15 Ekim 2010 Cuma

Bebeğe kendi kendine uyuma nasıl öğretilebilir?



"Bebeğin uykusu nasıl olmalı"  başlıklı yazımda kızımı kendi kendine uyumaya nasıl ikna ettiğimi ayrı bir yazının konusu yapacağımı belirtmiştim. Gelgelelim içimden bu konuda yazı yazmak gelmedi, çünkü hep bir adım ileri bir adım geri gittik.

Kızım 4. aydan itibaren 9. ayın sonuna kadar kendi kendine, tamamen bağımsız uyumayı başarıyordu. Fakat sonrasında hareketlenmeye, ayağa kalkmaya, yürümeye başladı; kendi iradesini kullanabildiğini fark etti ve ben de uyuması için onu her seferinde ikna etmek zorunda kaldım :) Yani o bağımsız uyumaların sonuna geldik ne yazık ki...

Şu anda düşününce tamamen bağımsız uyuması için hiç zorlamayabilirmişim diyorum kendi kendime, neticede toplam 5 ay kadar tam bağımsız uyuyabildi. Ama belki bu tecrübesinin ileride tekrar tam bağımsız uyumaya geçmesinde faydası olur, bilemiyorum. Yine de her annenin kendine ayıracak vakit bulma ve deliksiz gece uykusu alma konusunda yanıp öldüğü bir dönemde 5 ay kadar rahat ettim.

Güncelleme: Kızım şu anda 3 yaşında. Çoğunlukla kendi yatağında uyuyor ama gece, beni de yanına çağırıyor. Kızım iradesini belli etmeye başladıktan sonra, o nasıl istiyorsa öyle uyuduk. Ama sanırım bağımsız uyuyabilme becerisi edinmiş olması nedeniyle hiçbir zaman uyku sorunu yaşamadı. Ayrıca şimdi şimdi görebiliyorum ki bağımsız uyuyabilmek hem kendine güvenini geliştirdi hem de tek başına rahatça gözlerini kapayıp rüyalar alemine gidebileceğine ikna olması blinçaltına, bu dünyanın güvenilir bir yer olduğu fikrini yerleştirdi. Bunlar sadece kızımda gördüklerim elbette, belki de yanlış yorumluyor da olabilirim. Ama sırf bu nedenlerle, ikinci çocuğumu da iyi gözlemleyip, onun kabul edbeileceği şekilde uyku eğitimini muhakkak vermeyi planlıyorum. Uyku eğitimi olmadan ne kızım fiziken bu kadar iyi gelişen bir bebek olabilirdi, ne de ben sakin bir anne olabilirdim. Bu nedenle treddütte olan varsa, uyku eğitimini muhakkak öneriyorum.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi kızımı ilk 3 ay her türlü yöntemle uyuttum. Daha sonra kendi kendine uyumayı öğretmeyi kafama koydum. Annemin "O henüz bir bebek, sense annesin. Onu oyalayıp uyutmayı başaracak bir yol bulabilirsin" telkinleri ile kızımı uyutma çabalarına başladım. Daha sonra Tracy Hogg'un da benim uyguladığım yöntemleri önerdiğini gördüm. Demek ki aklın yolu birmiş: 
  • Öncelikle bebeklerin iki veya üç farklı konuya aynı anda odaklanmaları mümkün değil. Mesela kakasını yapan bir bebek meme emmeyi kesecektir; çünkü ikisine birden odaklanması mümkün değildir. Bu mantıktan hareketle henüz dört ay civarındaki bir bebeği kendi kendine uyumaya ikna edebilmek için her zaman uyguladığınız uyku ritüelini uygulayıp bebeği yatağa yatırdıktan sonra, ağlamaya başladığında dikkatini dağıtmanız yeterli olacaktır. Bunun için bebeğin verdiği tepkilere uygun olarak şu üç unsurdan yaralanılabilir:
  1. Görüntü: Bebek, gözleri açık olarak ağlıyorsa ellerinizle, bir oyuncakla ya da bir dönence ile ani bir görüntü verip dikkatini dağıtabilirsiniz.
  2. Ses: Örneğin yatağın tahtasına vurup, yatağın örtülerine tırnaklarınızı sürtüp ya da ıslık çalıp ses çıkarabilir ve böylece bebeğin dikkatini dağıtıp ağlamasını kesebilirsiniz. 
  3. Dokunma: Bu da Anadolu'da uygulandığı gibi bebeğin poposuna pıt pıt vurarak sağlanabilir.
Tracy Hogg bu yönteme "şşt-pat" yöntemi diyor. Yani bir yandan bebeğin kulağına pişş pişş diye ses verip, diğer yandan da sırtına hafif hafif vurursanız bebek 3. bir şeye yani ağlamaya konsantre olamayacağından ağlamayı kesip uykuya dalacaktır. Ki zaten ilk 3 ayın içinde de pek çok anne, neredeyse tamamen dürtüsel olarak, bebeğini kucağında hafif hafif sallayarak piş pişş yapar ve poposuna hafif hafif vurur. Ki işte bu hareket de yukarıda anlattığım her 3 yöntemin birlikte uygulanmasıdır. 4. aydan sonra ise bu hareketi bebek yatağında kendi kendine yatarken uygulamak gerekiyor.

  • Altı ayı geçmiş bir bebeği de aynı yöntemlerle ikna etmek mümkünse de dikkat edilmesi gereken bir husus var ki o da artık bebeğin oyun oynamaya müsait oluşudur. Şöyle ki; bebek sizin uyutma girişiminizi oyun olarak algılayabilir. Bu nedenle bu yöntemleri artık sadece bebek ağladıkça uygulamak gerekiyor. Bebek ağlamayı kestiğinde sizin de ses, görüntü veya dokunma hissi vermeyi kesmeniz gerekiyor. Bebek tekrar ağlamaya başladığında ise tekrar sizin de dikkat dağıtmaya başlamanız lazım. Sonunda bebek pes edip uyumaya çalışmayı yeğleyecektir :)
Bu yöntem de Tracy Hogg'un yatır-kaldır yöntemine benziyor. Ancak Tracy Hogg'un yöntemi benim omuzda uyumayı ve kucakta tutulmayı sevmeyen kızımı iyice sinirlendirmekten başka işe yaramadı. Ben de kızımı kucağıma almadan yatıştırmanın yöntemini bu şekilde buldum.
  • http://www.pratikanne.com/ çocuklarını müzikle uyumaya alıştırdığını yazmıştı; ben bu detayı fazla önemsememiştim zamanında. Ama kızımı kendine kendine uyumaya alıştırıp da sonrasında yanında durmayıp, tam bağımsız olarak kendisinin uyumasını beklediğim dönemde müzik çok işime yaradı. Kızımı yatağına yatırıp odasından çıkacağım zaman onun dikkatini toplayacağı bir odağa ihtiyacı oluyordu. Müzik bu iş için biçilmiş kaftan. Çünkü eğer kızım ben odadan çıkarken arkamdan ağlamaya başlarsa ancak onun sesinden daha yüksek volümde çıkan bir müzik sesi onun dikkatini kendine çekebiliyordu. Zira kızım, ben odada yokken oyuncaklara vs pek de itibar etmiyordu. Ayrıca bebeklerin uyku ritmi 40-45 dakikada bir uyanıp tekrar dalmak şeklinde sürüyor. Özellikle gündüz uykularında 45 dakika sonra uyanan bir bebek eğer tekrar uykuya dönemezse ağlamaya başlar ama eğer onun sesinden yüksek bir müzik sesi dikkatini çekerse durup dinlemeye başlar ve uyumaya devam eder. Keşke pratikanne'yi en başından dinleseymişim demiştim kendi kendime, müziğin bu kadar işe yaradığını fark ettikten sonra.
 Ben kızıma bir mp3 çalar aldım. İçine değişik türde şarkılar doldurdum. Özellikle çok farklı parçalar seçtim ki biri olmasa diğeri dikkatini çeksin. Hiç tahmin etmeyeceğiniz parçalar hoşlarına gidebiliyor. Bizim kız bir Afrika parçasına aşık mesela. Bütün yaz tatilimiz boyunca o şarkı ile uyudu ve eşim "Bize hangi kabilden olduğumuzu soracaklar yakında" diye söylenip duruyordu. Ayrıca ninni söylüyorum kızıma. Kendi sesinizden alıştığı bir ninniyi kaydedip, dinletmek de çok işe yarayan bir çözüm. Özellikle 45 dakika sonra uyandığında gözlerini açmadan sizi yanında sanarak uyumaya devam edebilir.

Müziği bebek uyurken kapatmamak gerekiyor. Farklı müzik türlerini dinlemek zaten bebeğinizin zeka gelişimine de katkı sağlayacaktır.
  • Ayrıca oyuncağı ile uyumayı seçen bir bebek siz yanında durmadan, tam bağımsız olarak uyumayı daha kolay öğrenecektir. Ama yine de bebeğin yatağında oyuncak bulundururken dikkat edin, uyumak yerine oyuncaklarla oyun oynamayı tercih edip uykusunu tamamen dağıtabilir. Ben kızımın hiçbir zaman kendine bir uyku arkadaşı seçmeyeceğini düşünürken, 12. ayında kızım kendine bir uyku arkadaşı seçti. Hem de benim teklif ettiğim bütün yumuşak uyku arkadaşlarını reddedip, hiç beklemediğim bir anda, benim bebekliğimden kalma ahı gitmiş vahı kalmış bir oyuncak bebeği yatağına aldı. Gündüz hiç oynamadığı ve hiç aramadığı bu bebeği, gece muhakkak yanına istiyor artık. Sabah bizim yatağımıza gelmek için kalktığında da, bebeğini de kendisiyle birlikte getiriyor muhakkak.
  • Gelelim 9 ay ve sonrasına: Kızım hareketlenmeye başladı. Uyku düzeni şaşmaya başladı. Önce sabah uykularında hamakta sallanarak uyumaya başladı. Sonrasında 11 ve 12. aylarda (tam yürüme becerisi kazanmaya başladığı dönem öncesinde) uyumamak için direnmeye, daha çok yürüme antrenmanı yapmak istemeye başladı. Bu dönemde onu uyuması için ikna etmem gerekti. Kimi zaman meme vererek sakinleştirdim, kimi zaman hamakta salladım, kimi zaman beraber uyudum, kimi zaman sadece 2 dakika ağlamaya bıraktım ve her seferinde uyumaya ikna ettim. Bu dönemde özellikle yatağın etrafında oynayacağı hiçbir şey bırakmadım ki oynamaya dalmasın. Aklınıza gelmeyecek şeyler, bir oyuncak haline gelebilir. Bir ara yatağın etrafındaki koruyucu yastıkları bile söktüm, zira ayağını o yastıkların arkasına soka çıkara saatlerce oynayabiliyordu.
Bu dönemde dikkat edilmesi gereken nokta çocukla inatlaşmamak... Ancak eğer uykusu olduğundan ve esasen uyumak istediğinden kesinlikle eminseniz Tracy Hogg'un yatır-kaldır yöntemi başarılı oluyor. Bu dönemde bebeğin kendi kendine kalkmasını bekliyorsunuz, kalkar kalkmaz ise tekrar yatırıyorsunuz. En fazla 5-10 denemede bebek pes edip uykuya yatıyor :) 
Ama dikkat ettiyseniz sonuçta bebeğim artık tam bağımsız uyuyamıyor. Yani öyle yatağına bırakıp da müziğini açıp çıkamıyorum. Daha ne kadar böyle sürecek bilemiyorum. Eğer bir gün kızım tekrar tam bağımsız uyumaya geçerse buradan sizinle paylaşırım (umarım bir gün)...

Ha, "Bu kadar uğraşacağıma bebeği ayağımda ya da kucağımda sallayarak, meme vererek, yanımda yatırarak ya da ağlamaya bırakarak uyuturum" da diyor olabilirsiniz. Bu durumda bir sonraki hamlenizi iyi düşünmenizi tavsiye ederim.
  • Bebeğini ayağında sallayan arkadaşlarım bebek 1 yaşını geçip de ağırlaşmaya başladığında çok yıprandılar. Gece uyanan bebek tekrar uyumak için sallanmayı talep etmeye başladı. Ayrıca ilk zamanlar sallanarak iki dakikada uyuyan bebek, tüm diğer tiryakiler gibi :) gitgide miktarı arttırmak istedi. Sallama süresi uzadıkça anne fiziken yorulmaya  ve annenin sinirleri yıpranmaya başladı. Sonunda sallamaya alıştırdıklarına pişman oldular. Ben şahsen 9 yaşına kadar sallanmışım :) Sallanmayı hala çok severim. Kızımı da sallıyorum ama hamakta. Bebeğini illa sallayarak uyutmak isteyen herkese hamak tavsiye ederim, ayakta sallamak gitgide zorlaşıyor fiziken. 
  • Kucakta sallayarak bebeklerini uyutan arkadaşlarım ise ayaklarında sallayanlardan çok daha çabuk pes ettiler. Hele çalışan anneler için kucakta uyutmak tam bir işkence. Bebek 3 kilo iken kucakta uyuyan bir kedi yavrusu görüntüsünde oluyor ama 13 kiloya vardığında, kucakta uyuyan bir dana olarak pek de sevimli gelmiyor :) 13 kilo bir ağırlığı saatlerce kucakta taşımak zor. Kucakta uyumaya alışmış bir çocuğu başka türlü uyumaya ikna etmek zor. Genellikle yüzüstü uyumayı seven çocuklar kucakta uyumaktan hoşlanıyorlar. Kucakta uyuyakalan çocuğu yatağa yatırmak ve bu sırada uyandırmamak da çok zor.
  • Meme vererek uyutuyorsanız çocuğunuzun huyunu suyunu iyi bilmelisiniz. Mesela ben meme emerek uykuya dalarmışım ama annem yatağıma yatırdıktan sonra sabaha kadar uyurmuşum. Benim kızım da bir süre emerek uyudu. Sonra fark ettim ki, ne zaman emerek uyutsam çocuk gece boyunca her uyandığında, tekrar dalmak için meme istiyor. Bunu beslenmek için değil (4. aydan itibaren gece beslenmelerini kesmiştim) beni emzik olarak kullandığından yapıyordu. Bunun sağlıklı olmadığına karar verdim ve emerek uyutmayı yavaş yavaş kestim. Kızım şu anda 18 aylık ve gecede 10 ila 12 saat arası kesintisiz uyuyor. 
  • Aile yatağını tercih eden aileler var. Ya da babayı yataktan şutlayıp bebeği ile uyuyan anneler :) Bu kararı vermeden önce de iyi düşünmek gerekiyor. Özellikle çalışan anneler için bebeği ile birlikte uyumak iyi bir çözüm olabilir. Zira çocuk da anne de birbirlerini özlüyorlar ve bu açığı gece boyunca kapatmaya çalışıyorlar. Ayrıca annesi çalışan her çocuk geceleri muhakkak uyanıyor. Ama gece boyu annesinin yanın da yatan bebek muhakkak uyandığında meme istiyor. Bu durum zaman ilerledikçe anneyi uykusuz bırakıp, yorabilir. Ayrıca yine bir annenin sayfasında gece boyu ağzında meme ile uyuyan çocuğunun damak yapısının aynen uzun süre emzik emenlerde olduğu gibi bozulduğunu okudum. Bir diğeri ise gece boyu meme alan bebeğinin süt dişlerinde çokça çürük olduğunu yazıyordu. Ben insan vücudunda hasar meydana getiren hiçbir hareketin doğru ve sağlıklı olduğuna inanmıyorum. Demek ki bebeğe gece boyunca meme vermek sağlıklı bir durum değil. Eğer bebeğiniz yanınızda yatarken gece boyu sıklıkla uyanıp meme istiyorsa bir daha düşünün. Belki aynı odada ama kendi yatağında (mesela bir park yatakta) yatması sizin için daha doğru bir seçenek olabilir.
  • Ağlamaya bırakmak bazı bebeklerde işe yarıyor. Bir arkadaşım kızını 6 aylıkken sadece yarım saatliğine ağlamaya bırakmıştı. Kızı şu anda 3 yaşında ve 6. ayından bu yana yatırdıkları yerde kendi kendine uyuyabiliyor. Ama her bebekte ve annede işe yaramıyor bu yöntem ne yazık ki. Bebeğin de annenin de karakterlerinin bu yönteme uygun olması lazım. Bu yöntem hakkında: Bebeğin anneye olan güvenini kırar diyorlar. Bebeği ile aynı yatakta yatanlar için de: Bebek anneye bağımlı olur, yarın öbür gün psikolojik sorunları olur diyorlar. Ben her iki yöntem için de şöyle düşünüyorum: Bebeğin anneye olan güveninin sarsılması, bebeğin anneye bağımlı olması ve bir şekilde psikolojik sorunları olması sadece anne ile yatıp yatmamasına ya da sadece 1 defa yarım saat ağlamaya bırakılmasına bağlı olamaz. Nihayetinde bir insan evladından bahsediyoruz. Anne ile olan ilişkisinde pek çok değişken var. Sadece uyku metodu bebeğin psikolojisini bu kadar da çok etkiliyor olamaz. Anneye olan güveni tazeleyecek pek çok unsur olabildiği gibi, anneye bağımlılığını engelleyecek de pek çok husus tespit edilebilir. Önemli olan anne ile bebek arasındaki ilişkinin güven bağına dayanmasıdır.
Kendimizden haber verecek olursam: Kızım şu anda 18 aylık. 12-14 ay arasında (yürümeye başladıktan sonra) çok zorlu bir 3 ay geçirdik. Yanıma yatırdım, yanına yattım, yer yatağında yattık vs vs. Sonunda o günler geride kaldı. 15. ayından bu yana tekrar rutine oturduk: Kızımı öğlen ablası hamakta sallayarak uyutuyor; ve kızım 2 saatlik uykusunu hamakta geçiriyor. Akşamları ise uyku ritüelimizden sonra beraber kızımın yatağına giriyoruz; kızım meme emiyor (eskiden emerken uyuyakalmamasına dikkat ediyordum, şimdi kendiliğinden bırakıyor memeyi); oyuncak bebeğine sarılıyor ve benden şarkı söylememi istiyor. Ben şarkı söylerken dalıyor uykuya, ben de yataktan çıkıyorum. Yataktan indiğimi fark ediyor ama arkasını dönüp uyuyor. Bazen arkamdan kalkıp ağlıyor ama ben kapıyı kapatır kapatmaz yatıp uyumasına devam ediyor.

Bir de şu bebeğin ağlaması ile ilgili bir şey eklemek istiyorum. Her anne bu ayrımı yapar zaten sanıyorum: Bir ağlama var ki bebek hakikaten ağlıyordur. Sizden bir şey istiyordur. Ya bir ihtiyacı vardır (acıkmıştır, susamıştır, altı kirlidir, ilgiye doymamıştır vs) ya da hakikaten uykusu yoktur ve ona saygı duyulmasını talep ediyordur. Bir de uykusuzluktan öldüğü ve hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sırf sınırlarını kontrol etmek adına ağlama numarası yapar: Cidden gözlerinden yaş dökülüyordur ama kendini zorlayarak ağlıyordur. Her bebeğin bu deneme ağlaması farklı oluyor, anne bir iki denemeden sonra bu farkı anlayabiliyor. İşte bu ikinci ağlama, kendi kendine uyumasını talep ettiğinizde katlanmanız gereken bir ağlama türü. Ben bu ağlamalar sırasında bebeğimin yanında kalıyordum. Kimse dışarıdan gelemesin diye kapıyı kilitliyordum ve kızım susana kadar güzel sözler ya da ninni söylemeye veya "Ben burada kitap okuyorum" ya da "Ben de bu koltukta uyuyorum tatlım, ağlaman bitince uyu lütfen"  gibi bir yöntem uydurup yanında duruyordum. Ama şimdi kızımın aklı başında, benim kapının önünde olduğumun farkında, canı isteyince "Anne gel, kapıyı aç, kucağa al" diyebiliyor. O nedenle deneme ağlamasında yanında özellikle durmuyorum. Kapıyı kapatıp dışarı çıkıyorum. Genellikle tam 2 dakika sürüyor bu ağlamalar. Ama bazen bir susup, bir ağlayarak 10 dakika sürdüğü de oluyor. Ama şimdiye kadar hiç bundan uzun sürmedi. Zaten bundan uzun sürerse deneme ağlaması olmadığını, bir şeylerin yanlış gittiğini düşünürüm sanırım.

Son olarak ağlamakla ilgili de şunu söylemek istiyorum: Bebeğin ağlamaya da ihtiyacı var. Eğer bir ihtiyacının karşılanması talebi ile ağlamıyorsa bırakın çocuğu ağlasın. Bu konuda yazılmış çok aydınlatıcı bir kitap var; onu da bir ara paylaşmak istiyorum. Orada yazılan görüşlere tamamen katılıyorum. Bebeğiniz zaten konuşabilmeye başladığında "Anne, içimden ağlamak geliyor, kendimi tutamıyorum" diyecek size. Bırakın doya doya ağlasın çocuk. Ağlamasın diye her seferinde ağzına meme verirseniz, her seferinde oyunlarla dikkatini dağıtmaya çalışırsanız çocuğunuzun gelişimi açısından hata olur. Ben şahsen ağlamamı engelleyenlere uyuz olurum, belki de bu nedenle öyle düşünüyor da olabilirim :)

Güncelleme: Kızım 18. ayından 23. ayına kadar tamamen kendi kendine uyumaya geri döndü. İlk dönemdeki bir 5 ay gibi harika bir dönem yaşadım :) Bir akşam yatağına yatırdım, bana "Anne sen git." dedi. Ben çıktım ve arkamdan da ağlamadı. 10 dakika sonra içeri girdiğimde gerçekten de uyumuştu. 5 ay bu şekilde kendi kendine uyumaya başladı. Hatta 21 aylıkken gündüz uykularında hamakta sallanmayı da kesti. Tamamen kendi kendine uyur oldu. Ben de içimden "Demek ki ilk başlarda kendi kendine uyumayı öğretmenin faydası oluyormuş." diye düşündüm.
Gelgelelim çocuk yetiştirmek hayat gibi inişleri ve çıkışları olan bir iş. 23. ayında kızım bezini çıkardı ve gece uyanmaları başladı. Gece uyandıkça yatağımıza gelmeyi talep etmeye başladı. Aynı dönemde ben yoğun bir tempoyla çalışmaya başlamıştım ve çok yorgun olduğumdan kızım uyur uyumaz yatağına geri götüremiyordum. Böylece kızım 23. ayından sonra anne-baba yatağında uykuya dalıp, tüm geceyi bizim yatağımızda uyumaya başladı :) Gündüz uykusuna yine kendi kendine dalıyor ama bakıcısının ya da anneannesinin kendisine bir masal anlatmasını ya da ninni söylemesini talep ediyor.

Demek ki neymiş? Çocuğun uygun dönemini kollayıp, kendi kendine uyumasını teşvik etmek mümkünmüş ama bu alışkanlığın çocuğun geri kalan ömründe de süreceğinin garantisi asla yokmuş....

Not: Benim uyku eğitimi verme tarzımda acısız uyku eğitimi vermiş bir başka annenin tecrübesi:
http://evcilikhayati.blogspot.com/2012/02/uyku-tek-istedigim-buydu.html

10 Ekim 2010 Pazar

Cep telefonum çalınırsa veya kaybolursa ne yapmam gerekiyor?



Öncelikle telefonunuzun faturalı olması gerekiyor. Sonra, telefonun IMEI numarasını (cep telefonu seri numarasını) kaydetmiş ve telefonun faturasını saklamış olmak gerekiyor. Telefonun IMEI numarasını mobil cihaz kayıt sisteminden kontrol için http://imei .tk .gov.tr/ adresinden sorgulama yapılabiliyor.

Eğer telefonunuzu bulmak istiyorsanız savcılığa başvurmanız gerekiyor. Bununla ilgili prosedürleri internetten bulmak mümkün. 

Yok, benim gibi sadece "Çalan kullanamasın bana yeter" diyenlerdenseniz yapmanız gereken işlem basit:

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun Bilgi ve İhbar Merkezi'ni arıyorsunuz.

(312) 444 9 777 numaralı telefondan 7/24 ulaşabileceğiniz müşteri temsilcisi size telefonun kimin adına kayıtlı olduğunu, TC kimlik numaranızı ve telefonun IMEI numarasını soruyor.

Sonuç olarak cep telefonunuzun IMEI numarası en geç 48 saat içerisinde bloke ediliyor. Siz de sonucu size verilmiş olan ihbar talep kodu ile takip edebiliyorsunuz.

Böylece, size yaramayan telefon başkasına da yâr olmamış oluyor.

Herkes bu basit yöntemi uygularsa, hırsızlar mecburen cep telefonlarını çalmaktan vazgeçmek zorunda kalırlar.

Hayır, hiçbir şeye değil de cep telefonumda kayıtlı olan kızımın resim ve video görüntülerine yanıyorum :(
Dizüstü bilgisayarlarda da olduğu gibi cep telefonlarındaki bilgiler bazen içindeki cihazdan daha önemli olabiliyor .

5 Ekim 2010 Salı

Yoğurt yapma makinesi gerekli mi?

"Yoğurt makinesine gerçekten ihtiyaç var mı?" diye sorar çoğu anne.

Aslında elbette zorunlu bir ihtiyaç değil. Zira yoğurt yapmak kolay bir işlem. 
Gelgelelim bebeğinin peşinde koşmaktan fenalık geçirmiş, her 2 saatte bir taze yemek yapan bir anne için her gün taze yoğurt mayalamak çok zor olabiliyor. Ben hemen hemen 2 yıldır yoğurt yapma makinesi kullanıyorum. Memnunum. Arada makinem bozuldu, yaptırdım. Kullanmaya devam ediyorum. Pek çok arkadaşım sırf üşendiklerinden taze yoğurt yapmıyorlar. Oysa bizim doktorumuz "En fazla bir gün önceki yoğurdu yedirin, 2 günlük yoğurt yedirmeyin" demişti bize; nedenini bilmesem de kızıma her zaman taze yoğurt yapıyorum. Ama makinem olmasaydı ben de üşenebilirdim doğrusu.

Yoğurt makinesinin avantajları nelerdir?
  1. Sütü ısıtmak gerekmez. Buzdolabından çıkardığın sütü bile doğrudan makinenin içine koyabilirsin ve yoğurdun yine de kıvamında olur.
  2. Maya olarak kullandığın yoğurdun da oda sıcaklığında olması gerekmez.
  3. Sütün ısısını ayarlamak için beklemen ve gelip gidip parmak veya dereceyle sıcaklık kontrolü yapman da gerekmez.
  4. Bebek uyuduktan sonra, akşam yatmadan yoğurdu mayalarsın, sabah kalktığında yoğurdun hazır olmuş olur. Tuttu mu, tutmadı mı; kavanozu oynatsam mı, yoksa biraz daha mı beklesem derdin olmaz. 4-5 saat içinde yoğurdunun hazır olacağını bilirsin.
  5. Ayrı ayrı, minik kavanozların içinde yaparsın yoğurdunu. Dışarı çıkarken bu kavanozları yanına alabilirsin. Ayrıca bebeğinin ne kadar yediğini, miktarı belirli olan bu kavanozlar sayesinde ölçebilirsin. Kavanozları ayrıca bilumum diğer mamayı yanında taşımak için de kullanabilirsin.
İşte benim yoğurt makinem:
Tefal pahalı olan markalardan. Aldıktan sonra fark ettim ki çalışma prensibi çok basit. Dolayısıyla bu kadar pahalı olmayanlar da aynı işi görür.

Yoğurt makinesi alırken bence dikkat edilmesi gereken noktalar şunlar:
  1. Ayrı ayrı minik kaplarda yoğurt yapmak hem bebeğin yiyeceği miktarı ayarlamak açısından kolaylık, hem de yoğurdunu taze ve sulanmamış yemeyi sevenler açısından faydalı.
  2. Kapların cam olması önemli. Bazı markaların kapları plastik oluyor. Ben kullanmadım ama kullananlar plastiğin kokusunun yoğurda sindiğini söylüyorlar. Zaten kokusu sinmese bile plastiğin 40 derecede ısınmasının zararlı olabileceğini düşünüyorum.
  3. Kapların tamamını içine alan bir makine daha iyi olabilirmiş. Yani demek istediğim şu ki, resimde de görüldüğü gibi benim makinemde kapların yarısı şeffaf kapak kısımının içinde. Oysa ısınan ve sıcaklığı veren kısım diğer taraf. Sanırım bu nedenle, yoğurtlarımın üstü daha sulu olurken ısınan kısmın içinde kalan alt kısım daha yoğun oluyor. Belki de bunun nedeni sadece mayanın dibe çökmesi de olabilir. Ama yine de kapların hepsini olduğu gibi sıcak bölgeye alan başka markalar da görmüştüm, belki bu şekilde yapan makinelerde daha yoğun olur yoğurtlar.
Yoğurdu her yaşta yemek lazım. Taze yoğurdun tadı da bir başka oluyor. Eşim akşamları televizyon karşısında geçerken eline bu kaplardan bir tane alıp izlerken yemeye bayılıyor. Dolayısıyla bir tek bebeğim değil, hepimiz faydalanıyoruz makineden.

Kızım ilk 6 ay sadece anne sütü emdi. Sonra ilk başladığımız ek gıda yoğurt oldu. Bir çay kaşığı, 2 çay kaşığı derken 6. ayın sonunda yukarıda görülen kaplardan bir adet bitiriyordu. Derken yoğurt yemeyi birden kesti. Sanırım 8. aydan itibaren yoğurt yemeyi reddetti. Ama bu makinelerle mayalama derdim olmadığından ve biz de severek yediğimizden ben mayalamaya devam ettim. Azar azar dudaklarına yoğurt sürüp duruyordum. Derken 12. ayda birden yoğurdu tekrar yemeye başladı ve şu an yani 12. ayın sonunda yukarıda görülen kaplardan 2 tanesini rahatlıkla bitiriyor.

Dolayısıyla; ben bir yoğurt mayalama makinesinin zaruri olmayan ama annelerin işini kolaylaştırması bakımından alınması gerekli bir alet olduğunu düşünüyorum.

Merak edenler için makinede yoğurt yapımı:
Kapların içine süt konulur. Her bir kaba bir çay kaşığı yoğurt eklenir.  Kaplar makineye yerleştirilir, makinenin düğmesine basılır. Akşam yaparsanız, sabah kalktığınızda yoğurdunuz hazırdır. Buhar yapmaması için soğuyuncaya kadar beklenir. Kapların ağızları kapatılıp buzdolabına konulur ki biraz daha katılaşsın. Yemeden önce buzdolabından çıkartılıp oda sıcaklığında ılıması beklenir. Sonra da bebeğinizin midesine gidiverir. İşte hepsi bu kadar :)

Not: Yoğurt yapmaya üşenen annelere kefir mayalamak daha kolay gelebilir. Ayrıca kefirin hem probiyotik hem de prebiyotik olması bağırsaklar açısından fazladan fayda sağlıyor.

Not: Eğer katı ve lezzetli yoğurt yapmak istiyorsanız:
  1. Maya olarak önce organik yoğurt, sonra da kendi yaptığınız yoğurdu kullanın. Normal hazır yoğurtlardan kullanırsanız, yoğurdunuzun sümüksü olduğunu, erimiş kaşar gibi uzadığını görebilirsiniz.
  2. Çiğ süt kullanın. Çiğ süt bulamıyorsanız en azından günlük şişe süt kullanın.Yağı alınmış sütten katı yoğurt olmaz. Sütü kutularken içinde ne gibi maddeleri öldürüyorlarsa hem tadı gidiyor hem de yoğurdu sulu oluyor. Ben bir süt obur olarak, kutu sütlerden hoşlanmıyorum.
  3. Malzemeler (yani süt ve maya) mümkün mertebe oda sıcaklığında olsun. Buzdolabından çıkar çıkmaz veya kaynamış ama 40 dereceye düşmemiş sütle yoğurt yaparsanız ekşi ya da sulu olma riski fazla olur. Yine de ben çoğu zaman buzdolabından sütü çıkartıp hemen mayalıyorum. Ekşi, sulu filan olursa da ayran yapıveriyorum.
  4. Yoğurdu soğumadan buzdolabına koyarsanız, buhar yapar ve buhar kapağına çarpıp su olarak yoğurdun içine geri düşüp yoğurdu sulandırır. Ama eğer buzdolabına kaldırmak için yoğurdun soğumasını beklemek istemiyorsanız yoğurt kaplarının kapaklarını kapatmadan önce, kabın ağzı genişliğinde bir parça peçete koyup kapağını öyle kapatın. Bu durumda oluşan buharı peçete emer ve yoğurdun sulanmasını engeller.

28 Eylül 2010 Salı

Diş buğdayı partisi yapmalı mıyım?

Bence, kesinlikle yapmalısınız.

Biz yaptık; çok eğlendik; kızım da çok güzel bir gün geçirdi.

Öncelikle diş buğdayı nedir, niye yapılır anlatayım: Diş buğdayı, bebeğin ilk çıkan dişini kutlamak amacıyla gerçekleştirilen, çok eski bir Anadolu geleneğiymiş. Bu kutlamada, bebeğin dişlerinin sağlam olması ve rızkının bol olması dilenirmiş.Kutlama sırasında bebeğin başından buğday serpilir, bebeğin boynuna da buğdaydan yapılan bir kolye takılırmış. Misafirlere de yapılan diş buğdayı ikram edilirmiş.

Diş buğdayını nasıl hazırladım, kimleri davet ettim, misafirlerime ne gibi sürprizler hazırladım, menüde neler vardı gibi detayları yazmaya çalışayım.

Öncelikle diş buğdayı hazırlama konusunda kendimi zorlamadım; fazla süsleme ile uğraşmadım, çok malzemeli yapmaya kalkışmadım (ki buğdayların içine akide şekeri, badem şekeri, leblebi şekeri gibi şekerler veya nar gibi meyveler ile tuzlu olarak yapılacaksa ceviz gibi kuruyemiş de koyulabiliyormuş aslında). Parti günü sabahı iki kilo buğdayı düdüklü tencerede haşlayıp bir paket pudra şekeri ile karıştırdım. Herkes de severek yedi.



İşin sürprizli kısmı sunumundaydı: Marketten aldığım renkli plastik bardaklara buğdayları koydum. Üzerine yine marketten aldığım diş şeklindeki jelibon şekerleri koydum (aslında vampir dişi şeklindeydiler ama önemli değil). Parti malzemeleri satan bir internet sitesinden ısmarladığım süsleri de bardakların içine koyduğum buğdayların arasına batırdım. Kendimce şık bir sunum hazırladım.

İşte vampir dişlerimiz :)

Misafirlerim için hazırladığım diğer bir sürpriz bir diş buğdayı geleneği: Diş buğdayı bardaklarından birinin içine streç filme sararak attığım 5 kuruş (Esasen bir çeyrek altın atılırmış ama ben biraz cimriyimdir :) Bardağında bu 5 kuruşu bulan misafir kızıma hediye alacak. Bu işin raconu böyleymiş :) Ben de internette yaptığım araştırmalardan öğrendim; söyleyenlerin yalancısıyım :)


Nazar boncuklarımızın ucunda da minik yunuslarımız vardı.
Bir diğer buğdaylı eğlence, kızıma buğdaylardan yaptığım kolyeydi. Kızımın ileride çıkacak 32 dişini temsilen 32 buğdayı bir gece önceden haşlayıp ipe dizdim. Süslü olması için de her 6 buğday tanesinden sonra bir de nazar boncuğu ekledim. Kızım parti günü, gün boyu, bu şık kolyesi ile dolaştı. Bir ara kolyeyi yemeye de kalktı da, zor kurtardık elinden :)

Sonra kızımla beraber apartman komşularımıza diş buğdayı dağıttık kapı kapı gezerek. Böylece tüm komşularımızla da tanışmak için bir bahanemiz olmuş oldu. Kızım ilk önce anlamadı, fakat durumu anlayınca çok neşelendi. Tek tek kapıları çalıp önünde bekliyoruz; kapı açılıyor ve içeriden sürpriz bir meraklı yüz uzanıyor; ben durumu açıklayıp bardak tepsisini uzatıyorum; karşıdaki kişi geleneği biliyorsa bize küçük bir hediye veriyor (herhangi bir şey olabilir, bir paket bisküvi mesela); gelenekleri bilmese bile herkes kızıma doğru eğilip onunla konuşuyor, iyi dileklerde bulunuyor ve bardak için teşekkür ediyor. 1-2-3 derken kızım olayı anladı ve her kapının önünde heyacanla bekledi.

Sonra meslek seçmece oyunu oynadık. Kızımın önüne değişik meslekleri temsilen değişik nesneler koydum. İlk olarak hangi nesneye uzanırsa ileride o yönde bir meslek seçecek ya da o yönde bir eğilim sergileyecek demekmiş. Örneğin ilaç kutusuna uzanırsa eczacı olacak, kitaba uzanırsa iyi okuyacak, Kuran'a uzanırsa dini bütün olacak gibi... Benim kız kredi kartına uzandı :) Artık babası gibi bankacı mı olacak, yoksa alış veriş meraklısı mı olacak; onu zaman gösterecek.

Eve çağırdığım davetli sayısını kısıtlı tuttum ki hem samimi bir eğlence olsun hem de kızım kalabalıkta ve tanımadığı kişiler arasında gerilmesin. Çok da iyi yapmışım. Parti günü evimizde, biz de dahil olmak üzere 10 yetişkin ve 3 çocuk vardı. Bence ideal bir kalabalıktı.

Çocuklar için konfeti bombaları patlattım, köpükten balonlar yaptım... Tüm etkinlikleri kamera ile görüntüledim. Çocukların da partimizde eğlendiklerini sanıyorum.

Buğday bardaklarına iliştirdiğim süslerle salonda sağa sola serpiştirdiğim balonları da evden ayrılan misafirlerimize parti günümüze özel birer anı olarak verdim.

Bu arada kapı süsümüzü de unutmayayım; ki uzun bir süre kapımızda durmaya devam etti. Kızım her kapıyı açışımızda bu süsle oynadı durdu. Kapı süsümüz, aynı zamanda, evimize gelen konuklarımızın da gülümseyerek içeri girmelerine vesile oldu. İyi bir seçimdi sanırım...




Menümüze gelince: Annemin getirdiği zeytinyağlı yaprak sarma, mercimek köftesi ile tatlı ve tuzlu kuru pastalar; benim tam tamına 5 dakika içinde hazırladığım yaş pasta ve yine 10 dakika içinde baklavalık yufka kullanarak hazırladığım karnı yarık börek ile kornişonlu, mısırlı, yeşil salata vardı. Masa dolu doluydu ve herkesin karnı doydu sanırım.


Crem Ole Pasta

Bir de yine annemin getirdiği, konuklarımıza ikram ettiğimiz badem şekerleri ile çakıl taşı süsü verilmiş çikolatalarımızı unutmamak lazım.




Günün sonunda diğer arkadaşlarım da bebeklerine diş buğdayı partisi yapmaya karar verdiler ki, onlar da benim kadar eğlenmiş olmalılar.

26 Eylül 2010 Pazar

Çocukluk çağında eğitim nasıl olmalıdır?

Cevap: Bu sorunun cevabı her aile için farklıdır sanırım.

Ben kendi kızım için öncelikle sevgi arıyorum. Kızımın sevgi dolu bir ortamda, arkadaşlarıyla, oynayarak büyümesini istiyorum. Mesela hayalimde bir köy var. Etrafta neşeli, tombik, hayat dolu köylü kadınları ve onların burnu sümüklü, yanakları kırmızı çocukları... Ve, bu çocuk kalabalığının arasında kızım ağaçlara tırmanıyor, dallardan at yapıyor, kızak kayıyor, bebekleriyle oynuyor vs vs

Elbette köye yerleşebilecek durumda değilim. Şehirde ve dört duvar arasında doğdum büyüdüm, okudum okuyorum, sevdiğim bir işim var ve hayalimdeki bu dünyada nasıl yaşanır ve çocuk olunur bilmiyorum. Ama elimden geldiğince hayalime yaklaşmaya çalışıyorum.

Sitede oturuyorum. Kızımı günde 1 ila 3 kez dışarı çıkarıyorum. Günün yarısı hatta fazlası sokakta geçiyor diyebilirim. Etrafta şen köylü kadınları yok ama keklerini pişirip, çaylarıyla çocuk parkına gelmiş ev hanımı anneler var. Belki kızımı özgürce tek başına oynaması için diğer çocukların arasına salamıyorum ama olabildiğince uzaktan ve karışmadan oynamasını seyretmeye çalışıyorum. Adım Hıdır, elimden gelen budur...

Gel gör ki etrafım aktiviteci annelerce sarılmış durumda; ki bu annelere kendi annem de dahil. Ben böyle aktivite çocuğuydum; yuvalar, yaz okulları, en iyi okullar, kurslar, spor salonları... Ne oldu kardeşim? Her haltı bilen, ukala dümbeleği, sosyal davranış bozukluğu gösteren, iyi eğitimli ama dengesiz bir tip oldum çıktım ortaya. Özgeçmişimi yazsam ayakta alkışlarsınız ama karşınıza geçsem "Amma da ukala, kendini beğenmiş" dersiniz. Ben kızımın benim gibi olmasını istemiyorum (Tam tersini söylemem gerekmez miydi?)

Ben kızımın iyi okullarda okumasını istemiyorum, iyi aile çocukları ile arkadaşlık etmesini istemiyorum, matematik dersinde başarılı olmasını da istemiyorum. Eğer içinde varsa bunların hepsini yapsın tabii ama istemiyorsa zorlamak istemiyorum. Ben kızım doya doya sevgiyi tatsın istiyorum. Gezsin, eğlensin, toprağa çıplak ayak bassın, yağmurda ıslansın, arkadaşı tarafından ısırılsın, oyun oynarken mızıkçılık yapsın istiyorum. Geçmişe dönüp baktığında net anıları olmasın ama hep bir mutluluk hissi dolsun içine ve çocukluğunu hatırladıkça yüzüne bir tebessüm yayılsın istiyorum.

Varsın iyi eğitimli olmasın ama mutlu olsun, doyumlu olsun, özgüvenli olsun istiyorum. Hem de etrafımdaki herkes eğitim delisi olacağımı varsaydığı halde ben böyle olsun istiyorum. Eğitimin matematik, kimya, osmanlı tarihinden ibaret olmadığını; daha da önemlisi, insan ilişkileri, farkındalık, özbilinç gelişiminin eğitimin temeli olması gerektiğini düşünüyorum.

Kızımı kendi ördüğüm kozada yetiştirmek istemiyorum. Benim gibi ülkesinin elit kesimi içinde büyümesini istemiyorum. Tüm galliz küfürleri duyabileceği, yaşadığı ülkedeki insanları tanıyabileceği alanlarda büyümesini istiyorum. Üstelik kimse de bu isteklerime inanmıyor, herkes gülüp geçiyor, bana "he, he" diyor iyi mi?

Hata mı yapıyorum bilmiyorum ama kızımın bu şekilde büyümesi için şu anda elimden geleni yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim.

14 Eylül 2010 Salı

Çocuk büyütmek sabır işi mi?

Cevap: Evet; ama sabır kavramınız anne olduktan sonra tamamen değişiyor.
Bir anne kendi günlüğünde öyle güzel ifade etmiş ki bu duyguyu; altına imzamı atmakla yetinmek istiyorum...
"Sabır senin içsel zamanınla senin dışında akan bir zaman arasında yaşanan uyumsuzluğu anlayışla karşılamayı öğrenmen demekmiş. 
Bebeğin kendi zamanında yerken onu beklemeyi, kendi hızında yürürken ona uymayı, kendi hızında çiş kaka yaparken ona eşlik etmeyi ve senin kendi zamanını ona dayatmamayı öğrenmen demekmiş. 
Yavaşlık aldığın yudumun hakkını vermek, hayattan daha çok tad almak, çocuğunun zamanını izlerken akıp giden günlerine başka bir bakışla bakmak demekmiş. 
Güzel bir şeymiş, keyifli bir şeymiş sabırla yavrunun büyüyüşünü izlemek."


2 Eylül 2010 Perşembe

Vajinal yapışıklık nedir? Nasıl tedavi edilir?




Bu tür konuları yazarken tıbbi yardımda bulunuyormuşum gibi anlaşılmasından çekiniyorum. Bu nedenle tekrar etmek isterim ki burada yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerime dayanmaktadır. Hiçbir tıbbi eğitimim yoktur. Bu nedenle yazdıklarımı sadece bir kişinin tecrübesi olarak okuyup, tıbbi öneriler olarak görmemenizi rica ederim.

Kızımda vajinal yapışıklık olduğunu aileden hiç kimse fark edemedi. Anladığım kadarıyla genetik bir husus. Doktorlar vajinal yapışıklığın neden oluştuğunu bilemeseler de etrafımda gördüğüm kadarıyla ailesinde vajinal yapışıklık olan kız bebeklerde böyle bir durum görülebiliyor. Benim ailemde yoktu, eşimin ailesinde olduğunu ise artık ailede hiç bebek kalmamış olduğundan kimsenin aklına gelip de bana söylememişti.

Kızımın bakımını eşim de ben de itinayla yapmamıza rağmen yapışıklığı fark etmemiştik. Çünkü nerenin, nasıl görünmesi gerektiğini bilememişiz. Şimdi bu yapışıklığı tarif etmeye çalışacağım ama hakikaten anlaşılması zor, ancak bilen bir göz farkı anlayabilir. Kız bebeklerde sıklıkla karşılaşılıyormuş; dolayısıyla rutin aylık kontrolü sırasında çocuk doktorunun vajinayı kontrol ederken bu yapışıklığı da fark etmesi gerekir.

Tarifi ise şöyle: Regl kanamasının olduğu, cinsel ilişkiye de girilen vajen girişinde zara benzer bir oluşum oluyor. Ama özellikle bu zar sonuna kadar vajen girişini kapadığında, yapışıklığı fark etmek zor oluyor. Orası yine bir delik gibi görünüyor ama derinliği olmuyor. Nasıl anlatsam, bir kuyu gibi düşünün, vajeni araladığınızda içi, işte böyle bir kuyu gibi derin görünmeli. Eğer derinlik görünmüyorsa yapışıklık var demektir.

Bize doktorumuz Ovestin krem verdi. Söz konusu yapışıklığın östrojen salgılaması olmamasından kaynaklandığı düşünülüyor bu nedenle östrojen hormonu içeren bir krem veriliyor. Ovestin krem, öğrendiğimiz kadarıyla piyasadan kaldırılmış ve henüz muadili de çıkmamış. Ama son kullanma tarihi henüz gelmemiş kremlerden piyasada bulmak mümkün. Bu nedenle kremi alırken son kullanma tarihine bakmanızı tavsiye ederim.

Krem östojen hormonu içerdiğinden fazlaca kullanılması tavsiye edilmiyor. 1 hafta kullanın, sonra 1 hafta ara verip tekrar 1 hafta kullanın diyorlar. Eğe bu 2 hafta sonunda açılmazsa bir çocuk cerrahı tarafından müdahale edilmesi gerektiği söylenmişti bize. Bu müdahale de yapışıklığın miktarına göre elle ya da neşterle olabilirmiş.

Ben tabii el kadar bebeğimin vajinasının neşterle kesilmesi fikrinden feci halde ürkmüştüm. Krem yapışıklığı açsın diye dua edip duruyordum. Bu arada internetten de konu hakkında bilgi edinmeye çalışıyordum. Fark ettim ki kremi sürerken hata yapıyormuşum. Bayağı böyle bastıra bastıra, masaj yapar gibi sürmem gerekiyormuş. Elimle masaj yapmaya başladım; yapışıklık hafifler gibi oldu ama yine de tam açılmıyordu. En son gün eşim eline bir kulak çubuğu aldı, ben kızımla oynarken o da kulak çubuğuna sürdüğü kremi masaj yapıp bastırarak sürmeye başladı. İkimiz de boncuk boncuk terledik gerginlikten ama sonunda açılıverdi...

Bu işlemler esnasında kızım en ufak bir rahatsızlık belirtisi göstermedi. Demek ki çocuk cerrahı "Çok basit bir işlem" derken haklıymış, boşuna gerilmişim. Ama yine de ev ortamında anne ile oynarken bacaklarını babaya açmak ayrı, hastahane ortamında tanımadığı bir doktora bacaklarını açmak ayrı. Eğer cerraha gitmek zorunda kalsaydık eminim kızım canı yanmadığı halde epey bir ağlayacak ve ben de canının yandığını düşünüp kendimi kahredecektim. Ama internetten okuduğum kadarıyla, aylardır tanıdığı ve sevdiği doktorlarının müdahale etmesini hiç ağlamadan kabul eden bebekler de varmış.

Şu anda yapışıklık zaman zaman tekrarlıyor. Hemen başında fark edip, bastırarak krem sürüp müdahale ediyoruz. Artık sadece bölgenin irrite olması ihtimaline karşılık bepanten krem ile masaj yapıyoruz. Şimdiye kadar hiç açılmadığı olmadı. Yaptığmız masaj biraz perine msajı gibi ama elbette daha yüzeysel, derine inmeden, sadece kulak çubuğunu hafif hafif bastırmak suretiyle oluyor. Perine masajına ilişkin bir görsel eklersem belki daha açıklayıcı olur:



Bir tanıdığımızın vajinal yapışıklığı olduğu 17 yaşında evlendiği zaman fark edilmiş. Ona da krem vermişler. İlk cinsel ilişkisi biraz ağrılı olmuş ama başkaca bir sorun yaşamamış. Onun kızında da aynı sorun yaşanmış, ama erken fark edildiğinden açılması daha kolay olmuş.

Bir de vajinal yapışıklığın muhakkak açılması gerektiğini, açılmaması halinde idrar yolları enfeksiyonuna neden olabileceğini söylüyorlar. Ancak benim internet üzerinen severek takip ettiğim çocuk hastalıkları uzmanı, uzman doktor Kadir Tuğcu 20 yıllık meslek hayatında vajinal yapışıklık nedeniyle hiçbir hastasına cerrahi müdahale yaptırmadığını ve buna rağmen idrar yolları enfeksiyonu ile hiç karşılaşmadığını söylüyor. Yine aynı doktor regl olana kadar yapışıklığın tekrar edebileceğini, arada kontrol ederek açmak gerektiğini, ama 12 yaş civarında regl olunduktan sonra yeterli östrojen salgılandığından yapışıklığın tekrarlamayacağını da söylüyor. Aynı doktor, vajinal yapışıklığın neden meydana geldiğinin bilinmediğini ama bir ihtimal pişik kremlerinin o bölgeye sürülmesi sonucu, bölgenin kendini korumak için kapanıyor olabileceğine tıp çevrelerinde değinildiğini de belirtiyor.
16. ayında, uzun bir süredir kızıma pişik kremi kullanmıyorum ve gerçekten de yapışıklık bir süredir tekrarlamıyor. Yani pişik kremi ile bağlantısı olabilir gerçekten de...

Sonuç olarak: Eğer kızınızda vajinal yapışıklık olduğundan şüpheleniyorsanız gecikmeden doktorunuza danışın. Vajinal yapışıklık varsa krem ile bastırarak masaj yapıp bizzat açmayı muhakkak deneyin. Ama açılmaz da cerrahi müdahaleye gerek duyulursa, bebeğiniz ağladığında kendinizi benim söylediklerimle rahatlatmayı deneyebilirsiniz: Biz kızımızdaki yapışıklığı kendimiz açtık ve o esnada bebek oyuncaklarıyla oynuyor ve en ufak bir trahatsızlık belirtisi vermiyordu. Yani bebeğiniz canı yandığından değil, korktuğundan veya ortamdan rahatsız olduğundan ağlıyordur. Yüreğinizi ferah tutmaya çalışın...