Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2011 Çarşamba

Meme ucundan et kopması durumunda ne yapılabilir?

Resim çok şeker değil mi? Bir de bunu emzirirken acı çeken anneye sorun :)
Başıma geldiğinde nette araştırma yaptım ve bu konuyla ilgili hiçbir yazı yazılmadığını gördüm. Benden 1 ay önce doğum yapan bir arkadaşımın daha başına gelmemiş olsaydı, kendimi bu dünyada meme ucundan et parçası kopan tek kadın zannedebilirdim. Oysa bugün araştırdığımda görüyorum ki pek çok annenin başına gelmiş: Meme ucu kopması

Öncelikle ön bilgi vermek isterim: Annem beni 11 ay emzirmiş. Ben de bebeğimi emzirmekten başka bir yöntem asla düşünmedim. Süt oranımı asla kafaya takmadım, "Yeterli kilo alımı yok, mama vermeniz lazım." diyen hastane doktorunu dinlemedim ve kızımı 6 ay sadece anne sütü ile besledim. Kızım 36 aylık ve hala günde 1 ila 3 sefer emiyor.

Doğumdan önce meme ucumda ciddi rahatsızlık hissediyordum. Banyodan çıkınca bornoz bile giyemiyordum. Giydiğim elbiseler bile acı veriyordu. Bu durumda, bebeğin yukarıdaki resimde görülen vantuz hareketini yapmasının nasıl bir acı vereceğini düşünmeye davet ediyorum sizleri :)

Doğumdan önce nemlendiricilerle masaj yapmayı tavsiye edenler vardı. Ama kadın doğum uzmanları (ki doğumdan sonra emziren kadının göğüs ucu yaraları ile ilgili hiçbir bilgileri olmadığını fark ettim) hamileyken meme ucunun uyarılmasının, erken doğumu tetikleyeceği yönünde uyarılarda bulunuyorlardı. Ben de sadece vücuduma sürdüğüm yağları üstten sürüp asla masaj yapmayarak 41+1'de sezaryana girmek zorunda kaldım. Hiç değilse 38. haftadan sonra masaj yaparak rahmi uyarmış olmayı çok isterdim.

Doğumdan sonra hemen emzirmeye başladım. İlk başlarda hiç sorun yoktu. Sona göğüs uçlarım acımaya başladı. Ciddi anlamda çatlak ya da kanama olmadı ama deli gibi bir acı hissediyordum. Bebeğin ilk ağzına aldığı anda çığlığı basıyordum, sonra bebeğim emdikçe rahatlıyordum.
Çevremde benimle birlikte doğum yapan 7-8 arkadaşım vardı. Çoğunun 40 gün sonra acıları geçmişti. Benim acılarımın geçmesi ise 3 ay sürdü. Bu arada göğüs ucumdan (tabirimi mazur görün) döner eti gibi bir parça et ayrıldı. Bebek emerken yavaş yavaş bağlantı yeri incelmeye ve et sallanmaya başladı. En sonunda bebek eti yutmasın diye tırnağımın ucuyla sıkıştırıp boğmak suretiyle et parçasını kopardım.

Hani yara olan yerimiz kabuk bağlar ve kabuk düştükten sonra kabarık bir et parçası gibi yara izi kalır ya? İşte, göğüs ucumdaki etin düştüğü yerde de öyle bir yara izi kaldı. Bir göğüs ucumun tepesi dümdüz iken diğeri tepe şeklinde duruyor :) Anlatırken garip geliyor ama başına gelen beni anlıyordur, eminim :)

Bu dönemde ne yapabilirim diye doktorlara (kadın doğum, cerrahi, cildiye) gittim. Hiçbiri bu konuda bilgili değildi, öneride bulunamadı. İnternette araştırma yaptım, yazılı bir Türkçe kaynak bulamadım. O dönemde neler yaptığımı ve hangilerinden fayda gördüğümü yazmak istiyorum:

  • İkinci bebeğime hamile kalır kalmaz, çatlak kremi sürmeye başlayacağım gibi meme ucu kremi de sürmeye başlayacağım. Üstelik masaj yaparak süreceğim. Çünkü doğumdan sonra okuduklarımdan öğrendim ki, hamileyken emziren çok anne var. Hamileyken emzirmek rahmi uyararak doğumu tetiklemiyorsa, kremle meme ucuna nazikçe yapılan bir masaj asla tetikliyor olamaz. Doktorlara bu konuda inanmıyorum artık.
  • Meme ucu kremi olarak doğum çantama Lansinoh atmıştım. Bu kremi sorunsuz kullanan pek çok anne var. Ama ben içinde petrolden ya da yünden elde edilen garip maddelerin olduğu bir kremi henüz iki günlük bebeğimin yutacak olması fikrinden hiç hoşlanmadığımdan bu kremi gönül rahatlıyla kullanamadım (Gerçi sonra ayak kremi olarak çok işe yaradı.). Organik Bella B marka krem almıştım. Zorda kaldıkça onu kullandım, ama pütürlü bir yapısı olduğundan hem sürmekte zorlanıyordum hem de bebeğimin o pütürleri de yutmasını istemiyordum. Gerçi belki ikinci bebeğimde bu kadar pimpirikli davranmam, bilemiyorum.
Şimdi kremin arta kalanını kızım ve kendim için dudak koruyucu olarak kullanıyorum :)
  •  Krem kullanamadığım için sonraları doğal yağlar kullanmaya başladım. Badem yağı, zeytin yağı, susam yağı (tahine de bayılırım), kakao yağı vs yağları masaj yapa yapa sürdüm. Nasıl olsa bebeğe bir zararı olamaz diye düşündüm.
  • Ben de en işe yarayan: Her gün sıcak banyo yapmaktı. Sıcak banyo göğüs uçlarımı gevşetiyordu. Psikolojime de iyi geliyordu. Göğüs ucu sancılarımı ancak böyle dindiriyordum.
  • Banyodan çıktıktan sonra ve kızımın uyuduğu dönemlerde sık sık e vitamini kapsülleri kullandım. Kapsülü bir iğne ile delip doğrudan göğüs ucuma sıkıyor ve masaj yaparak yediriyordum.
  •  
Fotoğrafı aldığım sitedeki maske de meme ucu için denebilir: Avokado ve Susam Yağlı Maske

  • Acımı dindirmek için de önce Bepanten krem kullandım. Yaranın kapanmasını kolaylaştırdı ve mikrop kapmasını engelledi. Sonra Madecassol krem kullandım. Krem değil de jel şeklinde olduğundan sürünce bir ferahlık hissi veriyordu. Yalnız hatırlatmak isterim, bunlar mucize kremler değil. Sadece yaranın kapanmasını hızlandırıyorlar. Ama siz kremi sürdükten sonra tekrar emziriyorsunuz ve yara yeri tekrar açılıyor. Dolayısıyla kremin mucize yaratmasını beklememek lazım. Çok canım yandığı zamanlar Emla marka uyuşturucu krem de kullandım. Ama hormonlarım meme ucu derisinden kana karışıp, oradan da sütüme geçip bebeğime zararlı olur düşüncesine beni sürüklediği için fazla kullanamadım :)
  • Emzirmemek kesinlikle çare değil. Göğüs iyice şişiyor ve meme ucu daha da hassaslaşıyor. Sık sık emzirmek gerekiyor. Ama acı çekerken emzirmek de kolay değil. Ben öncelikle meme ucu koruyucu kullandım. 
  •  Meme ucu koruyucu ile rahat emzirebilenler varmış. Ama ben pek rahat olamadım. Ama yaranın kanadığı ve çok acıdığı dönemlerde işe yaramıştı. Koruyucuyu alırken küçük boy almıştım. Ama sonrasında asla yastıklı sütyen kullanmamış olan ben, küçük koruyucunun gerçekten de çok küçük kaldığını hayretle fark edip büyük boyunu almak zorunda kaldım. Yani hamileyken bir tane alıp çantaya atın diyemiyorum, sonrasında vücudunuzda olan değişimlere siz bile şaşıp kalabiliyorsunuz.
4 değişik tipte meme ucu formuna uygun koruyucu.
  •  
  • Göğüs kalkanı kullandım. En rahat ettiğim ve uzun süre kullandığım ürün buydu. Göğüs ucu içerlek olanlar için, göğüs ucu çıkarıcı olarak da kullanılıyormuş. Düşünün ki acımdan gecelik bile giyemiyor, neredeyse belimin üstü çıplak dolaşıyordum. Bu kalkanları aldıktan sonra her türlü giysiyi rahatlıkla giyip sokağa çıkar oldum. Psikolojim de rahatlamıştı. Ayrıca meme ucuna kendi sütünüzü sürmek de işe yarıyor. Bu kalkanlar ilk zamanlar damlayan sütlerinizi de içinde topluyor. Meme ucu da bir süre sonra sütün içinde kalıyor :) Hatta ben biriken sütleri gün boyu bir başka kaba aktarıp, sağmadan epey süt elde edebiliyordum. Hatta sokaktayken uygun bir yerde sütü biberona boşaltıp kızıma taze anne sütünü biberonda verebiliyordum :) Çok kullandım ben bu ürünü ve ikinci doğumumda hastane çantama atacağım ilk malzemelerden biridir.
  •  Bana doktorum suyun ya da gül suyunun içinde ayva çekirdeğini bekletip, oluşan jeli sürmemi önermişti. Yapmıştım. Aynen Madecassol krem gibi serinletici bir etkisi vardı. Belki yarayı iyileştirici etkisi de vardır. Ama ben emzirdikçe yara açılıyordu. Dolayısıyla bunun da pek fazla etkisini görmedim. Başka organik öneriler getirenler de var: Buz dolabında beklemiş soğuk lahana yaprağını yapıştırmak, lokumu yapıştırmak gibi önerileri olanlar da var. Bunlar meme ucu çatlaklarına belki iyi geliyordur ama etin kopmasından ve dolayısıyla açık yaradan bahsedince, bunlar ancak serinletmeye yardımcı olabiliyorlar.
  • Sonuç olarak gittiğim bir erkek cerrah en mantıklı özeti yaptı: Emzirdiğiniz sürece yaranız geçmeyecek. Yanmış deri gibi beyaz bir kabuk oluşacak ve orası hissizleşecek. Gerçekten de öyle oldu. Emzirmeyi azalttığım 6. ay sonrasında biraz daha rahatladım. Öncesinde de zorlandığım zamanlar 1-2 gün dinlenmeye aldım memeyi, diğer memeyi emzirip sorunlu olanı sadece sağarak idare ettim. Henüz emziriyorum, dolayısıyla hala yanık deri gibi olan yara yeri normal deri haline gelmedi. İleride durumda bir değişme olursa güncelleme yaparım :)

Özetle: Meme ucumdan et koptu. Yara yeri sezeryan kesisi gibi şiş biçimde kaldı, düzelmedi. Hiçbir krem fayda etmedi. Sadece acımı azaltmaya çalışarak emzirmeye devam ettim. 3 ay içinde acı hissi tamamen kayboldu. 39 aydır emziriyorum. Kızım bırakana kadar da emzirmeye niyetliyim. İkinci bebeğimi de emzirmek istiyorum. Yara sizi yıldırmasın. Pekçok kişinin başına geliyor. Ama emzirmenin faydaları karşısında, o kadar acıya razıyım. İkinci bebeğimde de olursa, yine aynı acıları çekerek emzirmeye razıyım.

EK: Emzirirken acı hissetmek normal değildir. Çoğunlukla yanlış emzirmeden kaynaklanır. Emzirirken acı hissetmenin olası nedenleri hakkında İngilizce bir kaynak için bkz. http://www.nbci.ca/index.php?option=com_content&view=article&id=48:sore-nipples&ca%3Cbr%20%3E%3C/a%3E%3Csmall%20class=

24 Kasım 2011 Perşembe

Doğumdan sonra ter kokusu nasıl önlenir?


Cevap: Karbonat.

Evet, bu kadar basit :)

Doğumdan sonra ciddi bir ter kokusu sorunu yaşadım. Değişen hormonlardan mıdır, kimyasal yapıdan mıdır nedir, sebebini bilmiyorum ama beni aşırı derecede rahatsız ediyordu.

Emzirdiğim için kimyasal maddeler de kullanmak istemiyordum.

En sonunda karbonatı keşfettim.

Bir tuzluğa karbonat doldurdum. Banyodan çıkınca parmaklarımın ucuna biraz karbonat döküyorum ve kurulanmadan, ıslak cildime sürüyorum. Cilde tuz sürünce nasıl hafif bir yanma hissi olursa, ona benzer bir his oluşuyor. Sonrasında da bütün gün rahat ediyorum. 

Eğer banyo yapacak vaktim yoksa dilediğim zaman, koltuk altımı ıslatarak karbonat sürüyorum.

Güzel kokmasını istersem karbonatın üzerine uçucu (esansiyel) bir yağ sürüyorum. Lavanta, gül ya da limon olabilir.

İşe gideceksem de karbonatın üstüne pafüm sıkıyorum ya da terlemeyi tamamen kesmek istiyorsam (iş görüşmesi, toplantı vs gibi nedenlerle) antiperspirant krem sürüyorum.
Hatırlatmak isterim : Karbonat terlemeyi kesmiyor, sadece terin kokmasını engelliyor.

Güncelleme: Eğer karbonat sizde işe yaramazsa sulandırılmış sirke ile silmeyi deneyin. Elma sirkesinin kokusu daha hafiftir.
Karbonat bazik, sirke ise asidik maddeler... İnsanların da bazılarının teri asidik,bazılarınınki bazikmiş. Karbonat işe yaramazsa, sirke kesin yarar :)

Güncelleme: Karbonat, ayrıca deodoranttan farklı olarak, kıyafetlerin koltuk altı kısmında meydana gelen sarı lekeleri de oluşturmuyor. Ama koltukaltınızı yıkamadan üstüste karbonat sürerseniz karbonatlı kek gibi kokabilirsiniz, temizlenmeden sürmemenizi tavsiye ederim.

Güncelleme: 4 senedir istisnasız her gün karbonat kullanıyorum. Herhangi bir yan etkisini görmedim. Kızarıklık, kaşıntı ya da beze yapmadı.

Güncelleme: Yeni keşfim de şu oldu; çay ağacı yağı (tea tree oil - hin defnesi yağı) da karbonat kadar etkili. Ayrıca çok sıcak bir bölgede sürekli terleyerek yaşadığım şu günlerde, önce çay ağacı yağı ve üzerine de karbonat sürüyorum. Eğer çay ağacı yağının kokusundan rahatsız olmuyorsanız şiddetle tavsiye ederim.

14 Ocak 2011 Cuma

Çocuk olduktan sonra ne kadar süre evde kapalı kalmam gerekecek?


İşte benim tecrübem:

  • Sezaryen olduğumdan ilk 1 hafta kendimi toparlamayı bekledim. İkinci hafta kızımla dışarıdaydım. Bu arada kızımın Eylül doğumlu olduğunu ve geniş kaldırımlı, bol yeşillikli ve de parklı bahçeli bir sitede oturduğumuzu ekleyeyim hemen.
  • Dışarıya çıkmak hem bana hem de kızıma iyi geliyordu ama sezaryenliydim ve bebeğimi uzun süre kucağımda taşımam mümkün değildi (Sezaryende karın kaslarını ya kesiyorlar ya da sağa sola çekiyorlar. Her halükarda kaslar aylarca kullanılamaz hale geliyor.). Puseti itmek de bir o kadar acı vericiydi; ayrıca yokuşlarda pusetin kontrolünü kaybediveriyordum. Bir süre yokuşları geri geri inmeye çalıştığım bile oldu :)
  • Karın kası yokluğundan doğan bu zayıflık durumu zaman içinde kayboldu. Benim ısrarım mı etkili oldu, yoksa zaten zamanı mı gelmişti bilmiyorum ama 3 ay kadar sonra kendimi aşağı yukarı eskisi gibi hissediyordum.
  • Bu arada kızımla her gün sokakta saatlerce gezdiğimizi eklemek istiyorum.
  • Gelgelelim eşim akşam işten geç geliyor. Ben daha bebek bakımına alışamamışım. Bebek henüz dünyaya uyum sağlayamamış. Günde 7-8 defa kaka yapıyor. Çoğunda üstü başı da değişiyor. Akşam 5 ila 9 arası sürekli ağlıyor. Her akşam banyo yaptırıp, belli bir düzende uyutmaya çalışıyorum ki uyku düzeni otursun. Tüm bu nedenlerle ev gezmelerine gidemedim, gitmedim. Şimdi geriye dönüp baktığımda "Doğru yapmışım" diyorum. Kızımın çok düzgün bir günlük rutini ve çok rahat bir uyku düzeni var. 
  • Ev gezmelerine gitmiyordum ama hafta sonları eş, dost, akrabanın gazına geliyordum: "Hep evde oturmak olmaz, bebekle birlikte gezmeye, yeni hayatına alışman lazım". Hadiiii, tak bebeği koluna, bir bavul dolusu eşya da cabası, ayrıca zaten lohusasın beynin olması gereken yerde değil. Düş yollara bakalım... Bolu'ya kadar gittim. Dönüşte trafik tıkandı, kızım ağlar da ağlar. Hava soğuk, bebek terlemiş, sağa çekeyim de hava aldırayım da diyemiyorsun. Tövbe ettim... Şimdi geriye dönüp baktığımda "Ne gerek varmış" diyorum. Çok gereksiz, çok. İkinci doğumumda ilk 6 ay evde kalacağım. Nasıl olsa bebek ek gıdalara geçince, kendi kendine oturmaya başlayınca işler daha kolaylaşacak. Ne gerek varmış da o kadar strese girmişim. Ama tabii şunu da ekleyeyim, bebeği ile birlikte otobüs minibüs demeden fıldır fıldır gezen arkadaşlarım da oldu. Bebekleri konulduğu yerde uyumayı ve sosyalleşmeyi öğrendiler. Ama benim tercihim değil yine de. Zira uyku ve yemek düzenleri oturmadı. Ben bu düzeni daha çok önemsiyorum. Bir sene dayanırım bebeğin uyku saatlerinde evde olma zorunluluğuna, yeter ki gecelerim rahat geçsin :)
  • Kızım 4. aydan itibaren geceleri kesintisiz uyumaya başladı. Biz de eşimle ilk sene toplam 5 defa kızımı uyutup, annemi başına nöbetçi dikip eğlenmeye gittik. Sahile inip kahvemizi içtik, sinemaya gittik, arkadaşlarımızla yemek yedik ve baş başa evlilik yıl dönümümüzü kutladık. Eh, hemen hemen her ay 1 gece çıkmışım evden, kızım 6 aylık olduktan sonra.
  • Kızım 9 aylıkken (Mayıs ayının sonunda) ilk 5 yıldızlı otel tatilimizi yaptık. Çok rahat ve çok güzeldi. Tadı damağımızda kaldı (Hazır erken rezervasyonlar başlamışken, yazacağım geçen sene gittiğimiz otelle ilgili bir yazı).
  • Ertesi ay, kızım 10 aylıkken bir uzun yol tatiline heves ettik. İstanbul'dan Behramkale'ye, oradan da Bozcaada'ya geçip eve geri döndük (Bu tatille ilgili bir yazı da sırada). Bu sefer araba yolculuklarımız da çok rahat geçti. Ben kızımın rutinine, kızım da bizimle gezmeye alışmıştı. Artık aklı başına gelmeye başladığından, yeni yerler görmek onu heyecanlandırıyordu. Her tatilden sonra da ayrı bir gelişim atağı gösterdi. Emeklemek, ayağa kalıp sıralamak gibi...
  • Derken kızım 12 aylık oldu. Birden bir gelişim atağı daha oldu. Çok farklı davranmaya başladı, sanki artık akıllı bir küçük adamdı. İşte o saatten sonra artık her yere kızımla rahatlıkla gidebiliyorum. 
  • Artık bizim yediklerimizden yiyor. Her gittiğimiz yerde parça et ya da balık yapan bir restoran bulunuyor, kızıma gönül rahatlığıyla yedirebiliyorum. Yemeği geç kalınca artık çılgın kıyamet ağlamıyor; ya emiyor ya da meyve veya kuru yemiş ile atıştırıp meraklı incelemelerine geri dönüyor. Günde bir sefer kakasını yapıyor, o da sabah kalkar kalkmaz. Dolayısıyla dışarıda tuvalet sorunu da yaşamıyoruz. Öğlen uykusunu gerekirse arabada alıyor, normal zamanlarda ise eve geri dönüp kızımı uyutup, o uyanınca tekrar dışarı çıkıyoruz.
Sonuç olarak benim tecrübem:
Bebek doğar doğmaz kendinizi sokağa atın.
Ev ve AVM gezmelerine gerek yok, bebeği mikroplardan uzak tutun.
Bebek 6 aylık olunca yavaş yavaş daha rahat gezmeye başlayacaksınız.
6. aydan sonra yaz tatili ve uzun yol araba yolculuğu da mümkün hale geliyor.
1 yaşından sonra artık o sizin gezi arkadaşınız oluyor. İşte eğlenceli zamanlar başlıyorrrrrr!!!!

Son olarak belirtmek isterim ki ben çok gezen, hatta profilimden de anlaşılacağı üzere yiyip içip gezip okuyup yazarak yaşamak isteyen biriyim. Avrupa, Asya ve Uzak Doğu'da pek çok ülkede bulundum. Rusya'da bir sene yaşadım. Kızıma 5 aylık hamileyken, iki ay tek başıma İsviçre'de yaşadım. Yedi aylık hamileyken hemen hemen tüm İSviçre'yi ve hatta İtalya'yı gezdim, eşimle birlikte. Sonrasında eve döndüm ve ancak tam bir sene sonra Antalya'ya gidebildim, tatil için...

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" deyip de üzülmeyin. Evet, doğru hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık; daha da güzel olacak :)

7 Ocak 2011 Cuma

Lohusalıkta neler yaşanır?



DeryAze'nin mimini görüyor ve elimi açıyorum :)


1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
    Hormonların alt üst olması, peşinde uykusuzluk ve bir insan yavrusunun hayatının yükünü üstlenmek ayrıca doğumun getirdiği ağrı sızı da eklenince... Tam olarak tarifini yapamıyorum ama bol bol bağırıp çağırmış, ağlamış, kapkaranlık uykulara sızmış biri olarak gri bir bulutun kafamın içinde dolandığını hatırlıyorum sadece.
2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi? 
   Tıbbi açıdan da ilk 6 hafta önemli kabul ediliyor. İnsan da yaşadıkça görüyor ki hakikaten 6 hafta sonra bebekte de annede de bir rahatlama göze çarpıyor. Ancak emzirme konusunda haklısın: Ben ilk 1 senemi lohusalık halinde geçirdim diyebilirim. 9. ayımda regl olana kadar kendimi şişko ve işe yaramaz hissediyordum :)) Sonra yavaş yavaş normale döndüm. Kızım şu an 16 aylık, halen emziriyorum. Unutkanlıklar, yorgunluklar vs hala devam ediyor. Ama büyük çocuk emzirmek öyle farklı ve güzel bir duygu ki vazgeçemiyorum.
3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü?
    Yukarıdaki cevapta da söylediğim gibi: Hala sürüyor aslında :) 
Ama özetle ilk 6 hafta, regl olduğum dönem ve sonrasındaki toparlanma dönemim 3 ana dönüm noktasıydı lohusalık serüvenimde.
4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu?
    Sinirlilik ve depresiflik halim azala azala kayboldu. Şu anda kızım 16 aylık ve aşırı enerjik durumlar yaşıyorum. Uyku sürem azaldı, iş yapmak için sağa sola saldırıyorum ama ilk 1 yıl sürekli düşük enerji halinde dolanıyordum ortalıkta.
5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz? 
    Bu süre yalnız geçmez, geçirmek zorunda kalanlara kolaylıklar diliyorum. Yanımda son derece ilgili bir baba (eşim), uykusuz gecelerimde beni kurtaran annem ve evin gündelik işlerini tamamen yüklenen bir yardımcım vardı. Ayrıca en yakın arkadaşım 3 ay önce doğum yapmıştı ve çevremde toplam 10 tane 1 ila 3 sene evvel doğum yapmış anne arkadaşım vardı. Ve ayrıca şehir içine uzak bir sitede oturduğumdan sitenin parklarında da pekçok anne ve bebek ile tanışmıştım.

6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci?
    Eşim manen çok hazırlıklıydı, anlayışlı yaklaştı. En önemlisi ben ağlayarak ve anırarak halimden şikayet edip "Ben de Türkiye politikası hakkında yorum yapmak istiyorum" diye sızlanırken benimle gülüp dalga geçmeden, beni anlamaya çalışmıştı. O bile yeterdi aslında. 
    Cinsel anlamda ise ilk 6 hafta saçımı sevdi, elimi tuttu; bana kendimi güzel ve özel hissettirmeye devam etti. 6. haftadan sonra ise benim için zor bir dönem olduğunu anlayarak, her hareketinde beni düşünerek davrandı. Sıkıntılarım yavaş yavaş azalarak geçti. Eşim benim hızımı takip etti. 1 seneden sonra zaten her şey eski haline döndü.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ne zaman regl olacağım?

Doğumun üzerinden bir zaman geçince insan kendine bunu sormaya başlıyor. Ama özlediğin için, ama geç olsun diye dua ettiğin için, ama merak ettiğin için; sonuç olarak, gelip aklına takılıyor bu soru.

Bu konuyla ilgili benim gözlemim şöyle: Ortalama 6-9 ay arası oluyor sanırım.

Tekrarlamakta fayda görüyorum, herhangi bir tıbbi ya da daha önceden yapılmış bir deneye dayanan bir bilgi değil bu söylediğim ve söyleyeceklerim. Tıbbi açıdan tamamen saçmalıyor da olabilirim :) Ben sadece gözlemlediklerimi söylemek istiyorum.

  • Öncelikle sanırım emzirmenin yoğunluğuna bağlı olarak regl olma süresi de değişiyor. Hani "emziren anneler meme ve rahim kanserine yakalanmıyorlar" denir ya? Ben de doktoruma sormuştum "Ne alakası var emzirmekle kanserin?" diye. Emzirirken östrojen hormonu baskılanıyor ve ne kadar uzun süre östrojen hormonsuz kalırsanız o kadar az kanser riski ile karşılaşıyorsunuz, diye cevap vermişti bana. Demek ki emzirdikçe ostrojen baskılandığından regl olmuyoruz, diye bir çıkarım yapmıştım ben  de bu cevap üzerine :)
  • Bebeği iştahlı olmayan, bebeği güçlü ememeyen ya da herhangi bir nedenle sütü az gelen ya da emzirmede sorun yaşayan anneler daha kısa sürede regl oluyorlar. Çevremde kırkı çıkar çıkmaz adet görenler var.
  • Genellikle ek gıdaya başlayıp da bebek de tam olarak yemeye başladığında, emme sıklığını ve yoğunluğunu azaltıyor ve sonunda regl olunuyor. Bu da 6 ila 9 aya tekabül ediyor.
  • Eskiden uzun süre emziren anneler arasında 2 sene adet görmeyen olurmuş. Ama artık doktorlar 1 sene müsaade ediyorlar. Bir sene sonunda ise hormon takviyesi alınması gerektiğini söylüyorlar.

Ben dokuzuncu ayda oldum. Her zaman ağrılı da olduğu için pek de meraklısı değildim. Sanırım yoğun emzirmeye devam etseydim de bir seneyi geçseydi, hormon ilacı filan almayı reddederdim. 

Diyeceğim odur ki, bebekle ilgili her konu gibi bu konu da zamanla rayına oturuyor, her şey yoluna giriyor.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Doğumdan sonra bir anne eski hayatını özler mi?



Bu sorunun cevabı sanırım annenin yaşına ve o yaşa kadar yaşadıklarına bağlı olarak değişmektedir.

Ben eşimle 22 yaşında tanıştım. Ondan önce de flörtlerim oldu. Eşimle tam 5 sene flört ettik. Bu süre zarfında sevgiliyle buluşmak için süslenmek, beraber sinemaya gitmek, el ele film seyretmek, mum ışığında yemek yemek gibi çeşitli aktiviteler sonucu sanırım flört etmeye doyarak evlenmeye karar verdim. 

Evlenmeden önce hiç ev işi yapmadan deli gibi çalıştığım bir dönem geçirdim. Sonrasında 2 sene yalnız yaşadım ve kendi evimin sorumluluğunu alıp yalnız başıma yaşamayı deneyimledim.

Derken evlendim ve eşimle 5 sene deli gibi gezdim. Birbirimize sözümüz vardı; gençtik, sağlıklıydık, bol bol gezmeliydik. Gezmeye ve eğlenmeye de böylece doydum.

Ve nihayet bebek istediğimize karar verdik.

Hal böyle olunca eski yaşantıma dair hiçbir şey özlemiyorum. Yanlış anlaşılmasın, özlemiyorum derken kastettiğim şu: Elbette deniz manzaralı ilkokulumun bahçesinde seksek oynamayı; lise arkadaşlarımla Baylan Pastanesi'nde oturmayı; üniversite arkadaşlarımla sınav öncesi sabahlamayı; sevgilimle yorulanı kadar dans etmeyi; iş ve fikir arkadaşlarımla sabaha kadar içki masalarında şarkı söyleyip muhabbet etmeyi yad ediyorum bol bol. Ama kızım olmasaydı da artık tüm bunlara doymuştum ve yapamazdım. Ne o kadar içki masasında oturacak mide, ne de o kadar pistlerde coşacak enerji kaldı bende. Artık 30'lu yaşlardayım. Yapabileceklerim sınırlı olduğu gibi yapmaktan zevk aldığım şeyler de daha rafine şeyler oldu. Eski günleri yad ediyorum, özlemle anıyorum ama kızım doğduğu için yapamıyor değilim ve dolayısıyla özlemiyorum.

Kızım olmasaydı neler yapabilirdim: 
  1. Tatilimde bol bol yüzebilirdim. Oysa şimdi bir bebeğim var. Ancak ona babası bakarken yüzebiliyorum.  Bunun da keyfini en fazla 2 dakika sürebiliyorum. Sonrasında kızımla beraber yüzmek hevesi sarıyor gene beni ve yine başım suyun dışında kızımla sarmaş dolaş deniz sefaları başlıyor.
  2. Eskiden eşimle market reyonlarının arasında gezmek, yeni malzemeler alıp evde beraber yemek yapmak en büyük zevkimizdi. Kızım olduğu için artık market alışverişlerimiz uzun süremiyor. Kızımın sıkılma sınırında sonlandırmak zorunda kalıyoruz. Aman zaten canıma minnet, Migros sağ olsun. Özlenecek başka şey mi kalmadı!
  3. Hobilerime eskisi kadar vakit ayıramıyorum. Olsun varsın, hobi dediğin zaten az zamanını ayırdığında kıymetli olur. Eskiden sabahlara kadar deli gibi kitap okurdum. Şimdi kızımı birilerine emanet edip de kitap okumaya niyetlendiğim dakikalar öyle kıymetli oluyor ki hem okuyacağım kitabı özenle seçiyorum hem de okuyacağım yeri. Elimdeki bir fincan çay bile ayrı bir lezzetli geliyor o kısıtlı dakikalarda :) Ayrıca kızım sayesinde başka hobiler ediniyorum: İşbu blog gibi :)
  4. Çaydan bahsetmişken: Kızım doğduktan sonra ancak sınırlı dakikalarda sıcak içecek içebiliyorum. Zira kızım her an beni uzun süre oyalayabilir ve çayım soğuyabilir ya da kızım ters bir hareket yapar da çay üstüne dökülür diye korkarım. Eskiden çok az sıcak içecek içerdim, şimdi ise aksi gibi canım çekiyor. İçmek için zaman yaratmam lazım ya? Daha çekici oluyor şimdi çayların, kahvelerin tadı :)
  5. Yemek yapmak ve yeni tarifler denemek için çok zaman ayıramıyorum artık. Ama bu arada hızlı ve sağlıklı yemekler yapmayı öğrendim (kızım da artık bizimle yiyor ya?). Ayrıca egzantrik yemekler deneyemiyor olsam bile kızımın yemesini tercih edebileceğim pekmezli kurabiyeler gibi tarifler deniyorum. O tariflerimi kızım lüpletince de dünyalar benim oluyor. Ne yapayım bilmem ne yatağında bilmem ne yemeğini...
  6. Eşimle baş başa yaptığım her şey daha kıymetli artık. Çünkü kızım uyanıkken yapamıyoruz. Eğer kızım erken uyumuş ve ben bu arada eşimin sevdiği yemeklerden yapabilmişsem; eve gelen eşim hemen sofrayı kurup bir de kırmızı şarap açıyor :) Eskiden olsa eşim, vaka-yı adiye sayardı bu durumu ve hiç de önemsemezdi. Şimdi ise yaptığım her şey kıymete biniyor. Mutluyum ben bu durumdan.
  7. Bebeğimin ilk aylarında tuvalete gitmek, kremlerimi sürmek, duş almak, dişlerimi fırçalamak tamamen bir lükstü. Ama o da bir dönemmiş, geçti gitti. Şimdi kızım 13 aylık ve rahatım çok şükür. Sabah uyanıp birlikte yüzümüzü yıkıyoruz, kremlerimizi birlikte sürünüyoruz, dişlerimizi birlikte fırçalıyoruz. Hatta ben tuvalette dergi okurken bir tane de kızıma veriyorum, o da beni beklerken resimlerine bakıyor sayfaları tek tek çevirerek. Sayılı günler çabuk geçiyor. Bir daha anne oluşumda hatırlamalıyım bunları!
  8. Bebekli ev dağınıktır derler. Aslında bakan göze göre değişir. Ben her zaman dağınık bir insandım. Oysa şimdi bütün evi kızıma göre dizayn ettim ve her şeyin yerli yerinde durmasına özen gösteriyorum. Böylece kızım nereyi elleyip nereyi ellemeyeceğini biliyor. Aradığını hemen bulabiliyor. Umuyorum ileride oynadığı şeyi yerine koymayı da öğrenip, benim gibi pasaklı bir kız olmayacak :)
  9. Artık elimi kolumu sallaya sallaya avare dolaşamıyorum yollarda. Elimde bir puset veya kucağımda bir bebek oluyor. Ben de paraya kıydım, kızıma bir ergobaby aldım (http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/03/hangi-slingi-kullanmalym.html). Artık kızım kucağımdayken dans ede ede yürüyebiliyoruz. Eğer kızım yanımda değilse ve benim avarelik edebileceğim zamanım varsa, işte bu daha da değerli oluyor. Fakat her ne hikmetse böyle zamanlarda ne gezdiğim yerleri, ne çevremdeki insanları, ne de okuduğum gazetedeki haberleri hatırlıyorum. Aklım kızımda esir kalıyor sanırım ve bu duygu hoşuma gidiyor.
  10. Eskiden eşimle gezerdik, şimdi kızımızla geziyoruz. Ha, elbette yolculuklar biraz daha uzun sürüyor ama sırf bu nedenle daha dikkatli ve tehlikesiz oluyor. Ne uykusuz araba kullanmalar, ne de molasız yolculuklar var artık. Ne de olsa arabamızda VIP yolcumuz var..
  11. Sinema, tiyatro ve konserler ise özenle seçiliyor. Günler öncesinden ayarlanıyor her şey. Kızım uyurken biz evden çıkıyoruz. Deşarj olup eve dönüyoruz.
  12. Arkadaşlarımla eskisi kadar sık muhabbet edemiyorum. Ama zaten artık eskisi kadar da çok konuşmuyorum. Dinlemeyi daha çok sever oldum. Öncelikle kızımı, sonrasında da kendi iç sesimi dinler oldum. Özlemiyorum uzayıp giden muhabbetleri...
  13. Her sabah erken kalkıyorum. Her gün 10 saatten az uyudu mu ya da gece bir kere bile olsun uyandı mı kendisini uykusunu almamış sayan ben geceleri kendi kendime 3-4 defa uyanıp etrafı dinleyip tekrar uyuyorum; sabahları kızım uyuyor olsa bile 7'de gözlerimi açıyorum. Üstelik eskisinden de daha dinamiğim. Kızım sağ olsun. Ondan başka hiç kimse beni erken kalkmaya ikna edemezdi. Yatak sefalarını özlemiyorum; artık yatakta kızımla yuvarlanıyorum ve onun minik ayakları bacaklarımın arasındayken uykuya dalıyorum. Bundan daha derin bir uyku artık hayal bile edemiyorum.
  14. Eskiden yemek masasında oturmaya bayılırdım. Şimdi ise ne yediğimi bile anlamıyorum. Yediklerimi hızla tüketiyorum, bir yandan da kızıma yedirmeye çalışıyorum. Veeee hızla kilo veriyorum :) 30 sene yedim de yedim arkadaşım; şimdiyse yemek yemeyi unutmanın ya da bol kalorili yiyip de yine de kilo vermenin keyfini sürüyorum. Sağ olsun bol hareketli bıdık kızım.
  15. Kendimi şımartırdım eskiden bol bol. Cilt bakımına, masaja, kuaföre, maniküre giderdim; banyo sonrasında uzanır bir sıcak çay içerdim. Gene yapıyorum bunları ama kısıtlı zamanda koştura koştura. Hatta bazen yarım kesiliyor; mesela uykudan uyanan kızım daha fazla ağlamasın diye banyodan çıkıveriyorum apar topar ve ıslak bornozla uyumak zorunda kalıyorum. Olsun varsın, bu da bir dönem sanırım. İleride bu günleri bile özleyeceğim; ben ki lohusalığımdaki ağlak hallerimi dahi özlemişim :)
  16. Kızım daha küçükken bir ara arabada eşimin yanında oturmayı; yolda yürürken elini tutmayı özlemiştim. Şimdi her ikisini de yapabiliyorum. Bir kere daha bebek yapacağım ve bir 6 ay daha özleyeceğim eşimin ellerini.
  17. Eskiden takip ettiğim diziler vardı. Ne çok zamanım varmış ve bol zamandan ne yapacağımı şaşırmışım. Şimdi zamanım olsa da o dizilerden zevk almıyorum artık, çünkü elimdeki bu dar zamanda yapmak istediğim daha güzel şeyler oluyor çoğunlukla. Ayrıca Türk dizileri de 90 dakika kardeşim, bu ne zaman bolluğudur; kim bir gün içinde bir buçuk saatini dizi seyretmeye ayırır; ayıptır yahu!
  18. Eskiden spontane yaşardım; ayrı bir zevki vardı. Şimdi çok planlı programlıyım; kendime inanamıyorum ama kendimle gurur duyuyorum. Kızım beni dönüştürdü; annelik bana yaradı. 32 yaşımdan sonra, iş başa düşünce zaman yönetimini öğrendim. Annelik her gün yeni bir şeyler öğretiyor insana...
  19. Hamileyken bana bir korkaklık gelmişti; en ufak bir riske giremez olmuştum. Şimdiyse bir cesaret geldi. Kızıma gelebilecek en ufak bir zararı sezersem, ormanda 10 panter gücünde olabilirim sanırım. Anneyim ben, cesurum güçlüyüm artık :)
Acemi annelik günlerimde "Ben de sıkıştım diyerek tuvalete koşmak, ana haber bültenini izlemek, Türkiye politikasını takip etmek, ders kitaplarımın başına dönmek istiyorum" diye ağlamışlığım vardı. Oysa şimdi yemişim Türkiye politikasını diyorum. Şu anda yaptığım işten daha önemli bir iş de yok; her şey bekler, insan yetiştirmek işi bekleyemez.


Yaş almış annelerden biri bir gün: "Çocuklar küçükken 'Ah, ne zaman büyüyecekler de ben de deliksiz bir uyku çekeceğim' derdim, şimdi evde eşimle baş başayım ama benim canım uyumak istemiyor ki" demişti bana, kulağıma küpedir :)

Güncelleme: Kızım şu anda 29 aylık ve ben yukarıda "yapamıyorum" diye saydığım her şeyi artık yapabiliyorum. Bu kadar özveri sadece ilk 2 sene için gerekliymiş.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Doğum sonrası cinsel ilişki acı verir mi?



Cevap: Evet.
Doğum yapan kadınların çoğunda cinsel ilişkiye dair bir endişe olduğunu tahmin ediyorum. Haksız da sayılmayız. Normal doğum yapanların tedirginliği zaten anlaşılır nedenlere dayanıyor. Sezeryan doğum yapanlar da karın kaslarının işlememesinden, yara yerinin ağrımasından, hassaslaşan vajina duvarlarından ve sair sebeplerden dolayı cinsellikten çekinebilirler.
Öncelikle bu konuda genel bir bilgi sahibi olursak, içimiz nispeten rahatlayabilir:
  • Doğumdan sonra cinsel ilişki ilk başlarda ağrıya sebep olabilir, acı verebilir.
  • Bunun nedeni oströjen ve/veya süt yapımında  büyük rol oynayan prolaktin hormonunlarındaki artış nedeniyle vajina mukozasının esnekliğinin azalması, vajina derisinde incelme ve sair nedenlerle vajinal kuruluk oluşmasıymış.
  • Ayrıca emziren kadınlarda emzirme dönemi boyunca yüksek prolaktin etkisiyle yumurtalıklardan normalde salınan ve cinsellikte rol oynayan estrojen ve androjen hormonları baskılanmakta ve böylece emziren annelerin çoğunda libido azalmaktaymış. Cinsel isteksizlik yaşayan kadınlar, uyarılma sorunu da yaşadıkları için vajinal bölgede yeterli ıslanma oluşmuyormuş.
  • Belki de en önemli neden ise ruhsal ve fiziksel yorgunluktur. Hem annelik kimliği hem de kendini başka bir canlının 7/24 bakımına adamak alışılması gereken bir süreç ve insandan bir hayli enerji çalıyor. Bebeğin bakım ihtiyaçları azaldıkça, uykusu düzene girdikçe ve anne, eş olmak ile annelik kimliğini bağdaştırmayı öğrendikçe cinsel aktivitenin de normale dönmesi beklenir.
  • Sonuç olarak  doğum sonrası cinsel birliktelik sırasında vajinal ıslanma ve vajinal açılma, doğum öncesine göre daha uzun sürede gerçekleşebilir.
Sonuç olarak:
  • Doğumdan sonra oluşan, cinsel ilişkide ağrıya ağrılı cinsel birleşme (diasparoni) denmekteymiş.
  • Normal doğum sonrası disparoni şikayeti daha sık görülmekteymiş. Tecrübeme dayanarak sezeryan sonrası da ağrı hissi olduğunu söyleyebilirim.
  • İlk 4-5 sefer daha fazla ağrı hissi olurken, bu acı gitgide azalmakta ve 6. ay civarında tamamen yok olmaktadır.
  • Yine teknik bilgi vermeden geçmeyelim: Doğumdan sonraki 6. ayda da devam eden ağrılı cinsel ilişki görülme sıklığı normal ve vajinal yırtık olmaksızın doğuranlar ile sezaryan ameliyatı ile doğuranlarda yüzde 3-4 iken, ileri düzeyde vajinal yırtık veya kesi ile doğum yapanlarda yüzde 11-14 olarak bulunmuşmuş. Ancak yine de ağrının 1 seneyi geçmemesi beklenir.
  • Yapılan araştırmalara göre çiftlerin doğumdan 6 ay sonra cinsel aktivite miktarı ayda 1 veya 2 olarak bulunmuş.
Dolayısıyla herkesin aynı sorunları yaşadığını düşünerek kendimizi mutlu edebiliriz :)
Çözümümüze gelince: İlişkiyi kolaylaştırmak için kayganlaştırıcı jeller kullanılabilir.

İşte benim önerim: Durex Kayganlaştırıcı Jel

Ağrının temel sebebi kuruluk, kuruluğun çözümü de kayganlaştırıcı jel. Internet üzerinden kapınıza kadar sipariş verebileceğiniz gibi, günlük alışverişinizi yaptığınız Migros gibi marketlerde de bulabilmeniz mümkün.

22 Mart 2010 Pazartesi

Doğumdan sonra saçlar dökülür mü?



Hem de nasıl dökülür! :)

30 yıllık hayatımda ben böyle saç dökülmesi görmedim. Ama işin bir de iyi tarafı var: Çabuk sona eriyor ve saçlar yerine geri geliyor.

Üstüm başım, yatak yorgan haricinde kızımın bezlerinin içinden bile sürekli saçlar çıkıyordu. Kadın doğum doktorumu aradım: "3. aydan itibaren saçlarının dökülmesi normaldir; biraz idare edeceksin" dedi.

Anadolu kadınım da o müthiş sağduyusu ile olayı şöyle ifade etmiş: "Bebek anneyi tanımaya başladıkça, annenin saçları dökülür". Ki bebeğin anneyi tanımaya başlaması, yani refleks tepkilerin yerine bilinçli tepkiler vemeye başlaması 3. aydan sonra oluyor. Böylece tıp gibi, hayat tecrübesi de doğumdan sonraki 3. aydan itibaren saçların döküleceğini söylüyor.

Bu durumda paniğe gerek yok. Yok tabii ama ben boş durur muyum? Durmam. Peki saç dökülmesi ile başa çıkabilmek için ben neler yaptım:
  •  Bioxcin Şampuan kullandım.
  • Kelleşen noktaları kamufle edebilmek için yan kahkül kestirdim.
  • Sabah akşam saçlarımı tarayarak hem saç diplerime masaj yaptım, hem de saçlarımın oraya buraya dökülmesini önleyerek moralimi yüksek tutmaya çalıştım.
  • Saçlarımı tüm gün toplu tuttum. Bu sağdan soldan saç toplamamı engelleyip, moralimi yüksek tutmaya yönelikti.
Bioxcin Şampuan işe yaradı gibi geliyor. Ama kullanacak olanlara tavsiye: Saç diplerini yoğun nemle beslediği için, fön çektirmeye gittiğinizde kuaförünüz saçınıza yumuşatıcı sürdüğünüzü ya da saçınızı iyi durulamadığınızı söyleyebilir.

Belki de doktorumun dediği gibi 1-2 ay beklesem zaten her şey kendiliğinden düzelecekti. Yukarıdaki önerilerim aslında sadece moralimi yüksek tutmaya yönelikti.

6. ayın içinde saç dökülmem bitti, kelleşen yerlerimdeki saçlar uzamaya başladı. Kuaförüm en geç 3 ay içinde saçlarımın tamamen eski haline döneceğini söylüyor. Demek ki kuaförüm de pekçok yeni annede aynı saç dökülme döngüsüne şahit olmuş. Yani bu konuda yalnız değilim...

Demek ki en önemlisi: Saçlara kafayı takmıyor, moralimizi yüksek tutuyoruz :)

Alıntı :

Önemli Noktalar
• Doğum sonrası saç dökülmesi kalıcı bir saç dökülmesi değildir
• Saç derisinde normal olarak yaklaşık 100 bin saç teli büyür ve hergün genellikle 50 ila 200 saç teli dökülür
• Hamilelik sırasında hormon düzeylerindeki artış saçların normalden daha fazla büyümesine yol açar
• Doğum yaptıktan sonra hormon düzeyleri normale döner ve iki üç ay sonra, üç ila altı ay boyunca aşırı saç dökülmesi olur
• Saçların büyümesi, dökülmeye başladıktan sonra üç ila altı ay arasında normale dönecektir
• Doğum sonrası saç dökülmesi her hamilelikte olabilir

Doğum sonrası saç dökülmesi nedir?
Birçok kadın hamileliğin ardından saçlarının döküldüğünü farkedecektir. Hamilelik sırasında artan hormonlar deride ve vücudun birçok yerinde değişikliklere yol açmaktadır. Artan hormonlar, saçın, yaşam döngüsünde büyüme aşamasına girmesini sağlarlar. Birçok kadın hamileliği sırasında saçlarının gürleştiğini farkedecektir. Bebeğin doğumundan sonra, saç tellerinin çoğu büyümez ve iki ya da üç ay sürecek olan bir dinlenme aşamasına girer. Saçın yaşam döngüsü yeniden başladığında, saçlar büyüme aşamasına girecek ve eski saçlar hemen dökülecektir. Dökülen saç miktarı, bazılarında az, bazılarında çok olmak üzere kadından kadına farklılık göstermektedir. Eğer, kadında bu konuda kalıtsal bir yatkınlık varsa, doğumdan sonra saçları çok daha fazla dökülebilir. Doğum sonrası saç dökülmesi, genellikle iki ila üç ay sürer ve daha sonra saçlar yeniden çıkmaya başlar. Birçok kadında saçlar hemilelik öncesi durumuna geri döner.

Nasıl tedavi edilir?
Doğum sonrası saç dökülmesi için herhangi bir tedavi uygulanması gerekmez. Bu, hamilelik sırasında hormonal değişiklikler nedeniyle saçın yaşam döngüsünde oluşan geçici bir durumdur. Saçları aşırı fırçalama, kolaylıkla dökülmesini sağlayacak ve normalde iki ya da üç ay sürebilen dökülme sürecini hızlandıracaktır. Bu durum saçlara hiç bir şekilde zarar vermez. Vitamin almanın ya da baş derisini özel ilaçlarla ovmanın hiç bir yararı olmayacaktır. Bazı kadınlarda her hamileliğin ardından saç dökülmesi görülür.

12 Mart 2010 Cuma

Hamilelik çatlakları nasıl önlenir?

 

Lierac Phytolastil Jel

 

Hamileyken çok araştırmıştım. Doktorlar da, eczacılar da bu kremi tavsiye ettiler. Hatta diğer ürünlerin kozmetik ürün olduğunu ama bu jelin tıbbi bir yönü bulunduğunu da söylediler ama doğrusu ya araştırmadım,  bu yönden emin değilim. Yalnız şunu söyleyebilirim: Bende çatlak olmadı. Ki vücudumun çok yerinde zamanında oluşmuş çatlaklar vardır, yani çatlamaya müsait bir cilt yapım var.

 

Hamileyken bu jeli bol bol sürdüm. Arada başka ürünler de kullandım (badem yağı ve zeytinyağı da dahil). Dolayısıyla ürünleri karşılaştırma fırsatım oldu:

  • Diğer ürünler çok yağlı. Bu krem ise jel şeklinde olduğundan kalıntı bırakmıyor.

  • Diğer ürünler yağlı olduklarından, onları vücuda yedirmek zor oluyor. Bu kremi sürmek ise fazla vakit almadığından üşenip de sürmemezlik etmiyorsunuz :)

  • Diğer ürünleri sürmek uzun sürdüğünden, bu ürünler sürtünmenin etkisiyle sıcaklık yaratıyorlar. Bu krem ise sürüldüğünde hafifi bir serinlik veriyor (Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde bu serinlik duygusu çok keyif verici oluyor).

  • Diğer ürünlerin (güzel veya değil) mutlaka baskın kokuları var. Bu kremin ise fark edilir bir kokusu yok (ki hamilelikte koku hassasiyeti olabiliyor).

    Alternatif olarak kokusu rahatsız edici olmayan ve özellikle kış aylarında ısıtıcı bir etkiye de sahip olan, aynı zamanda tamamen bitkisel özlerden oluşan Bella B Tummy Honey Butter'ı da tavsiye ederim. Bu markanın göğüs kremini hem göğüs ve hem de dudak koruyucusu olarak hala kullanıyorum :) Bu kremi Şişli'deki Cevahir Alışveriş Merkezi içindeki eczaneden almıştım, başka yerde satılıyor mu bilemiyorum.

    Çatlak ürünlerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus şu: Hamileliğin 3. ayından itibaren kullanmak ve doğumdan sonra da üşenmeyip 3. ayın sonuna kadar sürmek. 

    Zira hamileyken çatlak sorunu yaşamayan ve karnı hala pürüzsüz olan ben, doğum sonrası birden boşalan karnımın yan taraflarında ve birden şişen göğüslerimin etrafında minik çatlaklara sahip oldum.

    Doğum sonrası yorgunluk nedeniyle sürmek istememiştim, aynı zamanda kremim de bittiği için yenisini almakla da uğraşmak istememiştim. Hata etmişim. Bir dahaki hamileliğimde bu jelden en az 4-5 tane alıp evimde stok yapacağım. Doğumdan sonra sürmeyi de ihmal etmeyeceğim.

    Sözün Ö: Her ne kullanırsanız kullanın, ama muhakkak derinizi gevşetici nemlendirici bir ürünü, hamilelik boyunca ve doğumdan sonra da düzenli kullanmayı ihmal etmeyin.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Normal doğum mu, sezeryan mı?


Cevap: Normal doğum

"Sen nasıl doğurdun?" diye soracak olan olursa, ben epidural anestezi ile sezaryen doğum yaptım. Ama iki tür doğumu kıyasladığımda, normal doğumu daha tercih edilebilir buluyorum.

Yanılmıyorsam 8 sene kadar evvel Burçin Orhon'a "Hangi tür doğumu tavsiye edersiniz?" diye sormuşlardı, o da lohusa yatağında "İlk doğumumu normal, ikincisini sezaryen, üçüncüsünü ise epidural sezeryan ile yaptım. Kesinlikle epidural sezaryeni tavsiye ederim." demişti. 

Burçin Orhon'un denemediği epidural anestezi ile normal doğum ise benim içimde kalan ukdedir.

Her iki doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıracak olursak:
  • Planlı sezaryenin günü ve saati bellidir. Evinizi dönüş için hazırlar, hastane odası rezervasyonunuzu da önceden yaptırabilirsiniz. Tüm bu hazırlıklar kimi aileye rahatlık sağlarken, kimi aileye de doğumun saatini biliyor olmak fazladan gerginlik ve huzursuzluk nedeni olabilir. Ayrıca bebek de doğacağı günü kendisi seçmediğinden, ne olursa olsun erken doğmuş demektir. Ben 41+1'de sezaryene girdiğime geç kaldığımı düşünüyordum. Oysa benim küçüklüğümden kalan 35 sene önceki Elele dergilerini okuduğumda gördüm ki o dönemde 10 gün veya 20 gün gecikmiş doğumlarda bilr sezaryen uygulanmıyormuş. Üstelik o dönemde bebeğin durumunu takip edebilmek için ultra ses ile görüntü alma ya da NST ile kalp atışı dinleme gibi yöntemler de yokmuş. Dolayısıyla eğer planlı sezaryene girmiyorsanız, tahmini gününüz de geçtiyse, nasıl bir yol seçeceğinize önceden karar vermeniz çok önemli.
  • Her ne kadar bol ağrılı olsa da sezaryende başınıza ne geleceğini öngörebilirsiniz. Hele ikinci doğumunuzda başınıza gelecekleri adım adım bilirsiniz. Yine de ameliyat ve dikiş, her hekimin kişisel becerisine bağlı olduğundan, doktordan doktora farklılık gösterebilir. Her normal doğum ise ayrı bir maceradır. Çok ağrısız sızısız bir doğum yapabileceğiniz gibi, müdahaleli bir doğum da yapmanız gerekebilir. Neyse ki artık normal doğumda da epidural ya da uyuşturucu iğneler gibi olasılıklar var. Her koşulda olağan ağrı sızıdan fazla ağrı sızı çekmeden doğumu noktalayabilirsiniz. Zaten doğumdan sonra bebeğinizi kucağınıza alınca, çektikleriniz hiçbir önemi kalmadığını şaşırarak fark edeceksiniz. Dikiş acıları içinde bebeğimi emzirmeye çalışırken teyzem "Bir daha doğuracak mısın?" diye sormuştu bana. Meme emen bebeğime bakıp "Elbette" demiştim, çok net hatırlıyorum.
  • Normal doğum öncesinde bol bol ağrı çeker, ne zaman doğum yapacağınızı bilemeden uzun bir bekleyiş sürecine girersiniz. Ancak doğum ile birlikte ağrılarınız sona erer. Planlı sezaryen doğum öncesinde ise ağrınız yoktur, ağrılı bekleyiş de yoktur. Ancak ağrılarınız doğum sonrasında başlar ve uzun bir nekahet süreci sizi bekler. Bu arada sıklıkla "Aaa, benim hiç ağrım sızım olmadı. Doğum yapar yapmaz ayağa kalktım, ertesi gün de evde elektirik süpürgesi vurdum" diyenler sizi yanıltmasın. Doğum yapılan gün, her ameliyatlı hastaya yaptıkları gibi, barsaklarının çalışıp çalışmadığını görmek üzere sezaryenli anneyi de ayağa kaldırıyorlar. Bakın dikkat edin, sezaryenli anne ayağa kalkmıyor, kaldırılıyor. Çünkü karın kasları kesilmiş ve dolayısıyla karnını kullanamayan, üstelik 10-15 tane taze dikişi olan, üstelik de henüz birkaç saat önce anestezi almış normal bir insanın kendi kendine yataktan kalkabilmesi mümkün değil. Ha eğer benim gibi inatçı biri ise "Hayır bana dokunmayın, ben kendim kalkacağım" demişse bile etrafında 2-3 kişi beklemelidir. Çünkü ayağa kalkan kişi şiddetli bir acı duyar, acıdan başı döner, geri oturmak ister ama o kadar güçsüzdür ki oturamaz, etrafındakilerin hemen koltuk altına girmesi gerekir. Ben geri oturdum, tansiyonum normale döndü, kalkıp tekrar yürüdüm. Ama bir arkadaşım (sezaryene çok istekli idi ve çok kolay bir ameliyat geçirdiği ile hala övünür) kalktıktan sonra ısrarla yürüdü ve bayıldı. Sezaryenin ne kadar basit bir müdahale olduğunu ispatlamaya çalışmak için annelerin kendilerini zorladıklarına çokça şahit oldum. Sezaryen bir ameliyattır. Bunu kabul etmek insanı rahatlatıyor. Sezaryenden 1,5 sene sonra çok daha ağır bir ameliyat geçirdim. Ondan sonra ayağa ilk kalktığımda çok fena oldum ve sezaryenin nispeten hafif bir ameliyat olduğunu anlamış bulundum. Ama ameliyat, ameliyattır. Acı verir. Bunu kabul etmek lazım.
  • Sezaryen doğum sonrası annenin bebeğe alışmasının süre aldığı söylenir. Ama bende böyle olmadı. Görür görmez aşık oldum bebeğime. Zor normal doğum yaşayan bir kaç arkadaşım ise bebeklerine alışmalarının aylar aldığını söylediler.  Demek ki bu da kader kısmet işi, önceden belirlenemiyor.
  • Zor geçen bir normal doğum sonrası bebekle ilgilenmek içinizden gelmeyebilir ancak sezaryen sonrasında ağrılarınızı ilk gün hissetmediğinizden hemen bebeğinizi kucaklayıp sevmek isteyebilirsiniz. Yine de anestezi almak kolay değildir. Kafanız çakırkeyf olacaktır. Bir süre sonra düşündüğünüzde doğumdan hemen sonra kimlerle ne konuştuğunuzu hatırlamadığınızı şaşırarak fark edebilirsiniz. O nedenle sezaryen sonrası annenin yalnız bırakılmaması en doğru olanı bana göre.
  • Sezaryen sonrası sütün geç geldiği de söylenir. Ama bende bu da gerçekleşmedi. Normal doğum sonrasında ise sütü günlerce gelmeyen arkadaşlarım da oldu. Sanırım bu da bebeğin kısmeti, nasibi ile ilgili. Doğum zaten zorlu bir süreç. Bir de süt baskısı duymamak lazım. Varsa var, yoksa yok... Her şeyin çaresi bulunur deyip rahatlamak lazım.
  • Sezaryen doğum neticede bir ameliyattır ve dolayısıyla ameliyatın tüm yan etkilerini taşır. Bol miktarda ağrı sızı olur, ameliyat kesisinin iyileşmesi uzun süre alır.Annem yumurtalık ameliyatı olduktan sonra 1 ay yatmıştı ki kendisi acıya çok dayanıklı bir insandır. Benzer bir ameliyat olan, esasen rahim ameliyatı olan sezaryenden sonra ise ayağa kalkıp elektirik süpürgesi vurmaya kalkan çok oluyor. Çok gereksiz bir çaba... En iyisi her ameliyatlı hastanın yapacağı gibi makul bir süre dinlenmektir. Doğu bloku ülkelerinde normal doğum yapanları 10 gün, sezaryen doğum yapanları 1 ay hastanede yatırıyorlamış. Anadolu'da da normal doğum yapan kadına 40 gün destek olunur. Normal insanlar doğumdan sonra kendilerini ancak bu sürelerde toparlayabiliyorlar demek ki... Ameliyatın ertesi günü halı çırpanlar aklınızı çelmesin.
  • Sezaryen sonrası bebek bakımı zordur. Karın kaslarınız kesildiğinden, karın kaslarınızla yaptığınız işleri yapmakta zorlanırsınız. Eğilip kalkamadığınız için 2 saatte bir bebeği beşiğinden alıp, tekrar beşiğine geri koymak zulüm gelir. Bebeğinizin ağırlığını bile kaldırmak dikiş yerinizi zorladığından bebeği tek başınıza yıkayamazsınız vs. vs. Ancak tüm bu yan etkiler zor bir normal doğum sonrasında kesisi ve dikişi fazla olanlarda da olabilir. Yine de normal doğum sonrası doğal hareket yeteneğine geri dönebilmek daha kısa süre almaktadır. Zira normal doğumdaki kesi ve düküşler üst katmanlara, yani deriye uygulanır ve iyileşmesi kısa sürer. Sezaryende ise deri, altındaki kas tabakası ve bir iç organınız yani rahminiz kesilir, yerinden oynatılır ve sonra geri konulup dikilir. İyileşmesi de bir hayli zaman alır. Benim sezaryen dikiş izim 4,5 sene sonra bile tamamen beyaza dönmedi, hala biraz kabarık ve kırmızı duran bölümleri var. İkinci sezaryenini 5 sene sonra olan bir arkadaşım, o kesi yerindeki kızarıklık ve şişlik durumunun ancak ikinci sezaryeni de aynı yerden kesildikten sonra iyileştiğini söylemişti. İlginç gelmişti bana, hani ikinci kesilişte daha geç iyileşmesi beklenir sanki ama farklı bir durum vardır belki.
  • Sezaryende karın kaslarınız kesildiği için karın kaslarınızı kullanabilmeniz bir hayli uzun zaman alır. Bu nedenle emzirmeden kaynaklanan sırt ağrılarınız daha fazla olur. Benimle aynı dönemde isteyerek sezaryen olmuş ve halindne gayet memnun bir arkadaşım ile kıyasladım ilk dönemler hep kendimi. Hani acaba istemeden ameliyat olmak zorunda kaldım diye abartıyor muyum acaba, diye. Mesela 40 gün kadar kanamam devam etmişti, sorduğumda arkadaşımınki de devam ediyordu. Ya da mesela özellikle yokuşlarda bebek arabası kullanmakta çok zorlanıyordum. Karın kasım olmadığı için puseti kontrol edemiyordum. Arkadaşıma sorduğumda o da ilk zamanlar düz yolda bile zorlandığınızı, yavaş yavaş her gün yürüme süresini arttırdığını söylemişti. Gerçi aradan geçen 4,5 sene sonra tekrar sorduğumda bu söylediğini hatırlamıyor, hiç böyle bir sıkıntısı olmadığı iddiasında. O nedenle isteyerek sezaryen olmuş birinin doğumundan yıllar sonra ameliyatı ve nekahat dönemi ile ilgili olarak anlattıklarına hiç inanmıyorum artık. Acılar unutuluyor, bu bir gerçek. Karın kasınızın yerine destek olması için, karın kasınızı zorlamanız gereken durumlarda doğum sonrası korselerinden kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Ben çok faydasını görmüştüm.
  • Normal doğum sonrasında daha rahat toparlanıldığından, daha az süre yardıma ihtiyacınız olur. Oysa sezeryan sonrasında bebek ve ev bakımı için aylar süren yardım ihtiyacınız olacaktır. Sezaryenden sonra elektirik süpürgesi vurup, halı çırptığını söyleyenler kendinizi kötü ve yetersiz hissetmenize neden olur. Sezaryen bir ameliyattır ve siz de uzun bir hamilelik sürecinden sonra geçirdiğiniz bir ameliyatın iyileşme dönemindesinizdir. Zorlanmanız çok normaldir. Bunu kabul edip, yardım talep etmek hem sizi hem de etrafınızdaki herkesi rahatlatır. Kimse sizden elektirik süpürgesi vurmanızı beklemez.
  • Sezaryen sonrasında vücudunuzda neler olacağını ve bedeninizin nasıl görüneceğini tahmin edebilirsiniz. Her ameliyat gibi sonrasında karnınızın sarkması ve yağlı kalması öngörülebilir, ancak normal doğum sonrası karnın yok olmaması daha sinir bozucu olabilmektedir. Normal doğum ayrıca her zaman vajinal estetik açısından kaygılandırıcıdır. Bir de normal doğum sonrası öksürme, hapşırma durumlarında idrar kaçırma sorunu olabileceği söylenir. Sezaryen doğum sonrası aynı sorunu ben de yaşadım. Demek ki bu durumun nedeni doğum şeklinden ziyade rahmin boyutlarının aniden büyüyüp küçülmesi, leğen kemiğinin ve vajen kanalının genişlemesi vs olmalı. Yoksa sezaryen doğum yapanlarda yaşanmaması gerekirdi ama ben kendi tecrübemden yaşandığını biliyorum.
  • Sezaryen sonrası cinsel ilişkiye girmek psikolojik olarak nispeten daha rahattır, zira vajinanız doğum olayından hiç etkilenmemiştir; acı korkusu yaşamazsınız. Ama yine de doğum şekli ne olursa olsun, sonrasında cinsel ilişkiye girmek zorlayıcıdır. Bu konuda da yazmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2010/04/dogum-sonras-cinsel-iliski-ac-verir-mi.html

Dipnot: İşte bir annenin sezaryen doğum hikayesi... Öylesine sıcağı sıcağına yazmış ki benim bile unuttuğum ayrıntıları paylaşmış. Sezaryen doğumu acısız ve kolay sananlar bir de bu yazıyı ve yorumlarını okusunlar isterim.

    12 Şubat 2010 Cuma

    Epidural anestezi ile yapılan sezaryende neler yaşanır?

     

    Önceden belirtmek isterim ki aşağıda anlatacaklarım tamamen kendi tecrübelerimdir, tıbbi gerçeklere tamamen aykırı olabilmesi bile mümkündür :)
    • Ne zaman ameliyata gireceğimi ve ameliyat esnasında neler olacağını biliyordum. Bu nedenle gergin bir bekleyiş içinde değildim.
    • Kontrollerimin yapıldığı ufak ve samimi doğumhane yerine soğuk, steril ve bol ışıklı ameliyathaneye getirildim.
    • Acı var mı acı? HAYIR. Epidural anestezi iğnesi vurulurken hiçbir acı, ağrı veya rahatsızlık hissi duymadım. Sinek ısırığı gibi bir şey hissedeceksin demişleri ama ben heyecandan bıdır bıdır konuşurken onu bile hissetmedim. Anestezist kendini rahat bırakan hiç kimsenin en ufak bir rahatsızlık hissetmeyeceğini söyledi.
    • İğneyi ameliyat masasının üzerinde yaptılar. Yapar yapmaz masaya yatmamı istediler. Kollarımı iki yandan masaya bağladılar. Sol kolumdan damar girişi açtılar. Üzerimdeki ameliyat önlüğünü göğsümün üzerine kadar açıp, havaya kaldırarak, ameliyat ekibi ile aramda paravan oluşturdular. Ameliyattan çıkarken de tüm bu işlemlerin aksi tekrarlandı :)
    • Anestezi sonrasında belden aşağım uyuşacak ve ben hiçbir şey hissetmeyeceğim sanıyordum. Yanılmışım. Acı hissi kesinlikle yok ama tüm hareketleri hissettim. Daha önce bu konuda bilgilendirilmemiş olduğum için anestezi bende etki yaratmadı da beni canlı canlı kesmeye çalışıyorlar sandım :) Meğer o esnada çoktan çocuğu çıkarıyorlarmış bile.
    • Tıpkı yara yerine bakarken fenalaşmaya benzer bir hisle midem bulandı. Anestezi uzmanı bu duruma alışkın olduğunu gösterir biçimde "Başınızı yan tarafa çevirerek istifra edebilirsiniz, biz o tarafa bir kap koyacağız" dedi. Ki daha sonra doğum esnasında istifra edenler olduğunu da öğrendim.
    • Sonradan öğrendim ki uyuşup uyuşmadığınızı sondayı sokarken anlıyorlarmış. "Sondayı sokuyoruz" diye bana haber verdiler. "Tamam" dedim ama hiçbir şey hissetmedim. Zaten olay buymuş; sondayı hissetmiyorsan ameliyata başlıyorlar. Bu arada çok da merak ediyordum, sonda çıkarken de acımadı, bir arkadaşım hafif gıdıklanma olduğunu söylemişti, onu bile hissetmedim. Sonda germişti beni biraz ama hiçbir sıkıntısı yokmuş meğerse :)
    • Eşim yanımda olmasaydı bir hayli gerileceğimden eminim. Onun varlığı beni rahatlattı, korkularımı aldı, rahat bir doğum geçirdim. Tavsiyem, muhakkak doğuma yanınızda biriyle girin. Bir doğum fotoğrafçısı bile dikkatinizi dağıtıp, o yara yerine bakarken oluşan tansiyon düşmesi duygusundan sizi koruyabilir. Fenalaşmak tamamen psikolojik yani. Bu nedenle yanınızda sizi kameraya çeken birinin bulunması, sizin psikolojik olarak daha rahat bir ameliyat geçirmenizi sağlayacaktır :)
    • Bebeğimi içimden çıkarırlarken içim boşalıyormuş gibi bir duygu hissedeceğimi söylemişlerdi ama ben kesinlikle hiç bir şey hissetmedim. Demek ki herkes farklı duygular hissediyor.
    • Bebeğimi alıp bana gösterdiklerinde ilk bakışta aşk ne demekmiş anladım. Sezaryenle doğum yaptığım için annelik duygum geç gelişecek sanıyordum, bu konuda da yanılmışım. Yan masada bebeğimin bakımı yapılırken gözlerimi ondan ayıramadım.
    • Bebeğimin bakımı yapıldıktan sonra bana verecekler ve ben onu kollarımın arasına alacağım sanıyordum. Gene yanılmışım. Kollarım ameliyat masasında olduğum için iki yandan bağlıydı. Ona sarılamadım, sadece koklamakla yetinmek zorunda kaldım.
    • Bebeğimi aldıktan sonra ameliyat yerini dikmeye başlamışlar bile. Hiç ama hiç bir şey hissetmedim. Önce bebeğimi hayran hayran seyretmekle, sonra da hayran hayran onu düşünmekle meşguldüm :)
    • Ameliyat sonrası beni hemen aşağı odama indirdiler ve bebeğimi kucağıma verdiler. Tarif edilmez bir mutluluktu; o anın fotoğrafını bastırdım, bakmaya doyamıyorum :)
    Sezaryen sonrası iyileşme sürecinde sizi neler bekleyeceğini de bir sonraki yazıma saklayayım.

    Not: Dedim ya, fili tuttuğum yerden tarif ediyorum. Benim burada anlattıklarım tamamen kendi tecrübelerim olup tavsiye niteliği taşımamaktadır. Herkesin tecrübesi muhakkak farklı olacaktır.