28 Eylül 2010 Salı

Diş buğdayı partisi yapmalı mıyım?

Bence, kesinlikle yapmalısınız.

Biz yaptık; çok eğlendik; kızım da çok güzel bir gün geçirdi.

Öncelikle diş buğdayı nedir, niye yapılır anlatayım: Diş buğdayı, bebeğin ilk çıkan dişini kutlamak amacıyla gerçekleştirilen, çok eski bir Anadolu geleneğiymiş. Bu kutlamada, bebeğin dişlerinin sağlam olması ve rızkının bol olması dilenirmiş.Kutlama sırasında bebeğin başından buğday serpilir, bebeğin boynuna da buğdaydan yapılan bir kolye takılırmış. Misafirlere de yapılan diş buğdayı ikram edilirmiş.

Diş buğdayını nasıl hazırladım, kimleri davet ettim, misafirlerime ne gibi sürprizler hazırladım, menüde neler vardı gibi detayları yazmaya çalışayım.

Öncelikle diş buğdayı hazırlama konusunda kendimi zorlamadım; fazla süsleme ile uğraşmadım, çok malzemeli yapmaya kalkışmadım (ki buğdayların içine akide şekeri, badem şekeri, leblebi şekeri gibi şekerler veya nar gibi meyveler ile tuzlu olarak yapılacaksa ceviz gibi kuruyemiş de koyulabiliyormuş aslında). Parti günü sabahı iki kilo buğdayı düdüklü tencerede haşlayıp bir paket pudra şekeri ile karıştırdım. Herkes de severek yedi.



İşin sürprizli kısmı sunumundaydı: Marketten aldığım renkli plastik bardaklara buğdayları koydum. Üzerine yine marketten aldığım diş şeklindeki jelibon şekerleri koydum (aslında vampir dişi şeklindeydiler ama önemli değil). Parti malzemeleri satan bir internet sitesinden ısmarladığım süsleri de bardakların içine koyduğum buğdayların arasına batırdım. Kendimce şık bir sunum hazırladım.

İşte vampir dişlerimiz :)

Misafirlerim için hazırladığım diğer bir sürpriz bir diş buğdayı geleneği: Diş buğdayı bardaklarından birinin içine streç filme sararak attığım 5 kuruş (Esasen bir çeyrek altın atılırmış ama ben biraz cimriyimdir :) Bardağında bu 5 kuruşu bulan misafir kızıma hediye alacak. Bu işin raconu böyleymiş :) Ben de internette yaptığım araştırmalardan öğrendim; söyleyenlerin yalancısıyım :)


Nazar boncuklarımızın ucunda da minik yunuslarımız vardı.
Bir diğer buğdaylı eğlence, kızıma buğdaylardan yaptığım kolyeydi. Kızımın ileride çıkacak 32 dişini temsilen 32 buğdayı bir gece önceden haşlayıp ipe dizdim. Süslü olması için de her 6 buğday tanesinden sonra bir de nazar boncuğu ekledim. Kızım parti günü, gün boyu, bu şık kolyesi ile dolaştı. Bir ara kolyeyi yemeye de kalktı da, zor kurtardık elinden :)

Sonra kızımla beraber apartman komşularımıza diş buğdayı dağıttık kapı kapı gezerek. Böylece tüm komşularımızla da tanışmak için bir bahanemiz olmuş oldu. Kızım ilk önce anlamadı, fakat durumu anlayınca çok neşelendi. Tek tek kapıları çalıp önünde bekliyoruz; kapı açılıyor ve içeriden sürpriz bir meraklı yüz uzanıyor; ben durumu açıklayıp bardak tepsisini uzatıyorum; karşıdaki kişi geleneği biliyorsa bize küçük bir hediye veriyor (herhangi bir şey olabilir, bir paket bisküvi mesela); gelenekleri bilmese bile herkes kızıma doğru eğilip onunla konuşuyor, iyi dileklerde bulunuyor ve bardak için teşekkür ediyor. 1-2-3 derken kızım olayı anladı ve her kapının önünde heyacanla bekledi.

Sonra meslek seçmece oyunu oynadık. Kızımın önüne değişik meslekleri temsilen değişik nesneler koydum. İlk olarak hangi nesneye uzanırsa ileride o yönde bir meslek seçecek ya da o yönde bir eğilim sergileyecek demekmiş. Örneğin ilaç kutusuna uzanırsa eczacı olacak, kitaba uzanırsa iyi okuyacak, Kuran'a uzanırsa dini bütün olacak gibi... Benim kız kredi kartına uzandı :) Artık babası gibi bankacı mı olacak, yoksa alış veriş meraklısı mı olacak; onu zaman gösterecek.

Eve çağırdığım davetli sayısını kısıtlı tuttum ki hem samimi bir eğlence olsun hem de kızım kalabalıkta ve tanımadığı kişiler arasında gerilmesin. Çok da iyi yapmışım. Parti günü evimizde, biz de dahil olmak üzere 10 yetişkin ve 3 çocuk vardı. Bence ideal bir kalabalıktı.

Çocuklar için konfeti bombaları patlattım, köpükten balonlar yaptım... Tüm etkinlikleri kamera ile görüntüledim. Çocukların da partimizde eğlendiklerini sanıyorum.

Buğday bardaklarına iliştirdiğim süslerle salonda sağa sola serpiştirdiğim balonları da evden ayrılan misafirlerimize parti günümüze özel birer anı olarak verdim.

Bu arada kapı süsümüzü de unutmayayım; ki uzun bir süre kapımızda durmaya devam etti. Kızım her kapıyı açışımızda bu süsle oynadı durdu. Kapı süsümüz, aynı zamanda, evimize gelen konuklarımızın da gülümseyerek içeri girmelerine vesile oldu. İyi bir seçimdi sanırım...




Menümüze gelince: Annemin getirdiği zeytinyağlı yaprak sarma, mercimek köftesi ile tatlı ve tuzlu kuru pastalar; benim tam tamına 5 dakika içinde hazırladığım yaş pasta ve yine 10 dakika içinde baklavalık yufka kullanarak hazırladığım karnı yarık börek ile kornişonlu, mısırlı, yeşil salata vardı. Masa dolu doluydu ve herkesin karnı doydu sanırım.


Crem Ole Pasta

Bir de yine annemin getirdiği, konuklarımıza ikram ettiğimiz badem şekerleri ile çakıl taşı süsü verilmiş çikolatalarımızı unutmamak lazım.




Günün sonunda diğer arkadaşlarım da bebeklerine diş buğdayı partisi yapmaya karar verdiler ki, onlar da benim kadar eğlenmiş olmalılar.

26 Eylül 2010 Pazar

Çocukluk çağında eğitim nasıl olmalıdır?

Cevap: Bu sorunun cevabı her aile için farklıdır sanırım.

Ben kendi kızım için öncelikle sevgi arıyorum. Kızımın sevgi dolu bir ortamda, arkadaşlarıyla, oynayarak büyümesini istiyorum. Mesela hayalimde bir köy var. Etrafta neşeli, tombik, hayat dolu köylü kadınları ve onların burnu sümüklü, yanakları kırmızı çocukları... Ve, bu çocuk kalabalığının arasında kızım ağaçlara tırmanıyor, dallardan at yapıyor, kızak kayıyor, bebekleriyle oynuyor vs vs

Elbette köye yerleşebilecek durumda değilim. Şehirde ve dört duvar arasında doğdum büyüdüm, okudum okuyorum, sevdiğim bir işim var ve hayalimdeki bu dünyada nasıl yaşanır ve çocuk olunur bilmiyorum. Ama elimden geldiğince hayalime yaklaşmaya çalışıyorum.

Sitede oturuyorum. Kızımı günde 1 ila 3 kez dışarı çıkarıyorum. Günün yarısı hatta fazlası sokakta geçiyor diyebilirim. Etrafta şen köylü kadınları yok ama keklerini pişirip, çaylarıyla çocuk parkına gelmiş ev hanımı anneler var. Belki kızımı özgürce tek başına oynaması için diğer çocukların arasına salamıyorum ama olabildiğince uzaktan ve karışmadan oynamasını seyretmeye çalışıyorum. Adım Hıdır, elimden gelen budur...

Gel gör ki etrafım aktiviteci annelerce sarılmış durumda; ki bu annelere kendi annem de dahil. Ben böyle aktivite çocuğuydum; yuvalar, yaz okulları, en iyi okullar, kurslar, spor salonları... Ne oldu kardeşim? Her haltı bilen, ukala dümbeleği, sosyal davranış bozukluğu gösteren, iyi eğitimli ama dengesiz bir tip oldum çıktım ortaya. Özgeçmişimi yazsam ayakta alkışlarsınız ama karşınıza geçsem "Amma da ukala, kendini beğenmiş" dersiniz. Ben kızımın benim gibi olmasını istemiyorum (Tam tersini söylemem gerekmez miydi?)

Ben kızımın iyi okullarda okumasını istemiyorum, iyi aile çocukları ile arkadaşlık etmesini istemiyorum, matematik dersinde başarılı olmasını da istemiyorum. Eğer içinde varsa bunların hepsini yapsın tabii ama istemiyorsa zorlamak istemiyorum. Ben kızım doya doya sevgiyi tatsın istiyorum. Gezsin, eğlensin, toprağa çıplak ayak bassın, yağmurda ıslansın, arkadaşı tarafından ısırılsın, oyun oynarken mızıkçılık yapsın istiyorum. Geçmişe dönüp baktığında net anıları olmasın ama hep bir mutluluk hissi dolsun içine ve çocukluğunu hatırladıkça yüzüne bir tebessüm yayılsın istiyorum.

Varsın iyi eğitimli olmasın ama mutlu olsun, doyumlu olsun, özgüvenli olsun istiyorum. Hem de etrafımdaki herkes eğitim delisi olacağımı varsaydığı halde ben böyle olsun istiyorum. Eğitimin matematik, kimya, osmanlı tarihinden ibaret olmadığını; daha da önemlisi, insan ilişkileri, farkındalık, özbilinç gelişiminin eğitimin temeli olması gerektiğini düşünüyorum.

Kızımı kendi ördüğüm kozada yetiştirmek istemiyorum. Benim gibi ülkesinin elit kesimi içinde büyümesini istemiyorum. Tüm galliz küfürleri duyabileceği, yaşadığı ülkedeki insanları tanıyabileceği alanlarda büyümesini istiyorum. Üstelik kimse de bu isteklerime inanmıyor, herkes gülüp geçiyor, bana "he, he" diyor iyi mi?

Hata mı yapıyorum bilmiyorum ama kızımın bu şekilde büyümesi için şu anda elimden geleni yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim.

14 Eylül 2010 Salı

Çocuk büyütmek sabır işi mi?

Cevap: Evet; ama sabır kavramınız anne olduktan sonra tamamen değişiyor.
Bir anne kendi günlüğünde öyle güzel ifade etmiş ki bu duyguyu; altına imzamı atmakla yetinmek istiyorum...
"Sabır senin içsel zamanınla senin dışında akan bir zaman arasında yaşanan uyumsuzluğu anlayışla karşılamayı öğrenmen demekmiş. 
Bebeğin kendi zamanında yerken onu beklemeyi, kendi hızında yürürken ona uymayı, kendi hızında çiş kaka yaparken ona eşlik etmeyi ve senin kendi zamanını ona dayatmamayı öğrenmen demekmiş. 
Yavaşlık aldığın yudumun hakkını vermek, hayattan daha çok tad almak, çocuğunun zamanını izlerken akıp giden günlerine başka bir bakışla bakmak demekmiş. 
Güzel bir şeymiş, keyifli bir şeymiş sabırla yavrunun büyüyüşünü izlemek."


2 Eylül 2010 Perşembe

Vajinal yapışıklık nedir? Nasıl tedavi edilir?




Bu tür konuları yazarken tıbbi yardımda bulunuyormuşum gibi anlaşılmasından çekiniyorum. Bu nedenle tekrar etmek isterim ki burada yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerime dayanmaktadır. Hiçbir tıbbi eğitimim yoktur. Bu nedenle yazdıklarımı sadece bir kişinin tecrübesi olarak okuyup, tıbbi öneriler olarak görmemenizi rica ederim.

Kızımda vajinal yapışıklık olduğunu aileden hiç kimse fark edemedi. Anladığım kadarıyla genetik bir husus. Doktorlar vajinal yapışıklığın neden oluştuğunu bilemeseler de etrafımda gördüğüm kadarıyla ailesinde vajinal yapışıklık olan kız bebeklerde böyle bir durum görülebiliyor. Benim ailemde yoktu, eşimin ailesinde olduğunu ise artık ailede hiç bebek kalmamış olduğundan kimsenin aklına gelip de bana söylememişti.

Kızımın bakımını eşim de ben de itinayla yapmamıza rağmen yapışıklığı fark etmemiştik. Çünkü nerenin, nasıl görünmesi gerektiğini bilememişiz. Şimdi bu yapışıklığı tarif etmeye çalışacağım ama hakikaten anlaşılması zor, ancak bilen bir göz farkı anlayabilir. Kız bebeklerde sıklıkla karşılaşılıyormuş; dolayısıyla rutin aylık kontrolü sırasında çocuk doktorunun vajinayı kontrol ederken bu yapışıklığı da fark etmesi gerekir.

Tarifi ise şöyle: Regl kanamasının olduğu, cinsel ilişkiye de girilen vajen girişinde zara benzer bir oluşum oluyor. Ama özellikle bu zar sonuna kadar vajen girişini kapadığında, yapışıklığı fark etmek zor oluyor. Orası yine bir delik gibi görünüyor ama derinliği olmuyor. Nasıl anlatsam, bir kuyu gibi düşünün, vajeni araladığınızda içi, işte böyle bir kuyu gibi derin görünmeli. Eğer derinlik görünmüyorsa yapışıklık var demektir.

Bize doktorumuz Ovestin krem verdi. Söz konusu yapışıklığın östrojen salgılaması olmamasından kaynaklandığı düşünülüyor bu nedenle östrojen hormonu içeren bir krem veriliyor. Ovestin krem, öğrendiğimiz kadarıyla piyasadan kaldırılmış ve henüz muadili de çıkmamış. Ama son kullanma tarihi henüz gelmemiş kremlerden piyasada bulmak mümkün. Bu nedenle kremi alırken son kullanma tarihine bakmanızı tavsiye ederim.

Krem östojen hormonu içerdiğinden fazlaca kullanılması tavsiye edilmiyor. 1 hafta kullanın, sonra 1 hafta ara verip tekrar 1 hafta kullanın diyorlar. Eğe bu 2 hafta sonunda açılmazsa bir çocuk cerrahı tarafından müdahale edilmesi gerektiği söylenmişti bize. Bu müdahale de yapışıklığın miktarına göre elle ya da neşterle olabilirmiş.

Ben tabii el kadar bebeğimin vajinasının neşterle kesilmesi fikrinden feci halde ürkmüştüm. Krem yapışıklığı açsın diye dua edip duruyordum. Bu arada internetten de konu hakkında bilgi edinmeye çalışıyordum. Fark ettim ki kremi sürerken hata yapıyormuşum. Bayağı böyle bastıra bastıra, masaj yapar gibi sürmem gerekiyormuş. Elimle masaj yapmaya başladım; yapışıklık hafifler gibi oldu ama yine de tam açılmıyordu. En son gün eşim eline bir kulak çubuğu aldı, ben kızımla oynarken o da kulak çubuğuna sürdüğü kremi masaj yapıp bastırarak sürmeye başladı. İkimiz de boncuk boncuk terledik gerginlikten ama sonunda açılıverdi...

Bu işlemler esnasında kızım en ufak bir rahatsızlık belirtisi göstermedi. Demek ki çocuk cerrahı "Çok basit bir işlem" derken haklıymış, boşuna gerilmişim. Ama yine de ev ortamında anne ile oynarken bacaklarını babaya açmak ayrı, hastahane ortamında tanımadığı bir doktora bacaklarını açmak ayrı. Eğer cerraha gitmek zorunda kalsaydık eminim kızım canı yanmadığı halde epey bir ağlayacak ve ben de canının yandığını düşünüp kendimi kahredecektim. Ama internetten okuduğum kadarıyla, aylardır tanıdığı ve sevdiği doktorlarının müdahale etmesini hiç ağlamadan kabul eden bebekler de varmış.

Şu anda yapışıklık zaman zaman tekrarlıyor. Hemen başında fark edip, bastırarak krem sürüp müdahale ediyoruz. Artık sadece bölgenin irrite olması ihtimaline karşılık bepanten krem ile masaj yapıyoruz. Şimdiye kadar hiç açılmadığı olmadı. Yaptığmız masaj biraz perine msajı gibi ama elbette daha yüzeysel, derine inmeden, sadece kulak çubuğunu hafif hafif bastırmak suretiyle oluyor. Perine masajına ilişkin bir görsel eklersem belki daha açıklayıcı olur:



Bir tanıdığımızın vajinal yapışıklığı olduğu 17 yaşında evlendiği zaman fark edilmiş. Ona da krem vermişler. İlk cinsel ilişkisi biraz ağrılı olmuş ama başkaca bir sorun yaşamamış. Onun kızında da aynı sorun yaşanmış, ama erken fark edildiğinden açılması daha kolay olmuş.

Bir de vajinal yapışıklığın muhakkak açılması gerektiğini, açılmaması halinde idrar yolları enfeksiyonuna neden olabileceğini söylüyorlar. Ancak benim internet üzerinen severek takip ettiğim çocuk hastalıkları uzmanı, uzman doktor Kadir Tuğcu 20 yıllık meslek hayatında vajinal yapışıklık nedeniyle hiçbir hastasına cerrahi müdahale yaptırmadığını ve buna rağmen idrar yolları enfeksiyonu ile hiç karşılaşmadığını söylüyor. Yine aynı doktor regl olana kadar yapışıklığın tekrar edebileceğini, arada kontrol ederek açmak gerektiğini, ama 12 yaş civarında regl olunduktan sonra yeterli östrojen salgılandığından yapışıklığın tekrarlamayacağını da söylüyor. Aynı doktor, vajinal yapışıklığın neden meydana geldiğinin bilinmediğini ama bir ihtimal pişik kremlerinin o bölgeye sürülmesi sonucu, bölgenin kendini korumak için kapanıyor olabileceğine tıp çevrelerinde değinildiğini de belirtiyor.
16. ayında, uzun bir süredir kızıma pişik kremi kullanmıyorum ve gerçekten de yapışıklık bir süredir tekrarlamıyor. Yani pişik kremi ile bağlantısı olabilir gerçekten de...

Sonuç olarak: Eğer kızınızda vajinal yapışıklık olduğundan şüpheleniyorsanız gecikmeden doktorunuza danışın. Vajinal yapışıklık varsa krem ile bastırarak masaj yapıp bizzat açmayı muhakkak deneyin. Ama açılmaz da cerrahi müdahaleye gerek duyulursa, bebeğiniz ağladığında kendinizi benim söylediklerimle rahatlatmayı deneyebilirsiniz: Biz kızımızdaki yapışıklığı kendimiz açtık ve o esnada bebek oyuncaklarıyla oynuyor ve en ufak bir trahatsızlık belirtisi vermiyordu. Yani bebeğiniz canı yandığından değil, korktuğundan veya ortamdan rahatsız olduğundan ağlıyordur. Yüreğinizi ferah tutmaya çalışın...

31 Ağustos 2010 Salı

Bebeğime nasıl oyuncaklar almalıyım? Tomy Bozdolabı Oyuncağı


İşte bu alet benim ilk günden beri kurtarıcım oldu.


Oyuncak buzdolabı mıknatısı mantığı ile yapılmış. Birbirine geçmiş 6 dişliden oluşuyor. Resimde en altta görülen, üzerinde "TOMY" yazan en büyük dişli, ana dişli. Üzerindeki yeşil kadranı sağa ya da sola hareket ettirdiğinizde dişliler de sağa ya da sola doğru dönmeye başlıyor. Bu şekilde birbirine bağlı tüm dişliler hareket ediyor.

Henüz sepetinin içinde yatıp tavana bakmakta olan minik kızımı sepeti ile birlikte mutfağa getirir, bu oyuncağı açar ve kendi işime bakardım. Oyuncağın rengarenk şekilleri, hareket etmesi ve dişlilerin dönerken tıkır tıkır çıkardıkları ses kızımın dikkatini çeker, dakikalarca oyuncağa bakmaya devam ederdi. Hatta oyuncağa ulaşmaya çalışır, bu sayede hareket de ederdi.

Daha sonraları yine mutfakta iş yaparken kızımı mama sandalyesine oturtup, buzdolabının karşısına koyardım. Önceleri uzanmaya çalışmakla yetinirdi. Sonra sonra oyuncakları buzdolabından sökmeyi öğrendi.

Daha da sonra oyuncakları söküp yere atmaya ve "ne oldu acaba bunlara" diye peşlerinden bakmaya başladı. Kızım biraz huysuzlandı mı ona bakan her kim olursa olsun hemen kucağına alıp buzdolabının karşısına geçerdi :)

Kızım şimdi 11 aylık. Artık günde 3 defa 15 dakika yürütecine binme izni var. Ben  de bu zamanları mutfakta yemek yaparak değerlendiriyorum. Tahmin edin kızım o sırada ne yapıyor? :) Artık bu oyuncakları söküp, sonra da yerlerine geri yapıştırabiliyor.

Eve gelen arkadaş çocuklarından gördüğüm kadarıyla yaşı ilerledikçe dişlileri birbirine eklemeyi  öğrenecek. Bu şekilde birbirlerini nasıl etkilediklerini gözlemleyecek. Dişlilerin tümünü bazen ana dişlinin etrafına yerleştirecek, bazen de hepsini tek sıra dizecek. Sonra da nasıl olup da her koşulda birbirlerini döndürdüklerine şaşıracak.

Ayrıca artık sürekli oyun oynayıp hareket etmek isteyen kızımı  yemeğin mutfakta yenmesi gerektiğine ikna etmek için de bu oyuncak çok çok çok işe yaradı.

Ben bu oyuncağı çooookkkk seviyorum, teşekkürler TOMY.

Not: Oyuncağı kızım artık ağzına sokuyor. Ben de yıkıyorum. O rengarenk desenler meğerse plastik üzerine yapılmamış. Aslında kağıtlarmış ve plastik üzerine yapışıklarmış (Hiç belli olmuyor). Yıkayınca altlarına su kaçıyor, aman dikkat.

27 Ağustos 2010 Cuma

Çocuklu hayat çok mu zor?



Bu sorunun cevabı bardağın dolu tarafını mı, boş tarafını mı gördüğünüze bağlı olarak değişir.

Geçenlerde kızımla parkta dolaşırken köpeğini yürüyüşe çıkarmış bir teyze ile karşılaştık. Kızım av-av ile ilgilenirken ben de teyze ile sohbet ettim. Laf döndü dolaştı teyzenin kızına geldi. Kızı benimle yaşıtmış ve eşyalarını teyzenin evine yığıp 3 seneliğine Kanada'ya doktora yapmaya gidiyormuş.

İçimden teyzenin kızı için üzülürken yakaladım kendimi. Teyze durumu anlatırken hüzünlenivermişim: "Vah vah, benimle yaşıt ama henüz evli bile değil". Dikkat edin: "Evli bile değil" diyorum. Evlilik çocuk doğurmak için atılması gereken ilk adım ya, ondan :)))

Sonra düşündüm: "Sivri zeka" dedim kendi kendime "O kızcağız da seni görse burada, amliyatla doğum yapmış, vücut perperişan, saç baş bir tarafta, çocuğun peşinde kendini kaybetmiş, doktora tezini tamamlamaya vakit bulamayıp gerim gerim gerilmiş vaziyette... Herhalde sana acırdı. Hatta içinden de "ohhh, ben ne mutlu ki çocuk yapmadım, istediğim zaman istediğim yere gidebilir, doktora da yapar, üzerine de doçentlik tezi yazarım" derdi."

Gülümsedim sonra kendi kendime... Yaşadığım hayatı ben tercih ettim ve seçimlerimin sonucundan memnunum. Kızım ileride "Ben kariyerimde ilerlemek için çocuk sahibi olmaktan vazgeçiyorum" derse çok üzülürüm ve ona hata yaptığını söylerim.

Bence: Çocuk büyütmek bir insanın hayatta alabileceği en büyük sorumluluk ve dolayısıyla en büyük olgunlaşma hamlesidir.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Çocuğumu bakıcıya bırakmak istemiyorum; bende bir anormallik mi var?


Eğer sizde bir anormallik olduğunu düşünüyorsanız, o zaman bende kesin var!

Hem okuyan hem de çalışan bir kadındım. Okumaya o kadar meraklıyım ki doktora yaparken üniversite sınavına tekrar girip farklı bir bölümde lisans okumaya başlamıştım. Benim dışımda gelişen olaylar sonucu ve ayrıca hormonlarımın baskısıyla hamile kaldım. "Bebek 6 aylık olunca bağlı bulunduğum kurumun kreşine bırakır işime ve okuluma devam ederim" diyordum, ki şu anda bu düşüncemden çok utanıyorum :) Derken doğum yaptım, bebeğimin yüzünü gördüm ve ilk görüşte aşka bu şekilde inandım. O gün bugündür bir kara sevdanın elindeyim ve aşkımı kimselerle paylaşamıyorum - doğal olarak-.

Ben de bebeğime kendim bakmaya karar verdim. Ücretli, ücretsiz bütün izinlerimi aldım. Bebek bakmanın tam zamanlı bir iş olduğunu düşünerek ve ameliyat ile doğum yaptığımdan vücuduma fazla yüklenmemek adına bir yardımcı tuttum. Bakın, "yardımcı" diyorum; temizlikçi, gündelikçi adı her neyse... Ama "bakıcı" demiyorum; bebeğime bakıcı tutmadım yani. Tuttuğumuz kadına iş tanımı bu şekilde yapıldı. Bebekle tek ilgisinin benim yardım isteklerime karşılık vermek olacağı da söylendi kendisine. Mesela bebeğin poposunu yıkarken havluyu uzatmasını rica etmek gibi.

Evimize gelen yardımcımızı ben çok sevdim, ki sevmesem tüm günümü birlikte geçirmek istemezdim zaten. Kızımla ise her zaman kendim ilgilendim; tüm öz bakımlarını kendim yaptım; yardımcımız hiçbir şekilde ne kızımın altını değiştirdi, ne yemeğini yedirdi, ne de banyosunu yaptırdı.

Kızıma 11 ay boyunca 7/24 ben baktım. İş yerime gitmem gereken 4-5 gün haricinde gün içerisinde bile kimseye bırakmadım. Yardımcıma ise toplam 2 kez, sadece tuvalete girebilmek için beşer dakikalığına bıraktım ve ikinci bırakışımda bebeğimin ağzında bardak varken kendisini yakaladım. Ben kızıma ilk 6 ay sadece anne sütü verdim - en azından ben öyle zannediyorum- ama her ne hikmetse herkes kızıma bir şeyler yedirip içirmek gayretindeydi. Yardımcımız da "Ne yapıyorsunuz?" şeklindeki soruma "Ben su içiyordum, bebek de yutkundu; demek ki o da susamış deyip su verdim; yazık bebeğe" diyerek cevap verince bir daha da kendisine bebeğimi asla emanet etmedim.

Gelgelelim evdeki hesap çarşıya uymadı. Kızım 11 aylık oldu. Benim de evden bile olsa yavaş yavaş çalışmaya ve işlerime zaman ayırmaya başlamam gerekiyor. Kızım evimizdeki yardımcı kadınla sadece oyun oynadığı için, onu oyun arkadaşı zannediyor ve aynı kız kardeşine bağlılık gösteren bir bebek gibi koca kadına bağlandı. Benden sonra en çok onu gördüğü için ve ben her zaman yardımcımızla oynamasını teşvik ettiğim için benden sonra en çok yardımcımıza güven duyuyor. Başka denemelerim de oldu ama kızım kimseye ısınamadı. Sonunda pes ettim ve kızımı yardımcımızla oynaması için gün içinde salonda bırakmaya ya da onunla birlikte oyun parkına göndermeye başladım. Kızım artık mutsuzluğunu, huzursuzluğunu belli edebiliyor; anlatmak istediklerini işaret diliyle bile olsa anlatabiliyor ve en önemlisi kendi kendine meyvesini yiyip, suyunu içebiliyor. Yardımcımızı da konu komşudan yemek alıp yedirmemesi için iyice tembihledim ve aksi takdirde işine son verebileceğimi de ifade ettim; içim bir nebze rahat.

Fakat sorun şu ki, yardımcımızla sürekli bir otorite savaşı halindeyiz. Kendisi nerede duracağını bilemiyor. Kızımla sadece ve sadece oyun oynadığı halde, kendisini etrafa bakıcısı olarak tanıtıyor. Ben kızımı yıkamaya çalışırken gelip orasını burasını ovalıyor; altını değiştirirken poposunu öpüyor, mıncıklıyor. Kızımla oynadığı günler kızımın ne zaman uykusu geldiğine kendisi karar veriyor ve en önemlisi -hastalık, ateş vb nedenlerle- kızımın huzursuz olduğu günlerde kızımı kollarımın arasından çekip alarak kendisi sakinleştirmeye çalışıyor. ÇIL-DI-RI-YOR-UM!

O benim bebeğim, aşkım, canımın içi kızım. Bir başkasının onu sahiplenmesine katlanamıyorum. Çalışan bir anne olsam bu durumdan mutlu bile olabilirdim. Bu yaştaki bir bebeğin bağlanma davranışı geliştirmesi çok sağlıklı. Ama ben evden çalışan bir anneyim ve sürekli kızımın yanındayım. Yemeğini ben yapıyorum, ben yediriyorum, emziriyorum, banyosunu ben yaptırıyorum ve altını ben değiştiriyorum. Bir başkasının bu tür öz bakım işlerini yapmasını kaldıramıyorum. Her an kızıma istemeden de olsa bir zarar verilebilirmiş gibi geliyor. Çıplakken, altı açıkken öyle savunmasız görünüyor ki... Biliyorum herkes çocuk yetiştirirken hatalar yapar ama ben bebeğimin benim hatalarımla büyümesini istiyorum; başkasının hatalarının sorumluluğunu ben üstlenmek istemiyorum.

Bende bir anormallik mi var acaba? Bebeğini bakıcıya bırakmakta zorlanan bir tek ben olamam, değil mi?