6 Ağustos 2013 Salı

3,5 Yaşında Çocukla Meis (Kastellorizo) Adası - II (Mavi Mağara)

Mavi Mağara: http://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Cave_(Kastelorizo)

Meis'te görülmesi gereken en temel yerleri hızlıca gezmek için plan şu: Sabah adaya iner inmez bir deniz taksisi ile anlaşılıyor. Sonra aşağıda görülen merdivenlerden yukarı doğru tırmanıp gitgide artan eğimli yolda sabah sporu yaparak St. Jean Şövalyeleri'nden kalan ve adanın adını, üzerinde inşa edildiği kızıl kayalardan aldığı kaleye varılıyor.



Kalenin sadece dış duvarları sağlam kalmış ama kaleden görülen manzara muazzam.


Liman kaleden bakıldığında böyle görülüyor:

Blue Star Ferries, Rodos Meis arası işleyen bir feribot. Adanın limanı dar olmasına rağmen çok derinmiş. Bu nedenle antik çağlardan beri büyük gemilerin geldikleri doğal bir limanmış.
Bu fotoğrafta da limana en yakın plaj olan Mandraki Koyu'nun kaleden görüntüsü görülüyor. Meis'in plajları da Kaş'ınkiler gibi çakıllı.
Kaleden bakıldığında Mandraki Plajı'nın hizasında sol tarafta kalan adada yer alan plajın adı da: Aya Yorgi Plajı.

Kaleden aşağı inerken adanın müzesine gidilebilir. Zira müze 1399-1522 yılları arasında çıktığımız kalenin dış istihkam duvarları arasında yer alıyormuş. 1522-1912 arasında da Osmanlı yönetiminin merkezi olarak kullanılmış. Müzenin adadaki ismi "Konaki". Müzede adanın antik zamanlardan günümüze kadarki tarihinden kalıntılar, adanın eski ihtişamlı günlerine ait fotoğraflar vs sergileniyor. Ama benim en çok geleneksel kültürlerine, folklörlerine ilişkin objeler çekti.

Yöresel kıyafetlerinin Anadolu kadın kıyafetinden çok da bir farkı yok.

Hakeza, yer yatakları ve yastıkları da Anadolu'dakilere çok benziyor.

En son dantelleri gördüm, belki örneğini çıkarmak ister diye annem için fotoğrafladım :)
Dantel kültürü diğer ülkelerde hemen hemen hiç yok.

Eskiden kapılar ahşapmış, omuz atsan kırılacak türden. Artık evlerin içinde o kadar değerli şeyler saklıyoruz ki, kapılarımızı da demirden çelikten yapıp, kat kat da anahtar koyuyoruz...

Bu da yöresel erkek kıyafeti, efelere benziyor...

Müze ücreti 2 Avro.

Müzeden çıktıktan sonra deniz taksisi ile Mavi Mağara'ya gidilebilir:

Biz Kostas'ın taksisine biniyoruz. Bizi önce Mavi Mağara'ya götürüp,
sonra Aya Yorgi Plajı'na bırakıp sonra da oradan alıp
 limana geri getirmek için adam başı 50 Avro istiyor.

Meis'teki Mavi Mağara'yı ziyaret edecekseniz sabah saatlerinde gidilmesi gerekiyor çünkü saat 10.00-11.00 gibi sular yükselmeye başlıyormuş. Ama günübirlik turlarla zaten 10.30'dan önce Meis'te olmak ve dolayısıyla 11.00'dan önce Mavi Mağara'ya ulaşabilmek mümkün değil. Bu durumda olabildiğince küçük bir motorlar sizi taşıyacak bir kaptanla anlaşmanız gerekiyor ki yukarıda görülen daracık delikten girebilesiniz. Bir ikinci ihtimal de mağaraya yüzerek girmek ama aslında çok tehlikeli. Çünkü içeriden çıkış yapan motorların kaptanları da tekne içine tamamen uzanmak zorunda kaldıklarından, mağara kapısı önünde yüzenleri görebilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla bir kaza olması içten bile değil.

Fotoğraf http://www.dunyayigezmek.com/meis-adasi/ adresinden alınmıştır.

Fotoğraf http://www.dunyayigezmek.com/meis-adasi/ adresinden alınmıştır.



Ortada görülen mini motor Kostas'ın taksisi.
Sağdaki masalar ise Kostas'ın oğluna ait restoranın masaları.
Hız motoru ile zıplaya zıplaya ve suratımıza su damlaları vura vura yolculuk yapmak çocuklar için çok farklı ve heyecanlı bir deneyim oldu. Hele hele Mavi Mağara'nın kapısından geçmek için motordaki herkesin yere uzanması ve mağaranın içindeki fosforlu mavi renk, çocukları da bizi de çok heyecanlandırdı. Hele bir de fok görebilseydik tam olacaktı...

Mavi Mağara: Güneş ışıkları mağaranın içine deniz dibinden yansıyarak girmekte ve mavi parlak fosforesson rengi meydana getirmektedir.
Mavi Mağara'dan sonra, kaleden gördüğümüz Aya Yorgi Plajı'na gidiyoruz:

Aya Yorgi (Saint George) Plajı çok sessiz sakin. Plajda yemek yenilebilecek, duş alınabilecek ve şezlonglarından yararlanılabilecek bir tesis var. Tesisi işletenler de Türk. Denize merdivenle iskeleden giriliyor.

Biraz yüzdükten sonra fotoğrafta sağda görülen alan sığ ve kumluk, ayrıca minik minik kumsalları var. Kontes orada oynamaya deli oldu, zor ayırdık. Tüm bir günü orada geçirebilirdik sanırım.

Fotoğrafın sol tarafından açık yeşil renkte görünen ve insanların yüzdüğü alan da
bir buçuk metre civarında ve kumluk bir alan.

Yunan adasına gidip de deniz ürünü yemeden olmaz. Karavida isimli deniz böceği ve cimcime karides denen ve kabuğuyla yenen karidesleri çok meşhur. İlk defa gördüğüm Akdeniz balıkları da var. Kaş'ta balıkçılık hemen hemen ölmüş, taze balık bulamıyoruz. Oysa burada insanlar avlanmaya devam ediyorlar ki turizm gelirleri Kaş'tan fazlaymış. 


Kontes neredeyse kendisi kadar olan balığın ağzını, dişlerini inceledi durdu...

İşte cimcimeler :)

Kurutulmuş ahtapot da Yunan adalarının bir diğer spesiyalitesi...

Mythos birasını içip de beğenmeyen yok. Kalamarlar tazecik, çok lezzetli. Ama boşuna tarator sos sormayın, Yunanistan'da kalamarın yanında sadece limon geliyor.

Izgara karides...

Böcekler, balıklar :)))

Yemek yemek için Paragadi Restorant'ı tercih ediyoruz. Nedeni ise garsonu :) O kadar tatlı bir garsonları var ki önerilen diğer yerleri reddedip ısrarla burada yemeye devam ediyoruz. Paragadi Restoran, Kostas'ın oğlunun restoranıymış. Kendisiyle de tanıştık. Hoşsohbet kibar bir adam. Çok beğendiğimiz ve bizi müdavimleri yapan garson kız ise baldızıymış. Adı Atiri. Yunanistan'da İngilizce öğretmenliği okuyup, atanamayınca adaya çalışmaya gelmiş. Yunanlılar Türkler'e ne kadar çok benziyor, değil mi? :) Garsonun peşinden restorana giden bir tek biz değilmişiz, bu garsonu beğenen bizden başka Türkler de varmış:


http://sivaspostasi.com.tr/meis-adasinda-paragadi/
http://www.sandaletliseyyah.com/2012/12/meis-adasi-kas-ekim-2012_28.html


Yemekten sonra "Frappe" içmek bir gelenek olmuş artık Yunan adalarında, hani neredeyse milli içecek olmuş. Ama Yunan kahvesi isterseniz de güzel bir Türk kahvesi içebilirsiniz :) Duty Free'ye girerseniz Jaegermeister fiyatlarına bir göz atın, gerçekten ucuz. Lokantada ödenen fiyatlar da Kaş'a nazaran çok ucuz, hafta sonları sırf yemek yemeye Meis'e gidenler var. Ayrıca naktiniz biterse üzülmeyin, adada Türk Lirası da geçiyor.
Meis'te tekne ile gidilebilecek yerler de var.

Meis aslında küçük bir ada ama gezmeye, yüzmeye, deniz canlılarına meraklı olanlar için yapacak çok şey var. 3-4 gün bile yetmeyebilir. 

4 Ağustos 2013 Pazar

3,5 Yaşında Çocukla Meis (Kastellorizo) Adası - I

Adanın tüm yerlilerinin oturduğu Kastellerizo Köyü Limanı'nın genel görünümü... Tipik Yunan mimarisi taş evler, evlerin boyları aynı, kapı pencere ve balkonlar rengarenk boyanmış...

Türkiye'nin Antalya'ya bağlı Kaş ilçesinden yüzerek gidebileceğiniz kadar yakınmış hissi veren Meis Adası, Yunan mutfağını tadıp sakin ve huzurlu bir gün geçirilebilecek küçük bir Yunan adası. Ada ile ilgili genel bilgiye, adanın resmi internet sayfasından ulaşabilirsiniz: http://www.megisti.gr/en/index.asp
Ayrıntılı bilgi için bkz:


                                                                     
Kaş'ın merkez meydanı olan Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan Kahramanlar Turizm ve Yatçılık Anonim Şirketi'ne veya Meis Express'e başvurabilirsiniz. Her iki şirkette gidiş-dönüş ücreti olarak kişi başı 25 Avro alıyor.
Bu şirketlere başvurduğunuzda yabancıları, yeşil pasaportlu olanları ve Shengen vizesi sahibi Türk vatandaşlarını hemen tekneye kabul ediyorlar. Eğer Shengen vizeniz yoksa, bir vizeye uygun fotoğraf ve pasaportunuz ile birlikte başvurmanız durumunda 2-3 iş günü içine tek girişli, 5 günlük Shengen vizesi çıkartıyorlar, böylece günübirlik Meis Adası'na gidip dönebilir ya da birkaç gününüzü orada konaklayarak geçirebilirsiniz. 5 günlük Shengen vizesi için ücret 60 Avro civarında.
Şirkete ait Kahramanlar isimli feribot yaz sezonu boyunca haftada her gün, kış aylarında da haftanın bazı günleri sabah 10.00'da Kaş limanından hareketle 20 dakikalık yolculuk ile Meis Adası'na gidiyor, akşam 16.00'da ise geri dönüyor. Yazları ayrıca akşam 18.00'da kalkıp 24.00'te dönen feribot seferleri de mevcut.
Meis Adası'na indiğinizde pasaportunuzu yerel yönetime teslim ediyorsunuz, dönüşte geri alıyorsunuz. Çocuklar için de ayrı pasaport ve vize talep ediyorlar. Dolayısıyla vize ve yolculuk ücreti kişi başı toplam 85 Avro tutuyor, ayrıca bir de 15 TL yurt dışı çıkış harcı ödenmesi zorunlu (yurt dışı çıkış harcını firmalara verirseniz, onlar sizin adınıza yatırıyorlar, böylece bir de yatırma derdi ile uğraşmamış oluyorsunuz).
Meis'ten diğer Yunan adalarına geçmek de mümkün: Meis'ten Rodos'a (ki bu ada bir çok Yunan Adası için ana ulaşım noktasıdır) hem iki farklı feribot hem de haftanın belirli günleri uçak seferi mevcut. Fiyatı çok uygun ve yaklaşık 20 dk sürüyor. Feribotların ulaşım süreleri ise 2,5 saat ve 4 saat civarında.
Okulsuz eğitim kapsamında kızım feribotun kaptan köşkünde dümeni inceliyor :)

Kızımın ilgisini gören kaptanımız köşkteki aletlerle ilgili açıklama yapıyor.
Ada'nın tüm yerleşik nüfusu merkez köyde yaşıyor. Hemen tüm binalar da burada, hayat merkezde akıyor yani. Liman'dan genel görünüş şöyle:
Sol tarafta tepesinde Yunan bayrağı sallanan adanın kalesi ve altında kırmızı kubbeli Osmanlı'dan kalma ve şu anda müze olarak kullanılan bir camii; camiinin ön tarafındaki güneş şemsiyeli yerde de küçük bir "beach" var, denize girenler ve şezlonglar...


Yazının en üstündeki fotoğrafta limanın orta kısmı görülüyor. Tam ortada bir camii ve etrafında 2-3 katlı rengarenk binalar var. Lokanta çoğunlukla limandaki binaların giriş katında. Adada ağaç dikmek haricinde her şey yasakmış. O nedenle binaların orijinalliği korunabilmiş. Kaş'ta herhangi bir yasak olmadığından dağ taş  birbiri ile uyumsuz beton bina dolmuş. Şu sıralarda bir de küçük AVM yapıyorlar. Çok katlı binalar daha çok para demek olduğundan, tek katlı evlerin sahipleri arazilerini bina yapmak isteyenlere satıyorlar. Oysa çok katlı bina yapmak yasak olsa, müstakil evlerin değeri de otomatik olarak artacağından, kimse evlerin orijinalliğini bozmak istemez... Çok zorlu bir yolu olduğundan, Türkiye'nin nispeten bozulmadan kalabilmiş bölgelerinden biri olan Kaş ile Yunanistan'ın Türkiye'ye en yakın yeri olan 406 kişi nüfuslu Meis Adası arasındaki, 2 kilometrelik uzaklığa rağmen kültürel fark adaya ayak basar basmaz fark edilebiliyor.



Adanın en sol tarafında da büyük bir otel ve önünde şezlonglar var. Eğer otelde bir şeyler yiyip içerseniz, şezlongları ücretsiz kullanabiliyorsunuz.
Normal şezlongların yanında bir de böyle yer minderleri var... Bu pansiyonun adı Mediterraneo. Buranın yan tarafında da toplam 10 tane şezlong var zaten.
Adanın limanı da olan merkezde deniz ne kadar temiz diye akla bir soru gelebilir:
Adada deniz kirliliği olarak gördüğümüz bir tek bu oldu: Aşırı üremiş fitoplanktonların suyun kimyasını değiştiren salgıları imiş bunlar ve kirlilik olarak algılanabilirmiş. Ama görüntüsü harikaydı, o da ayrı :) Bir de bunlar limanın korunaklı iç bölgelerindeydi. Herkesin denize girdiği uç kısımlar hemen hemen açık deniz gibi olduğundan, orada böyle bir oluşum görmedik hiç.
Normalde deniz böyle görünüyor. 
Yemek yediğimiz lokantanın önünde hep balıklar yüzüyor. Yemeğini bitirip de sıkılan Kontes balıklara ekmek atarak oyalanıyor. Bizden çok ekmek yiyor bu minicik balıklar :)
Bir de tabii denizin temiz olduğunu en iyi kaplumbağalar bilir. Karetta kaplumbağaları da lokanta artıklarından yemek aranıyorlar liman içinde:
Tam dalarken çekmişim, ama oldukça büyük bir hayvandı, pff pff diye nefes alıyordu :) Kontes onu görünce çıldırdı tabii: Okulsuz eğitim demiş miydim? :)
Biz adaya indiğimizde genellikle aç oluyoruz. Adanın küçük bir pastanesi var. Ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Kızıma oradan taze sandviç alıyorum genellikle:
Limandan içeri doğru yürüyünce pastane solda, süpermarket sağda kalıyor. Süpermarketi de ziyaret etmenizi öneririm. AB üyesi olduklarından bazı ürünler Türkiye'den çok daha ucuz. Mesela çok sevdiğimiz küflü Danish Blue peyniri...
Kontes artık yolu da öğrendi, kendi kendine gidiyor pastaneye :)
Şu sağ altta görülen susamsız, sert hamurdan simitler eskiden İstanbul'da da vardı, çok severdim çocukken, artık bulunmuyor ama :(

Kekler, pandispanyalar hep poşette.

Pastanenin hemen yanındaki çocuk parkında, Kontes'in bünyeye soktuğumuz karbonhidratları yakıyoruz :)
Adadan biraz genel görüntü göstermek istiyorum. Aslında en fazla yarım saatte dolaşılacak kadar küçük ama biz her seferinde turlayıp duruyoruz adayı, kızım bayılıyor :) (Bebeği ile birlikte adada konaklayan ve bizim gibi adadan çok mutu ayrılan bir ailenin yazısı için bkz: http://www.dunyayigezmek.com/meis-adasi/)
Bu balkonların hastasıyım. Meis Adası hep restore edilmiş eski evlerden oluştuğundan,
her birinin harika balkonları var.

Bu balkonlardan Kaş'ta da var ama bir elin parmakları kadar, özenle arayıp bulmak gerekiyor :(
Kaş'ta çok az balıkçı var. Lokantalar dışında, balıkçıdan taze balık bulmak çok çok zor. Meis'in temel geçim kaynağı ise balıkçılık. Lokantalarda bunu aklınızda bulundurun :)

Savaşlardan önce burası büyük bir şehirmiş. Sonra büyük göç olmuş. O nedenle evlerin büyük kısmı terk edilmiş.


Otların dilinden anlayanlar için adada gezerken çeşitli otlar bulmak mümkün.

Biz kızımızla gezerken fazla koşturmaktan hoşlanmıyoruz. Neticede amaç olabildiğince fazla şey görmek değil, içimize sine sine, konuşa güle gezmek eğlenmek. O nedenle yavaş yavaş dolaşıyoruz. Meis Ada'sında bir gün içinde öncelikle limanın sol tarafında indiğimiz yerden yani Kavos Burnu tarafından  1755 yılında yapılmış Osmanlı Camii önünden yürüyüşümüze başlıyoruz. Limanın ortasına gelince pastaneye uğrayıp limanın diğer ucundaki otele kadar yürüyoruz. Sonra köyün iç taraflarına doğru dolaşmaya başlıyoruz. Daracık ara sokaklarda geziyoruz. Dağda bayırda otları inceliyoruz. Geri gelip limanda yüzüyoruz, bir şeyler yiyoruz. En on Duty Free'den alışverişimizi yapıp, feribota biniyoruz. Ama adada yapılacaklar henüz bitmedi...



Ada ile ilgili daha çok fotoğraf için bkz: http://www.bing.com/images/search?q=castellorizzo&FORM=BIFD#a

28 Temmuz 2013 Pazar

3,5 Yaşında Çocukla Santorini Adası

Romantik manzaraya dalıp gitmiş Kontes...

Kiklad Ada grubunda bulunan Santorini Adası, M.Ö. 1500 civarında, büyük bir volkanik patlama sonucu meydana gelmiş. Ada, mimari yapısı, mavi kubbeli beyaz kiliseleri ve romantik falez manzarası ile ünlü... Santorini aslında 5 adadan oluşuyormuş. Ana ada, Tira'nın nüfusu kışın 15.000 iken yazın 100.000 kişiye çıkıyormuş. Adayı yılda bir milyonu aşkın turist ziyaret ediyormuş.
 
Ada'da büyük gemilerin yanaşacağı bir liman bulunmuyor. Bu nedenle adayı ziyaret eden bir milyonu aşkın turistin her biri, ada yakınına gemilerle geldikleri gibi, gemilerden de adaya botlarla yanaşıyorlar. Botlardan indikten sonra iki ihtimal var: Ya Fira Limanı'na gidip, oradan teleferiklerle yukarı çıkıp, toplu taşıma araçlarını kullanacaksınız ya da ETS Tur'un tur otobüslerinin bulunduğu Athinios İskelesi'ne gidip, oradan tur otobüsleri ile önerilen turlardan birine katılacaksınız.
 
Görüldüğü gibi Fira Limanı (eski liman) denilen yer minicik bir alan. Adayı gezmek isteyenlerin bir şekilde limandan yukarı doğru çıkmaları gerekiyor.
 
 
Biz turla dolaşmayı pek sevmediğimiz için botlarla Fira Limanı'na gittik. Liman'da inince adanın yerleşim olan tepe noktasına çıkmak için 4 ihtimal var: 1. Teleferiğe binmek 2. Eşeğe binmek 4. Eşek yolundan yukarı yürümek 4. Oia Köyü'ne botlarla gitmek...
 
Teleferikte inanılmaz uzun bir kuyruk vardı. Her biri 6 kişilik, 6 adet teleferik 500 küsur basamaklık bir yüksekliğe çıkıp iniyor. Bu sürede de güneşin altında, o sıcakta beklemek gerekiyor. Çıkarken kullanmadık ama inerken Fira'dan teleferiğe bindik.
 
 
Yüzlerce kişi kuyrukta beklerken her seferinde en fazla 36 kişi yukarı çıkabiliyor.
Bir diğer ihtimal Oia Köyü'ne doğru botlara binmekti. Ama bunun için adam başı 20 Avro istediler. Gidilecek mesafe kısa olunca, o kadar para vermek istemedik:

Bot turları şu noktalara gidiyorlardı. Biz adanın kuzeyine gitmek istiyorduk.

Yürüyebilir miyiz diye baktık. Tek yürüme yolu eşeklerin de kullandıkları merdivenli yoldu. Yol zaten çok dik, 500 küsur merdiven çıkmak gerekiyor ve ayrıca eşekler sağa sola sıkıştırıp, itip kakabiliyorlar, ayrıca da yola dışkıladıkları için çok da güzel kokmuyor.


Çıkmamız gereken yüksekliğin aşağıdan görüntüsü...

Yukarı çıktıktan sonra, son merdivenin üzerindeki basamak numarasını çektim...
 
Geriye tek ihtimal eşeğe binmek kalıyordu, biz de denemek istedik. Adam başı 5 Avro verdik (çocuk hariç), eşim kızımızı Ergo Baby ile sırtına bağladı, ikimiz iki ayrı eşeğe bindik (iki erkeğin tek bir eşeğe bindiğini de gördüm, eşek demeyelim de katırdılar sanırım, çok iri ve kuvvetli hayvanlardı). Yukarı çıktığımızda terden sırılsıklam olmuştuk. Bir tarafı uçurum olan 500 küsur merdiveni eşekle çıkmak cidden yorucuydu ama çok zevkliydi. Bir daha gitsem, yine eşekle çıkmak isterim sanırım; eğlenceli bir maceraydı :)
 

Eşekten indikten sonra bu beyaz pantolonu değiştirmek zorunda kaldım çünkü diğer eşeklere sürtünmekten ve eşeğin eyerinin renginden rengi kahverengiye dönmüştü.
Fira, adanın merkez kasabasıymış. Her taraf dükkanlarla dolu. Biraz gezdikten sonra, oturup bir yerlerde dondurma ve vafıl yiyoruz.
 
 

Oturduğumuz pastanedeki garson kızdan ada hakkında bilgi alıyoruz. ETS Tur rehberleri, adanın en yüksek noktası olan İlyas Peygamber Dağı'ndan (Mt. Profitis İlias) tüm adanın görüntülenebileceğini söylemişlerdi ama garsonumuz dağın pek de ilgi çekici bir yer olmadığını söylüyor. Deniz turu için de Perissa Plajı önerilmişti. Siyah volkanik kumlarla kaplı ender plajlardan biri olması insanların ilgisini çekiyormuş. Ama biz Ünye kumsallarında siyah kumlarla sık sık haşır neşir olduğumuz için, o kısımla da pek ilgilenmiyoruz. Zaten tavsiye edilen plajlar adanın güneyinde ama gezilmesi önerilen Oia Köyü en kuzeyde, ikisine birden gidebilmemiz zamansal olarak mümkün değil. Garsonumuz da ısrarla Oia (İa okunuyor) Köyü'nü görmemizi öneriyor. Nasıl gidebileceğimizi sorduğumuzda, çok yakındaki otobüs durağını tarif ediyor. 1.60 Avro karşılığı bilet alıp, otobüsün ilk durağından otobüse binip, oturarak Oia Köyü'ne gidiyoruz.
 
Otobüsten Oia Köyü meydanında iniyoruz.
Oia Köyü bana Şirince Köyü'nü anımsatıyor. Yamaca kurulmuş, eşsiz manzaralı bir köy ve içinde dükkanlar, restoranlar var. En karakteristik özellikleri daracık taş döşeli sokakları, 60'ı aşkın mavi kubbeli kiliseleri ve Venedikliler'den kalma kale harabesi...


Büyük gemi ta ABD'den gelmiş, arkadaki küçük olan da bizim yolculuk ettiğimiz ETS Tur'a ait Aegean Paradise gemisi.



Oia Köyü, mavi kubbeli beyaz kiliseleri ile ünlü...

Adada evlenmek çok modaymış. Biz oradayken 3 farklı milletten gelinle damat gördük. Yunanlılar da balayı için bu adayı tercih ediyorlarmış.



Köyün denize kıyısı yok, tepede kalıyor. Sırf manzarası ve mimari dokusu nedeni ile bu kadar çok turist çekiyor, görünen evlerin hemen hepsi birer butik otel ve oldukça da pahalılar; inanılır gibi değil...



Bir dükkan...
Adanın kalesi görünüyor uç tarafta...

Turistler, daracık yollarda bir aşağı bir yukarı yürüyorlar akın akın...

Denize kıyısı olmadığı için otellerde havuz var...


Yel değirmenleri var...


Ada gün batımı ile ünlüymüş. Gemiye gidecek son seferi kaçırmamak için gün batımını Fira'da karşılıyoruz. Gün batımı her yerde aynı gün batımı neticede, ama sizin daha güzel görmenizi sağlayan etrafınızdaki atmosferin getirdiği ruh hali oluyor... Sokak müzisyenleri eşliğinde, büyük bir kalabalıkla güneşin batışını seyretmek gerçekten çok keyifliydi...
 

 
Dönüşte gemiye giden en son tekneye yetişebildik. Tabii tıka basa doluydu... 
 


Romantik miydi? Romantikti. Ama benim gibi denize girmeyi sevenler için bir defa görmek yeterli, ikinci defa gitmek isteyeceğimi sanmıyorum... Belki bir defa daha gidip tekne turu yapmayı düşünebilirim, kim bilir?...