti :)
Hesapla birlikte lolipop da gelince Kontes çıldırdı tabii :)
 
Sonra Lindos'a gittik. Kasabaya biraz göz attık. Şirince Köyü gibi yamaca kurulmuş, butik dükkanların olduğu şirin bir köy. Biz hızla sahile indik :) Aksi gibi tüm elektronik aletlerimin şarjı bitti. Hiç fotoğraf çekemedim. İşte örnek bir fotoğraf:
 
 
Lindos'un girişinde otobüs park yeri var. Bize arabamızı oraya park edip yürüyerek inmemizi söylemişlerdi. Ama inerken fark ettik ki yol uzun ve çocukla çıkması zor olacak. O nedenle arabayı plaja park ettik. Park yerleri ücretsiz bu arada. Akropol'e yürüyerek çıkılıyordu. Çıkanlar vardı ama hava çok sıcaktı ve biz yüzmeyi tercih ettik. Denizi muhteşemdi, hem kumluk hem de mavi bayraklı pırıl pırıl bir deniz...
 
Dönüş yolunda yemek yediğimiz restoranın önünden Kelebekler Vadisi'ne doğru saptık. Ama oldukça geç kalmıştık, yeterince gezemeyeceğimizi düşünüp adanın batı tarafını gezmeye karar verdik. Batı tarafındaki yerleşimi ve otelleri çok beğendik. Rodos'u da çok beğendiğimizden tekrar gitmek istiyoruz.
 
Akşam arabayı teslim edip gemiye girdiğimizde saat 19.00'dı ve biz sabah 09.00'dan beri yollarda olduğumuzdan çok yorgun ama çok da mutluyduk... Rodos Adası'nı biz çok beğendik.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Çocukla Gemi Turu Yapılır Mı?

ETS Tur'a ait, Yunan bir armatörden satın alınmış olan
Aegean Paradise gemisi

Yapılırmış, hatta çok da keyifli bir tatil olurmuş; denedik gördük :)

Yıllık tatilimiz için ETS Tur'un Yunan Adaları Turu'nu aldık. 4 gece, 5 gün süren bu tur İzmir Çeşme çıkışlı. Önce Rodos Adası'na uğruyor, akabinde bir gece Mikonos Adası limanında konaklıyor ve daha sonra Santorini Adası'na uğrayıp tekrar İzmir (Çeşme) limanına geri dönüyor.
 
 
 
Çeşme Limanı'ndan pasaport kontrolü yapıldıktan sonra saat 14.00'dan itibaren gemiye giriş yapılabiliyor. Çeşme'de tüm otoparklar ücretsiz. Ancak Liman'a en yakın otoparkın günlük 15 TL ücreti var. Bu nedenle gemi yolcularının hemen hepsi arabalarını geminin kalktığı yerin karşısındaki yolun üstüne park etmişlerdi.
 
Pasaport kontrolünden geçerken bavullarımızı teslim aldılar. Kontrolden sonra gümrüksüz malların satıldığı "duty-free" mağazası vardı. Gemi personeli soğuk su ve meyve suyu servisi yapıyordu. Gemi girişinde pasaportlarımızı gemi personeline teslim edip, karşılığında o anda çekilen fotoğrafımızın basıldığı bir gemi kartı aldık. İltica olasılığını önlemek için yapılıyormuş.
 
Gemiye girdiğimiz andan itibaren hareket başladı. Gemi içinde sürekli bir aktivite vardı. Ama gemi büyük olduğundan sakin, sessiz bir yer bulabilmek de her zaman mümkün neyse ki... Bizim aldığımız turda saat 14.00-16.00 arası 7. kat olan en üst, üstü açık katta; küçük yüzme havuzunun yanındaki "pool bar"da Latin Müzik vardı. Bilahare Samba dansçılarının akabinde dansözün çıkması ile gösteri sonlandı :) Gemi personelinin içinde Türkiye uyruklu olanlar çok az. Toplamda 400 küsur personel varmış. Hemen hemen her 2 yolcuya 1 personel düşüyor. Dansçılar ve diğer bazı personel Rus, hizmet görevleri alan personelin ise uyruklarını tam anlayamadım, ama son derece kibar ve sevecen insanlardı. Personelle İngilizce anlaşmak zorunda kaldık.
 
Keman çalan genç kadına hayran hayran bakan Kontes :)
 
 
Saat 16.00'da acil durum tatbikatı yapıldı. Can yelekleri ile tüm yolcuların bu tatbikata katılması zorunluymuş. Ama bizim odamıza kızım için can yeleği bırakılmamıştı. Birçok defa hatırlatıp talep etmemize rağmen, kızım için can yeleği temin edilmedi.
 
Can yelekleri ile yapılan tatbikat görülüyor. Evet, gemide Casino da vardı.
 
Yukarıdaki resimde görülen yer 3. kattaki Lobi. Gemi seyire başlayınca, burada da Türkçe müzik yapan bir grup çalmaya başladı. Yemeklerin yenildiği restoran ve turlara katılmak veya gösterileri izlemek için toplanılan "Show lounge" da bu katta. 4 üncü, 5 inci ve 6 ncı katlarda kamaralar var. 7. katın bir bölümü kapalı, diğer bölümünün üstü açık. Üstü kapalı bölümde küçük bir spor salonu var. Üstü açık bölümde ise hem masalar var, etrafı camla çevrili olduğundan oturup denizi izlemek mümkün; hem de küçük bir yüzme havuzu var. Yüzme havuzunun bulunduğu bölgeden 8. kata çıkılabiliyor. Bu en son yarım katın her tarafı açık ve bu katta hiçbir şey yok, koşu yapma alanı var ki Kontes epey bir turladı orayı :).
 
 
 
Çocuğumuz olduğundan biz 4 üncü katta kalmayı tercih ettik. Böylece asansör kullanmaya gerek olmadan yemeğe rahatlıkla inip çıkabiliyorduk. 2. katta bilgisayarların da bulunduğu bir kütüphane vardı. Buradan oyun almak da mümkündü. Tavla, satranç, oyun kartları ya da Monopoly gibi kart oyunları vardı. Gemiye giriş çıkışların yapıldığı en alt katta ise çocuk oyun odası (sadece akşam belirli saatlerde, bazı günler açılıyordu), Fin hamamı, Spa ve Doktor vardı. 5 günün sonunda 4. katın iyi bir tercih olduğunu söyleyebilirim.
 
Gemiye bindikten sonra 18.30'da bir bilgilendirme toplantısı yaptılar. Bu toplantıda tur programını, uğranılacak limanları, adalarda gezilmesi gereken yerleri ve ETS'nin yaptığı kara turları hakkında bilgi verdiler. Kısa sürmesine rağmen oldukça toparlayıcı bir toplantıydı. Bir de her akşam odamıza Gemi Bülteni bırakılıyordu. Seyir ile ilgili her detay yazıyordu bu bültenlerde: Kaçta nerede olacağız, ulaşım nasıl olacak, gemide saat kaçta hangi aktiviteler var vs. Bu bültenlerden çok yararlandım.
 
Rodos'a doğru hareket edilen ilk günün akşamında canlı Türkçe müzik, ödüllü Bingo oyunu, dans şovu, canlı piyano keman konseri ve en son saat 23.00'da herkesin beyaz giyindiği Latin Parti vardı. Bir dakika boş değil yahu :)
 
Odalar küçük ama konforluydu:
 
Sol tarafta görünen koltuk da açılıp kızım için yatak oldu.

 
Fotoğraflamayı unutmuşum ama geride kalan bir duvarda
4 kapılı gardrop vardı.


Klozetin karşısında bir de perde ile ayrılmış duşakabin vardı.
 
4. katta camdan görünen manzara şuydu:
 
Ama genellikle gece yolculuk ettiğimizden bu manzaraya hemen hiç bakmadık.
Yemek salonunun uç kısmındaki camlı bölgede
yemek yerken seyrettik denizi en çok...
 
Odaların tek kötü tarafı şuydu: Herhalde geminin hızını kesmemesi için oda camları açılmıyordu. O nedenle sürekli klima çalıştırmak gerekiyordu. Gece boyu klima açık yatınca hepimizin boğazı kuruyordu. En sonunda kızım da, ben de mikrop kaptık; ikimiz de hala öksürüp duruyoruz. Bir de gemi ile ilgili zorunlu bir olumsuzluk: Sürekli anonslar yapılıyordu. Kızım artık öğlen uykusu uyumuyor ama eğer uyuyor olsaydı ve anonslar yüzünden uyansaydı, epey sinirlenirdim herhalde :)
 
Bir de cam açılmadığından havlular kurumuyordu. Günde 2 defa havlu değiştiriyorlar. Ama denize girerken kullandığımız havluları odada kurutmak gerekti. Neyse ki yanıma sadece peştamal ve Decathlon mağazasından aldığımız mikrofiber havluları almıştım. Mikrofiber havlular, peştamallardan bile çabuk kurudular. Islak mayo üzerine giydiğimiz pamuklu giysiler de çok geç kurudular. Giysileri kurutmak isterken, cam da açılmadığından odanın içerisi bayağı nemli oldu. Arada kapı açık oturarak odayı havalandırmam gerekti.
 
Kızım odada çok rahat uyudu, çünkü hem klimadan dolayı serindi hem de gemi geceleri yol aldığından sürekli hafif bir motor titreşimi oluyordu. Hem sanırım gün içinde de çok yorulduğundan, gemide geçirdiği gecelerde sorunsuz ve deliksiz uyudu.
 
Gündüzleri çok az zamanı gemide geçirdik. O zaman diliminde de ya  yemekteydik, ya canlı müzik dinliyorduk ya da mini diskodaydık :) Odada geçirdiğimiz zamanda ise ya yanımızda getirdiğimiz çocuk kitaplarını okuduk ya da minik bebeklerin üstünü giydirmece oynadık. Ayrıca kızım camdan dışarı hem denize, hem adalara hem de camın önündeki yan balkonda dolaşan insanlara bakmayı çok sevdi:
 

 
 
Çocuklar için yapılan aktiviteler ve saatleri de şöyleydi (biz 9'dan sonrakilere katılamadık):
 
 
Gemide çok çocuklu aile vardı. İki çocuklu aileler de vardı. Bunun yanı sıra çocuk bakıcıları ile gelmiş aileler de vardı ve hatta bir ailenin iki çocuğuna iki farklı Filipinli bakıcı bakıyordu. İlk gece mini diskoda tek "anne" bendim, geri kalan yetişkinler çocuk bakıcısıydı :) Neyse ki ilerleyen günlerde diğer çocuklar anneleri ile geldiler. Anneanne veya babaanneyi yanlarında getiren aileler de çoktu.
 
Sonuç olarak biz memnun kaldık. Kızım keyifle anlatıyor gezi anılarını. Gene gidelim mi diyor. Demek ki o da memnun kalmış.
 
 
Kontes ve bavulu :)
 

14 Haziran 2013 Cuma

Çocuğun Sorunlarına Kendisinin Çözüm Bulması Nasıl Sağlanır? Forum Tiyatrosu



Kızım sözel oyunlara daha meraklı. Tüm günü elinde kitaplar, kitap okuma numarası yapıp kendi kendine hikaye anlatarak ya da kuklalarını oynatarak geçiriyor. Biz yetişirken, bize söylenen hep şu oldu: "Matematiğin mi zayıf? O zaman matematik dersi almalısın, zayıf yanını güçlendirmelisin.". Oysa bence tam tersi söylenmeliydi: "Edebiyatın mı güçlü? O zaman edebiyat dersi almalısın ve güçlü yanını daha da ortaya çıkarmalısın!". Ben de kızımın zayıf yönlerini yok etmeye çalışmıyorum. Ama güçlü yönlerine yönelik oyunlar oynayarak, onu daha da şevklendirmeye çalışıyorum. Bu nedenle teatral oyunlara ağırlık veriyorum. Zaten ben başka bir şey oynamak istesem de konu dönüyor dolaşıyor gene hikayelere, dramalara varıyor. Misal, eğer hamurla oynuyorsak bir süre sonra hamurdan yaptığımız balıkları birbirleri ile konuşturmaya başlıyor kızım :) Umarım ileride iyi bir edebiyatçı ya da senarist olur...

Yukarıda kapağı görünen kitabı da bu nedenle okumaya başladım. Aşağıda anlatacağım Forum Tiyatrosu çok ama çok ilgimi çekti. Kızım, şu an bu tür bir tiyatro oyunu için çok küçük. Ama ileride kendi sorunlarının çözümünü kendisinin bulabilmesini bu tür oyunlar yardımıyla sağlayabileceğime inanıyorum. Malum tiyatro insana hem kendi zayıf yönlerini gösterir, hem kişinin yabancısı olduğu insanlık halleri ile tanışmasını sağlar hem de insanı düşünmeye zorlar. Ama alıştığımız tür klasik tiyatro didaktiktir. Oysa Forum Tiyatrosu'nda seyirciler de oyuna katılıyorlar, kendi performansları ile oyunun gidişatını değiştiriyorlar ve sonuçta yapmaları gereken doğru hareketler silsilesini buluyorlar. Yani eylem halinde düşünüyorlar! Bence muhteşem. 

Ülkemizde halihazırda Forum Tiyatrosu oynanmıyor sanıyorum. Ama Forum Tiyatrosu'na oldukça yakın, interaktif bir oyun olan "Mi Minör" şu sıra çok gündemde. Meltem Arıkan'ın yazdığı ve Mehmet Ali Alabora'nın oynadığı bu oyunu "Ustream" üzerinden izlemek ve hatta oyuna katılmak da mümkün. 

Tam anlamıyla oyuncuların yerine seyirci-oyuncuların geçtiği Forum Tiyatrosu örneklerini de ülkemizde görmeyi çok isterim.

Şimdi kitabın Forum Tiyatrosu ile ilgili bölümünden bir kesit aktarıyorum:

Forum Tiyatrosu, seyircilerin oyunun gidişine yön verdiği bir oyun türüdür. Oyuna dahil olan seyirciye, seyirci-oyuncu denilmektedir.

Dramaturji
  • Metin her karakterin doğasını açıkça ortaya koymalı, hepsini kesin olarak tanımlamalıdır ki seyirci-oyuncular kolayca her birinin ideolojisini tanıyabilsin.
  • Baş kahraman tarafından ileri sürülen orijinal çözümler forum aşamasında tahlil edilecek en azından bir tane politik veya sosyal hata içermelidir. Bu hatalar, iyi tanımlanmış durumlar içinde dikkatle prova edilmeli ve açıkça aktarılmalıdır. Çünkü Forum Tiyatrosu ne propaganda tiyatrosu, ne de eski didaktik tiyatrodur. Hepimizin, bizlerin, oyuncuların ve seyircilerin birlikte öğrenmemiz anlamında pedagojiktir. Oyun – ya da model-  bir hatayı, bir yanlışı göstermelidir ki seyirci-oyuncuları, yeni çözümler bulmaya ve baskıya karşı koymanın yollarını keşfetmeye kışkırtabilsin. Biz iyi sorular ortaya atıyoruz ve seyircilerin de iyi cevaplar sunmasını bekliyoruz.
  • Amaç somut durumları (tiyatro ortamında) tartışmak olduğu sürece piyes “gerçeküstü” veya “akıldışı” olanlar dışında (gerçekçi, sembolist, dışavurumcu vb) her janrdan seçilebilir, tarz önemli değildir.

Sahneleme
  • Oyuncuların, üstlendikleri rollerin ideolojilerini, işlerini, sosyal işlevlerini, mesleklerini vs rahatça gösterebilmek için fiziksel oyunculuk tarzları olmalıdır. Karakterlerin evriminde bir mantık dizgesinin olması ve bir şeyler yapıyor olmaları önemlidir. Aksi takdirde seyirciler yerlerinde oturup forumu tiyatrosuz yapma eğiliminde olacaklardır – bir radyo forumu gibi sadece sözle (hareketsiz).
  • Her gösteri, kendi özel konusu için en uygun ifadeyi bulmalıdır: bu ya halkın genel eğilimleri ve rızasıyla ya da sunum veya ön araştırma sırasında bulunmalıdır.
  •  Her karakter “görsel” olarak öyle sunulmalıdır ki konuşma metinlerinden bağımsız olarak tanınabilir olsunlar; kostümler de seyirci-oyuncular tarafından telaşa kapılmadan, kolaylıkla giyilip çıkartılabilecek şekilde olmalıdır.

Gösteri oyunu
Gösteri, oyuncu ve seyirci-oyuncular arasında oynanan sanatsal ve entelektüel bir oyundur.
  • Başlangıç olarak gösteri geleneksel bir oyunmuş gibi oynanır. Dünyanın belirli bir imgesi sunulur.
  • Seyirci-oyunculara, başkahraman tarafından geliştirilen çözümlere katılıp katılmadıkları sorulur; büyük bir olasılıkla hayır diyeceklerdir. Daha sonra seyircilere oyunun ilk seferinde oynananla tamamen aynı biçimde ikinci kez oynanacağı söylenir. Oyuncular, piyesi tekrar aynı sona ulaştırmaya çalışacaklar, seyirciler de geçerli ve olası yeni çözümler olduğunu göstererek bu sonu değiştirmeye çalışacaklardır. Bir başka deyişle oyuncular belirli bir dünya görüşünü savunacaklar ve dünyanın olduğu gibi kalması ve olayların eskisi gibi devam etmesini garanti altına almak isteyeceklerdir… Ta ki bir seyirci-oyuncu müdahale edip var olan dünya görüşünü, var olması gerekenle değiştirene kadar. Seyirci-oyuncular arasında belirli oranda gerginlik yaratmak hayati öneme sahiptir – eğer kimse dünyayı değiştirmezse olduğu gibi kalacaktır, eğer kimse oyunu değiştirmezse aynı şekilde sonlanacaktır.
  • Seyircilere, baş kahraman bir hata yaptığında daha iyi bir çözüm üretmek için atılacak ilk adımın onun yerine geçmek olduğu bildirilir. Tek yapmaları gereken oyun alanına gidip “Dur!” diye bağırmaktır. O anda oyuncular hemen oldukları yerde pozisyonlarını değiştirmeden durmalıdırlar. İzleyici-oyuncu gecikmeden, ilgili sözü, hareketi veya anı (hangisi en kolaysa) belirterek oyunun nereden başlayarak devam etmesin istediğini söylemelidir. Oyuncular daha sonra oyuna tarif edilen noktadan başlar, seyirci artık bir başkahramandır.
  • Yer değiştiren oyuncu oyundan hemen ayrılmaz; sahne kenarında bir tür koç veya taraftar gibi durur, seyirci-oyuncuları yanlış yapmaya başlarsa onları düzeltir ve onları cesaretlendirir. Örneğin; Portekiz’de, patronu oynayan oyuncuyla yer değiştiren bir köylü “Yaşasın Sosyalizm” diye bağırmaya başladı. Yer değiştirdiği oyuncu da ona genel olarak patronların coşkulu sosyalizm taraftarlarından olmadığını açıklamak durumunda kaldı.
  • Seyirci-oyuncu, başkahramanla yer değiştirip yeni çözümler geliştirmeye başladığı andan itibaren diğer oyuncular kendini baskının ajanlarına dönüştürürler veya zaten öyleyseler baskılarını arttırırlar ki seyirci-oyuncuya gerçeği değiştirmesinin ne kadar zor olduğu gösterilsin. Bu, (yeni çözümler bulmaya, dünyayı değiştirmeye çalışan) seyirci-oyuncuların (onları engellemeye çalışan, dünyayı olduğu gibi kabul etmeye zorlayan) oyunculara karşı oynadıkları bir oyundur. Elbette forumun amacı kazanmak değil; öğrenmek ve hazırlanmaktır. Seyirci-oyuncular, düşüncelerini eyleme göre “gerçek hayat”taki durumlara hazırlanırlar. Oyuncular ve seyirciler de aynı şekilde, oynayarak, eylemleri olası sonuçlarını öğrenirler. Baskıcıların cephaneliği keşfedilir ve ezilenlerin olası taktik ve stratejileri öğrenilir.
  • Eğer seyirci-oyuncu pes ederse oyundan çıkar ve oyuncu tekrar rolü devralır; piyes hıza bilinen sona doğru ilerler. Bu sırada başka bir seyirci-oyuncu sahneye yaklaşıp “Dur!” diye bağırabilir ve tekrar nereden başlamak istediğini söyler, oyun bir kez daha o noktadan başlayacaktır. Yeni bir çözüm denenecektir.
  • Seyirci-oyuncu nihayetinde bir noktada oyuncular tarafından uygulanan baskıyı kırabilir. Oyuncular arka arkaya veya hep birlikte pes etmelidir. Bu noktadan sonra seyirciler istedikleri kişinin yerine geçip belki de oyuncuların farkında olmadıkları yeni bir baskı şeklini göstermeye çağrılırlar. Durum seyirci-oyuncunun/başkahramanın, seyirci-oyuncu/ezene karşı oynadığı oyun halini alır. Böylece baskı, ona karşı mücadelenin yollarını (eylemleri yoluyla) tartışan seyirci-oyuncuların dikkatli incelemesine maruz bırakır. Sahne dışındaki bütün oyuncular koçluk veya taraftarlık görevine devam ederek kendi seyirci-oyuncusuna yardım etmeyi ve tavsiye vermeyi sürdürür.
  • Oyunculardan biri de, jokerlik veya oyun liderliği gibi yardımcı işlevleri çalışmalıdır. Oyunun kurallarını açıklamak, yapılan yanlışları düzeltmek ve her iki tarafı da oyunu sürdürmeye motive etmek ona bağlıdır. Aslında seyircilere, eğer dünyayı değiştirmezlerse kimsenin onlar için değiştirmeyeceği ve her şeyin kaçınılmaz olarak aynı kalacağı –ki bu olmasını isteyeceğimiz en son şeydir- açık bir şekilde anlatılabilirse forumun etkisi daha güçlü olacaktır.
  • Bu araştırmanın sonunda ortaya çıkacak bilgi, zorunlu olarak belirli sosyal grupların, zamanın bu belirli anında ulaşacakları en iyi bilgidir. Joker, konferansın başkanı değildir, gerçeğin yöneticisi değildir; jokerin görevi biraz daha fazla bilenlerin bunu anlatma şansına sahip olmalarını sağlamak, biraz cesaret edenleri biraz daha cesaretlendirerek ne yapabileceklerini göstermelerini sağlamaktır.
  • Biten “forum”, “gelecek için bir eylem modeli”nin kuruluşunu önermektedir ve bu model ilk kez seyirci-oyuncular tarafından oynanır.


Forum Tiyatrosu Örnekleri

HALK KÜRSÜSÜNDEN TARIM REFORMUNA BAKIŞ

Portekiz’de, 25 Nisan 1974’ten sonra insanlar tarım reformunu kendileri ele aldılar. Bir yasanın çıkarılmasını beklemeksizin üretim yapılmayan toprakları sahiplenip üretime başladılar. Biz yazım aşamasındayken, hükümet toprakların halk tarafından bu şekilde ele geçirilmesine karşı çıkarak (onları hiç kullanmamış olan) eski sahiplerine iadesini öngören bir tarım yasası çıkarma girişimindeydi.

1.       Aksiyon
Sahne bahçede iki bankta geçer. Bir adam, Mülk Sahibi, boylu boyunca iki banka uzanmış tembellik yapmaktadır. Jose Afonso’nun Eurovision Şarkı Yarışması melodisi olan ve 50 yıllık faşist Salazar-Caetano diktatörlüğünün devrilmesi sırasında askeri hareketin başlangıcının işareti olarak kullanılan “Grandula Vila Morena” şarkısını söyleyerek kadınlı erkekli yedi kişi girer. Yedi kişi, bankalara rahat bir şekilde yerleşmiş olan Mülk Sahibi’ni bankların birisinden kaldırırlar; o kalkmasına rağmen kendileri tek bankta hala sıkışmaktadırlar çünkü çok kalabalıktırlar.

2.       Aksiyon
Başka popüler şarkılar söyleyerek işlerine başlarlar, toprağı işlediklerini gösterir mim hareketleri yapmaktadırlar. Kamu malı olan bankları ele geçirme girişimini daha da ileri götürmenin gerekliliğini tartışırlar. Bir bankı tek başına işgal eden Mülk Sahibi’nin üretimsizliğine karşı çıkarlar, ama görüşleri bölünmüştür: Bazıları onu atmak isterken, bazıları da, yeterince ileri gittiklerini, yeteri kadar toprak elde ettiklerini düşünmektedirler.

3.       Aksiyon
Bir polis, ortak banklarının 20 santimetresini boşaltmalarını emreden bir kararla gelir (geri dönüş yasası). Taraflara ayrılırlar; bazıları kabul etmekten yanadır, diğerleri değildir, çünkü şimdi verilecek bir taviz gittikçe daha çok toprağı kazanmaya çalışacak olan karşıt güçlerin zaferini onaylamak olacaktır. En sonunda pes ederler.

4.       Aksiyon
Polis tarafından korunan Mülk Sahibi, bankın boşaltışmış olan kısmına oturur. Diğer yedi kişi de geri kalan yere sıkışırlar. Mülk Sahibi, diğerlerinin ışığını engelleyen büyük bir şemsiye açar. Yedi kişi karşı çıkar. Polis, Mülk Sahibi’nin eylemini sürdürme hakkı olduğunu çünkü toprağa sahip olunsa da havaya olunamayacağını ifade eder. Grup bölünür; bazıları mücadele etmek ister, diğerleri ise elde ettikleri ile az da olsa mutludurlar ve ne pahasına olursa olsun barış istemektedirler.

5.       Aksiyon
Polis hiç kimseye ait olmayan “toprak”larda ortak bankı ikiye ayıracak bir duvar yapılması gerektiğinde ısrar eder; açıkçası, maksat bu duvarı önceki sahibinin değil de yedi kişinin yerleştiği tarafta yapmaktır. Daha çok tartışma, bölünme ve taviz. Yedi kişiden biri mücadeleyi bırakıp gider, sonra ikici, üçüncü ve dördüncü.

6.       Aksiyon
Polis yerleşimcilerin çoğunun yerleşilen toprağı boşaltmasından dolayı yerleşimin anlamsızlaştığını söyler. Sonuç olarak, son üç kişi de banktan atılır ve kamuya ait bankların eski sahibi, her iki bank üzerindeki haklarını geri kazanır.

Forum

Bu sahne Porto ve Vila Nove de Gaia’da oynandı. Gösterinin ilk gününde, açık havadaki meydanda binden fazla insan vardı. “Model” oynandı ve “forum” başladı. İkinci gösterimde birkaç seyirci-oyuncu, Mülk Sahibi’nin karşı saldırısına yönelik direnişin nasıl olması gerektiği doğrultusunda görüşlerini oynadılar. Ama en güzeli seyirciler arasından bir kadının karşı çıkışta bulunduğu andı. O sırada sahnede, aralarında, kullanılacak en iyi taktikleri- rol dahilinde- tartışan erkek seyirci-oyuncular vardı: sonunda hepsi de hemfikir olduklarına karar verdiler. Bu noktada seyirciler arasındaki kadın şöyle dedi: 

“Siz şimdi orada baskıdan söz ediyorsunuz –hepsi çok güzel; sahnedekiler, biraz önce can düşmanları olan oyuncular karşısında azıcık bile ezilmiş görünmeyen seyirciler arasından çıkmış erkeklerdir. Bu sırada hala ezilenler ise biz kadınlarız çünkü hala eskisi gibi eylemsiz biçimde oturup erkeklerin oynamasını seyrediyoruz."

Daha sonra bir erkek seyirci, birçok kadını, değişik rollerle duygularını ifade etmeleri için sahneye davet etti. Kadınlar sadece tek bir erkeğin, Polis’i oynayan oyuncunun sahnede kalmasına izin vererek öneriyi kabul ettiler. Kadının dediğine göre: “Polis bir numaralı ezen olduğundan bu rol kesinlikle bir erkek tarafından oynanmalıdır.”


İŞTE LİDER, EVDE KÖLE

Paris'te, bir bankanın elektronik muhasebe departmanı çalışanlarının grevi sırasında iş yerinde sendika lideri, evinde köle olan bir kadınla ilgili bir Forum Tiyatrosu yaptık.

1. Aksiyon
Çok fazla iş. Bir sürü müşteri. Banka kapanır kapanmaz sendikacı kadın, yoldaşlarını organize etmeye çalışıyor, yoğun telefon görüşmeleri yapıyor, randevular ayarlıyor, mitingler düzenliyor vs. Herkes onun tavsiyelerini dinliyor.

2. Aksiyon
Sendikacı kadının kocası içeri girer. Düdüğünü çalar. Kadın bir iki dakika direnir ama sonunda arkadaşlarını yüzüstü bırakarak kocası ile eve gider.

3. Aksiyon
Evde. Zevksiz ev işleriyle rahatsız edilmek istememekte ve iş sonrası uğraşları için hazırlanmakta olan kocasının her şeyiyle ilgilenir. Kadın, oyun oynamakta olan sürekli bakıma muhtaç çocuğuyla ilgilenir, onu yıkar vs. Sahne şu saptamayla biter: Kadın ailesi için tam anlamıyla bir köledir.

Forum
Foruma, baş kahramanın yerine geçen ve baskıyı kırmaya çalışan birçok kadın katıldı. Aynı zamanda kadının bankadaki iş arkadaşları da baskıcılara dönüşmüş ve kadını kocasına teslim olmaya zorlamışlardı. Kadın, kocası ve iş arkadaşlarına rağmen işine devam etmek istese de, bu sefer de, yöneticisi gelip onu işten attı. Bu durum kadın seyirci-oyuncunun olası en iyi direniş biçimini önermesine kadar sürdü: Koca'yı içeri almamak! Bu noktada Koca'yı oynayan oyuncu pes etti ve telefon etmek, duygu sömürüsü yapmak veya yalan söylemek gibi diğer baskı şekillerini deneyen seyirci-oyuncularla yer değiştirdi.

Evdeki sahne sırasında çok ilginç bir durum ortaya çıktı: Sendikacıyı oynayan seyirci-oyuncu kendisini işine öylesine kaptırmıştı ki, ne kızıyla ne de kocasıyla hiç ilgilenmedi. Banyodaki küçük kız önceleri "Anne, anne, anne..." diye bağırırken şimdi "Baba, baba, baba..." diye bağırmaya başladı. Sonunda çocukla ilgilenen ve ev işlerini yapan koca oldu!