6 Eylül 2012 Perşembe

Eş Seçerken Neye Dikkat Edilmeli? Çocuklarıma Öğütler-II

Bu blog, benden kızıma bir hatıra olarak kalacaksa, yolun yarısına gelmek üzere olduğum şu yaşımda, bir iki tavsiye verebilirim diye düşündüm.

Kızıma ilk tavsiyem eşini ve işini deli gibi sevmesidir.

İş seçmek kolay ama eş nasıl seçilir?

Yukarıdaki cümlenin çevirisini şöyle yapmaya çalışayım: 

Öyle biri ile evlen ki tıpatıp ona benzeyen bir çocuğun olduğunda gurur duyabilesin.

4 Eylül 2012 Salı

Verimli Bir Ömrün Sırrı Nedir? Çocuklarıma Öğütler-I



Bu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da eşini ve işini seven kişinin verimli bir ömür sürebileceğidir. Huzurun ve mutluluğun sırrı bence burada:

Aşık olarak evlen ve aşık olduğun işi yap.

31 Ağustos 2012 Cuma

Çocuk, Otel Odasında Yalnız Bırakılabilir Mi?


Yukarıdaki resimde ana ekranını gördüğünüz program ile ben bebeğimi pek çok kez uyurken bırakıp çıktım ve hiçbir sorun yaşamadım. Kendi tecrübeme dayanarak tavsiye ederim.

Tatil köylerine gittiğimizde yabancı anneleri görür, özenirdim. Sabahları yanlarında çocukları ile gördüğüm kadınlar, akşamları süslenmiş püslenmiş ellerinde bir bebek telsizi ile tatil köyünde dolaşıyor olurlardı. O kadar uzun mesafe çeken bebek telsizi var mı gerçekten bilmiyorum. Ama eşim ayfon (I-phone) aldıktan ve bu programı keşfettikten sonra, ben de onlar gibi bebeğimi odada bırakıp otelin diskosunda dans edip, eşimle baş başa yemek yiyip, kumsalda yıldızları seyretmenin keyfine varmıştım.

Programın adı: Baby Monitor & Alarm 2.0

İlk önce evde denedik, işe yaradığına kanaat getirince de kızım 21 aylıkken gittiğimiz tatilimizde kullandık: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/06/yuruyebilen-bebekle-yaz-tatili-rahat.html

O yazımdan sonra Meraklı Cüce'nin Annesi de bu programı kullandı, memnun kaldı ve tatil dönüşü, programın nasıl kullanılacağına dair ayrıntılı bir yazı yazdı: http://www.teknolojikanne.com/cebinizdeki-bebek-bakicisi/

Biz aslında hala kullanıyoruz. Mesela arkadaşımızın dubleks evinin üst katında kızım öğlen uykusu uyurken, biz de bahçede mangal yapıyorken, telefonu kızın başına koymak en rahatlatıcı yöntem oluyor. Önceleri yanımda bebek telsizi taşımak ve priz bulmak zorunda kalırdım. Bebeğinizi uzun süre yalnız bırakmak istemiyorsanız bile bu programı normal bebek telsizi gibi de kullanabilirsiniz. Mesela bebeğiniz evde uyurken ekmek almaya veya üst komşuya gidebilirsiniz. Kısacası, ayfonun bu programı ile hareket alanı kazanmış oluyorsunuz.

Özetle, bu programı pek çok defa kullandım ve hiçbir sorun yaşamadım. Programın sorunsuz çalıştığına kefilim :)

Programın çalışma prensibini kısaca açıklamak gerekirse:

Önce bebeğinizi uyutuyorsunuz. Sonra ayfonunuzu sessiz moduna getirip, bu programı etkinleştiriyor ve size sunduğu süre içerisinde odadan ayrılıyorsunuz. Bebek uyandığında, ya hareket ederek ya da konuşarak ses çıkaracaktır. Program sesi algıladığı anda hafızasına kaydetmiş olduğunuz diğer bir telefonu arıyor (bu telefon, herhangi bir telefon olabilir). Siz hem bebeğinizin ne yaptığını duyabiliyorsunuz, hem de gerekirse bebeğinizle konuşarak sakinleştirebiliyorsunuz. Hatta eğer aradığı telefon da bir ayfon ise görüntülü iletişim de kurulabiliyormuş. Onu denemedim, nasıl çalıştığını bilemiyorum. Ama sonuç olarak normal bebek telsizinin sınırının dışında, gönlünüzün istediği kadar uzağa gidebilirsiniz. Telefonunuz çektiği sürece bebeğinize ulaşabileceksiniz demektir.



Ayrıca ayfon size bebeğin kaç dakika sessiz uyuduğunu, kaç saniye ses çıkardığını da kaydediyor:




Biz kullanmadık ama küçük bebekler için anne kendi sesini de kaydedebiliyor. Kendi sesi ile ninni ya da masal kaydedebiliyor ve kendisi yanına gitmeden bebeğe bu ninniyi dinletebiliyor:


Kısaca şu özellikleri kullanabiliyorsunuz:


26 Ağustos 2012 Pazar

Giysiler Bavula Nasıl Yerleştirilir?



Sık seyahat ederim ve her seferinde bavulumun içine en fazla sayıda giysiyi, en az kırışacak şekilde yerleştirmeye çalışırım :) 

Bunun için herkesin bildiği gibi tüm kıyafetlerimi tek tek kıvararak, rulo yapmak suretiyle bavuluma yerleştirirdim ama bir gün youtube'da dolaşırken farklı bir bavul hazırlama yöntemi gördüm ve en son yolculuğumuzda bu yöntemi denedim. Kesinlikle çok başarılı...

Yukarıdaki bavulda bir haftalık Moskova seyahati için hazıladığım kıyafetlerin tuttuğu alan görülüyor. Ağustos ayında Moskova'da hava 22 derece ve yağmurlu görünüyordu. Bu nedenle hem kısa kollu, hem uzun kollu giyecekler, hem kısa hem de uzun pantolonlar ile yazlık hırka ve yağmurluk da aldım yanıma. Tüm bu saydığım giysiler, yukarıdaki giysi topunu oluşturdu. Giysilerin içinde durduğu bavulun boyutu ise kabin boyu, yani bu bavulu istesem yanımda kabine alabilirdim.

İşte giysi topum yandan bu şekilde görünüyordu.

Kızımın giysilerini de aynı şekilde paketledim. İkimizin giysileri tek bir kabin boy bagaja sığdı. Ayrıca 24 saati bu şekilde geçiren giysilerimizde tek bir kırışık bile yoktu. İşte bunlar da kızımın giysi topunun resimleri:


Üstten görünüş

Yandan görünüş

Dönerken, giysilerimiz nasıl olsa kirli, uğraşmaya değmez diye düşünerek eski yöntemle hazırladığım bavul ağzına kadar tıka basa doldu, zor kapandı. Oysa en baştaki resimde de görüldüğü gibi bu şekilde toplayınca bavulda bir hayli yer artmıştı:


Giysileri bu şekilde katlamanın tek dezavantajı: Giysi topunun arasından herhangi bir giysiyi alabilmeniz imkansız. Bunun için tüm topu bozmanız gerekiyor. Ama bizim gibi evden çıkıp doğrudan otele gidecekseniz ve benim gibi yanınızda sürekli yedek kıyafet bulundurma alışkanlığınız varsa, bu şekilde giysi katlayarak bavul yapma yöntemini denemenizi tavsiye ederim:

 


Güncelleme: Yazımdan sonra bu yöntemini uygulayan bir annenin kullanmama izin verdiği bavul resmini de ekliyorum, kendisine tekrar teşekkür ederek:

Bavulun içinde 1 yaşındaki bebeğinin 15, eşinin ve kendisinin ise 5'er takım kıyafeti varmış. Ve ayrıca etrafta da ıvır zıvır için yer kalmış.

"Valize nasıl sığacağız derken şimdi boş yer bile kaldı." dedi kendisi :)

6 Ağustos 2012 Pazartesi

3 Yaşında Çocukla Kanyon Yürüyüşü Yapılabilir Mi? Saklıkent Kanyonu-Fethiye

Kontes, babasının sırtında kanyona giriş yapıyor.


Eğer bebeğinizi sırtınızda taşıyacak ekipmanınız varsa, gücünüz kuvvetiniz de yerindeyse, neden olmasın? :) Eylül-Ekim ayları, suların çekildiği aylar olduğundan, o aylarda çocukla gezmek çok daha rahat oluyormuş ama biz Temmuz ayında oradaydık. Yine de sorun yaşamadık.

Kızım 34 aylık. Sırtımızda taşımak için ErgoBaby sling kullanıyoruz (Şu yazımda anlatmıştım: Tık Tık)

Sular babamızın kalçasına kadar geliyor ama Kontes'e ulaşamıyor :)

Saklıkent Kanyonu henüz 1980'li yıllarda keşfedilmiş. Fethiye ilçesi sınırları içerisinde kalıyor ama ilçe merkezine 40-50 km uzaklıkta, Kayadibi Köyü'nün yakınlarında bulunuyor. Toros dağlarının Fethiye bölgesinde Akdağlar diye bilinen ve 200 bin yıl önce meydana gelen bir çökmeden oluşmuş. Eşine az rastlanır bu doğa harikası, aynı zamanda bir milli park.

Girişteki akıntılı bölgede, yamaca inşa edilmiş tahta bir yoldan geçmek gerekiyor.

Su buz gibi ve akıntı da şiddetli, mevsimden mevsime şiddeti değişiyor elbette. Eğer şiddetli bir akıntıda yürüyorsanız ayağınızı yerden kaldırmadan, sürükleyerek ilerlerseniz suya karşı dengenizi korumanız daha kolay olur. Bu da benden bir ipucu olsun :)

Tahta girişten sonra debisi yüksek bir kaynağı geçmek gerekiyor. En zorlu akıntı da bu bölgede zaten.




 Ayrıca kanyon boyunca zaman zaman şelaleler oluşuyor. Altlarına girmek de ayrı bir zevk :).


Şelale olur da Kontes girmeden olur mu? :)

Şelaleden geçip, geride kalanlara el sallıyoruz :)

Çok etkileyici bir görüntüye sahip olan Kanyon, 17 km uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun kanyonuymuş ve sonuna kadar gidildiğinde Kaputaş Plajı yakınlarına çıkmak mümkünmüş. Ama vadi içinde yürüyerek gidilebilecek mesafe sadece 3 km (geri dönüşünü de hesaplamayı unutmayın).

O kadar yolu sırtımızda taşıyacak değildik, değil mi ama? :)
Çağlayandan da geçen Kontes'te özgüven tavan yapıyor. Geri dönüş yolunun çoğunu kendisi yürüyerek geçiyor. Kendisini alkışlayanlara da özel "gösteri selamı"nı veriyor, reverans yapıyor :)

Kayaların yükseklikleri yer yer 600 metreye çıkabiliyormuş.





Giriş ücretli, Müze Kart geçmiyor; otoparkı ücretsiz. Eğer ilerilere doğru gitmeye niyetliyseniz belinize kadar suyun içine gireceğinizi ve çağlayanların altından geçeceğinizi hesap ederek, yanınıza para pul almayın ve fotoğraf makineleri için de arkadaşlarınızla yardımlaşmanız gerekeceğini unutmayın, kalabalık gitmeye çalışın ya da diğer insanlarla yardımlaşmakta çekingen davranmayın. Ayrıca kaygan olmayan bir ayakkabı ile mayo giymenizi ve yanınıza da yedek kıyafet ile havlu almanızı da tavsiye ederim.

Kayaların kayganlığı belli oluyor sanırım...


Yer yer kayalar gökyüzünü görmenizi engelleyecek şekilde darlaşıyor.

Biz yapmadık ama Eşen Çayı üzerinde, küçük çocukla bile yapabileceğiniz sakinlikte rafting yapabilirsiniz. Ayrıca cip safariye katılıp, Karaçay ile Eşen Çayı'nın birleştiği noktada çamur banyosu da yapmanız mümkün.

Kanyon girişinde, nehir üzerinde kurulmuş olan restoranlarda oturup o güzelliği doya doya seyretmenizi de tavsiye ederim. Yakınlardaki alabalık çiftliğinden gelen alabalıkları da deneyebilirsiniz. Ayrıca tesislerde yüzme havuzu da var.


Vadi boyunca içinde yürüdüğümüz su sanırım 13 derece civarındaydı. Kaynaklara yakın noktalardaki sular ise çok daha soğuk, ayağınızı 2 saniye içinde tutamıyorsunuz, o derece :) İşte Kontes'in ayağını suya sokma girişiminin sonucu :)


Çocuklara yönelik gün boyu çizgi film yayını yapan "nickjr." isimli bir televizyon kanalı var. Oradaki çizgi filmleri sevdiğimden zorda kalınca kızım oyalansın diye açıyorum. Orada çocuklara matematik öğretmeye çalışan bir Umi Zumi Takımı var. Her bölümde ayrı bir "macera" yaşıyorlar. Kızım da macera, macera deyip duruyor. Saklıkent'i gezdikten sonra hele şelalenin altından geçtikten sonra (kızım sesten korktuğu için biraz ağladı ama sonra kendisiyle çok gurur duydu), "İşte annem, macera bu; yemişim Umi Zumi Takımı'nı" dedim :)) Kızım da "Macera yaşadım" diye sevindi durdu. Bence insan kendi sınırlarını zorlamadan kendine ve dünyaya güven duyamıyor. Bu tip etkinliler çocuklardaki dünyaya, ailesine ve kendine güven duygusunu besliyor. 1 saatlik bir "macera" sonucunda bile çıplak gözle görülebilir bir etki bence bu :)

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Bebek Cildindeki Kızarıklık, Kuruluk, Egzama (Atopik veya Seboreik Dermatit) Nasıl Tedavi Edilir?


Yukarıdaki resimde kızım ikinci ayında ve yüzü tümüyle kızarıklık ve minik sivilcelerle kaplı. Resimde net görünmüyor olabilir ama kızarıklıklar burnu ve gözleri haricinde tüm yüzünde ve saçlı bölgede dahi var.

Bu tür egzamalar şöyle açıklanıyor: Egzama olgularının yüz­de 8′i derideki yağ bezlerinin aşırı yağ salgılamasına bağlıdır (seboreik derma­tit) ve daha çok yeni doğanda kabuklan­ma biçiminde görülür. Kalan yüzde 6’sını da terleme bozukluğuna (dishidroz) bağlı egzamalar oluşturur. Kızımın bu hali de muhtemelen eşin dostun bol tükürüklü öpücükleri, anne sütünün yağlı yapısı, emerken memeye yapışan bebeğin yüzünün terlemesi gibi nedenlerden meydana gelmişti.

Kızımın bu hali geçtikten sonra bir süre egzama etkisi görülmedi. 1 yaşına doğru ise kol ve bacaklarında egzama başladı. Demir 1 TL büyüklüğünde kuruluklar oluyordu. Önce gözle belli olmuyor, sadece elle hissedilebilir oluyordu ve ufak bir büyüklükle başlayıp çapını genişletiyordu. Yüzeyi pütür pütür ve sert oluyordu.

Akla gelen ilk soru: Neden oluyor? Bu soruya doktorlar da kesin bir cevap veremiyorlar. (Bilgi için bkz. http://www.saglik.im/egzama/)

Eg­zamaların yüzde 70′i yabancı maddeler­le temasa bağlıdır (temas dermatiti); yüzde 16’sı ise atopik dermatit adıyla anılan alerjik deri hastalığıdır.

Sadece temastan kaynaklanan egzamanın kesin nedeni biliniyor. Bu tür egzama bebeğin sürekli etkisinde kaldığı alerji yapıcı maddelerden kaynaklanıyor: Bebeğin suratına sürtünen yumuşak pamuk dışındaki kumaşlar (polar, yünlüler, tüylü pelüş, sentetik kumaşlar özellikle giysilerdeki etiketler, sert kumaşlar), metal alerjisi (giysilerdeki çıtçıtlar), popo silmekte kullanılan ıslak mendillerdeki kimyasallar (yüze vuruyormuş) ya da gıda alerjisi (özellikle süt ve süt ürünleri, yumurta beyazı, domates, pirinç, ceviz, dana eti, balık, tahin, susam, narenciye ve kırmızı meyveler) ve bence en önemlisi kullandığımız deterjanlar neden olabilir.

Atopik (yani olağan dışı) egzamada ise bebeğin derisi her uyarana karşı duyarlı olabiliyor. Atopik dermatite yatkınlık yalnızca yapısal açıdan egzamaya eğilimli ol­maktan değil astım ve alerjik nezle (ör­neğin saman nezlesi) hastası olmaktan da kaynaklanabilir. Kişiye özgü yapısal etken bazen bu üç hastalığın aynı anda ya da art arda ortaya çıkmasına neden olur. Has­taların yüzde 16-50’sinde astım, yüzde 10-20’sinde saman nezlesi gelişir. Doktorlar alerjik bünyeli bebeklerde sıklıkla egzamaya rastlandığını söyleyip, ailede alerji veya astım hastası olan olup olmadığını soruyorlar. Benim eşimde ve kayınpederimde de seboreik dermatit olduğundan, kızımda olmasını hiç garipsememiştim.

Deride ilk belirtiler doğumu izleyen altı hafta içinde ortaya çıkar (bkz. yukarıdaki resim). Bunlar da­ha çok bebeğin yüz ve yanaklarındadır. Kırmızı ve hafif kabarık lekelerin yüze­yinde küçük kesecikler, çok ince yarık­lar vardır; bunların parçalanmasıyla be­yaz bir sıvı akar; ardından da beyaz-sarı bir kabuk oluşur. Hastalığın saçlı deriye yayılmasının tipik belirtisi saçların birleşmesidir. Önceleri yalnız yüzde görülen atopik dermatit, zamanla gövde, kol ve ba­caklara, sonunda da bütün vücuda yayı­lır. Hastalık özellikle kilosu ve gelişmesi ortalama­nın üstünde olan bebeklerde görülür. Atopik dermatitte iki aşamalı bir gelişme göz­lenir. İlk aşama bebek bir yaşını ta­mamlamadan önce başlar ve iki yaşına doğru kendiliğinden geçer. İkinci aşa­ma ise hemen her zaman okul çağında ya da ergenliğe doğru ortaya çıkar. Kısa ya da uzun bir iyilik dönemin­den, genellikle yıllar süren bir sessizlik­ten sonra atopik dermatit, özellikleri de­ğişmiş olarak vücudun her iki yanında büyük eklem çevresinde ortaya çıkar (kızımdaki gelişim de aynen böyle oldu). Dizlerin arkası, dirsek kıvrımları ve yüzde özellikle dudak çevresi en sık yerleştiği bölgelerdir. Te­davi süreklilik ve dikkat gerektirir. Hastalığın yeniden alevlenme belirtileri ortaya çıktığında hemen tedavi önlem­leri alınmalıdır. Çocuk hastaların teda­visinde anne babanın dikkati, lezyonların yayılmasını önlemek açısından çok önemlidir. Yani kısaca egzaması olan bir bebeğiniz varsa egzama konusunda her zaman tetikte olmanız gerekiyor. Arada sırada parmak uçlarınızı bebeğinizin derisi üstünde dolaştırıp kuruluk var mı diye kontrol etmek en kolay yöntem.

Bebeklerinde egzama ile karşılaşan aileler çocukları doktor doktor dolaştırıp bir çare arıyorlar. Ama aslında korkulacak bir durum değil. Eğer alerjik egzama değilse, çoğunlukla 2 yaşına kadar azalarak geçiyor. Benim kızımınki ise 2,5 yaşından sonra tamamen geçti. Bazı insanlarda, hormonal dönemde yağ bezeleri aktif olarak çalışmaya başlayıp da cilt yağlanınca geçermiş. Bizim babamızda da aynı sorun olduğundan ben geçmeyecekmiş gibi hazırlamıştım kendimi, aşağıda saydığım tüm önlemlerle kızarmadan, kuruluk aşamasında yok etmeyi başarabiliyordum ve benden başka kimse kızımın egzaması olduğunu anlayamıyordu. Zaman içerisinde tamamen yok oldu. Sadece en son geçen birkaç tanesinin yerinde beyaz lekeleri kaldı. Zaman içinde onların da yok olacaklarını ümit ediyorum.

Alerji ise 1 yaş altındaki çocukların bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmediğinden tespit edilemiyor. Yani 1 yaş altındaki çocuğunuza alerji testi yaptırırsanız bilin ki testin negatif çıkması, alerji olmadığını göstermeyebilir. Bu nedenle boşuna çocuğu doktor doktor dolaştırıp, kan testleri yaptırıp yıpratmayın. Çocuk cildi konusunda uzman bir tek dermatoloğun görmesi yeterli oluyor. Biz Prof. Dr. Orhan Baransü'ye gitmiştik. Tavsiyelerini uyguladık ve ilaçsız sorunumuzu çözdük. Bir şekilde okursa, buradan kendisine teşekkür etmek istiyorum. Kızımın artık "bebek gibi" bir cildi var, sayesinde :)

Şimdi bizim uyguladığımız yöntemleri anlatacağım ama öncelikle tekrar söylemek isterim ki bizim uyguladığımız yöntemler kızımın cilt tipine ve egzama tipine uygun olarak doktorun önerdiği yöntemlerdir. Dolayısıyla her cilt tipi ve her tür egzama için işe yarayacağı garantisini veremiyorum ama en azından doğal yöntemler, zararı olmayacağı da kesin.


Egzamanın tedavi yöntemini anlayabilmek için egzamanın ne zamanlar ortaya çıktığını bilmek gerekiyor. Doktora başvurduğunuzda genellikle şu soruları soruyor size:

- Eviniz kaç derece?
Egzama kuruluğu sevmez, yani cilt nemli tutulmalıdır. Ev sıcaklığının kesinlikle 23 derecenin üzerinde olmaması gerekiyor; ideal olarak 22 derece civarı olmalı. Ev sıcak olunca evi ne kadar nemlendirmeye çalışsanız da çocuğun cildi kurur. Kaloriferler nedeniyle de ortam havası kurur ve bu da egzamayı arttırır. Sürekli kaloriferlerin çalıştığı bir ortamda yaşıyorsanız kış aylarında bebeğin odasında nem cihazı çalıştırmayı deneyebilirsiniz.

- Ne sıklıkla banyo yaptırıyorsunuz?
Her gün sıcak su ile banyo yaptırmak cildi kurutur. Ya daha az sıklıkla banyo yaptırın (mesela gün aşırı) ya da ılık su ile banyo yaptırın. Ayrıca banyo sırasında kullandığınız saç ve vücut şampuanları, kese ve lif de cildi kurutuyor. Ben 3 senedir hemen her gün duş aldırdığım halde, haftada sadece 1 kere (gerekliyse nadiren 2 defa) köpüklü banyo yaptırıyorum. Geriye kalan banyolarında sadece ılık su kullanıyorum. Ilık suyun içine de ya mısır nişastası ya da doğal yağlardan koyuyorum. Banyo suyuna damlatılan birkaç damla doğal yağ cildi nemlendirmek için birebir. Kese vs de kullanmıyorum. Kızımın vücudunu elimle ovalıyorum. İçinde ne olduğunu bilmediğiniz şampuanlar yerine de saf zeytinyağı ya da sabun cevizi sabununu tavsiye ederim. Atopik dermatit tedavisi için kükürtlü kremler tavsiye ediliyor doktorlar tarafından. Denemedim ama kükürtlü sabunlar da işe yarayabilir belki.

- Bebeğin cildini nasıl nemlendiriyorsunuz? 
Cilt kuruluğuna ve egzamaya karşı esas olan cildi nemli tutmak ve bunun için de düzenli bakım gerekiyor. Cildi nemli tutmanın en bilinen yolu ıslak cildin üzerine yoğun bir krem ya da yağ sürerek nemi cildin içine hapsetmektir. Her gün duş aldırılan bebeğin cildine nemlendirici bir krem sürülebilir. Belirli markaları çok övüyorlar. Ben ise bildik markalar yerine değişik markaların organik kremlerini kullandım. Zira bence önemli olan kremin markası değil, nasıl kullanıldığı. Nemli cilde düzenli olarak her gün uygulanırsa her krem ya da yağ işe yarar bence. "Atopik ciltler ya da hassas ciltler için nemlendirici arıyorum" dediğinizde her markanın tonlarca ürünü olduğunu göreceksiniz. Bence basit bir vazelin bile amaca hizmet etmek açısından yeterli gelecektir. Ayrıca unutmamak gerekiyor ki, bebeğin cildine çok fazla krem sürmek de cilt bariyerinin oluşumunu geciktirebiliyormuş. Günde 2 kez krem sürmek yeterli. Kızımın egzamasının olduğu dönemlerde sabah uyanır uyanmaz ve akşam duş aldıktan sonra nemlendirici krem sürüyordum. Önemli olan bu uygulamayı DÜZENLİ yapmak, aksatmamak. Bir de krem tek başına yeterli değil, kremi sürmeden önce bebeğin cildini suyla hafif nemlendirmek ve kremi öyle sürmek daha çok işe yarıyor. Banyodan sonra doğal yağlarla (badem yağı, kantaron yağı, avokado yağı, susam yağı vs) yağlamak da suyu yani nemi deriye hapsediyor. Ama benim tavsiyem asla bebe yağı kullanmamanız. İçlerinde ne var bilmiyorum ama hamileyken bebe yağını ben kendimde kullandığımda cildimi daha da kuruttuğu hissine kapılmıştım. O nedenle kızıma kullanmadım. Doğal yağlardan kullanmak istemiyorsanız medikal yağlardan da kullanabilirsiniz.
Eğer yağ yerine krem kullanmak istiyorsanız vazelin benzeri yoğun etki yapan ve sıklıkla tavsiye edilen bir krem daha var: Oalitim Gel. Ama unutmayın ki bu krem de aslında sıvı parafin, yani bir petrol türevi. Dolayısıyla ben bu kremi kullanılması taraftarı da değilim. Ama kortizondan daha zararsız olduğunu düşünüyorum.


Ben tavsiye üzerine şu kremi kullandım ve çok faydasını gördüm:


İnatçı olan egzamalara Melvita marka organik pişik kremi sürüyordum. Denemiş bir annenin tavsiyesi üzerine almıştım, ben de memnun kaldım. Bana "4. kere sürdükten sonra kesin geçiyor" demişti, ben de aynısını söyleyebilirim. Düzenli olarak arka arkaya her gece sürünce 4. gecede geçiriyor. İçinde kalendula, pamuk ve zeytin yağları var. Vücut tarafından zor emiliyor, sürünce deride beyaz bir tabaka halinde kalıyor. O nedenle akşamları yatırmadan sürüyordum.


- Kortizon kullandıktan sonra ne kadar süre içinde kuruluğun tekrar ortaya çıktığı da önemli bir gösterge.
Eğer 2 yaş altı her tür kuruluk ya da egzamada panik halinde doktora koşarsanız, doktorunuz da sizi rahatlatmak için kortizonlu kremlerden verecektir. Kortizonlu kremler egzamayı geçirmiyor ama baskılıyor. Yani kremi kullandığınız sürece egzama ortaya çıkmıyor ama kremi kullanmayı kesince tekrar beliriyor. Dolayısıyla aslında bir tedavi yöntemi değil, sadece ailenin içini rahatlatmaya yönelik. Aynı şekilde deniz suyu ve güneş de egzamayı baskılıyor. Yaz bitip, kış başlayınca egzama tekrar ortaya çıkıyor. Kortizonlu kremleri kısa süreli kullanmanın doğrudan bir zararı yokmuş. Ancak uzun süreli ve yoğun kullanımlarda yan etkileri ortaya çıkıyormuş. Ben yine de minicik bir bebeğin cildine kortizonlu krem sürülmesi taraftarı değilim. Kortizonlu kremi sürmeyi kestikten sonra kuruluğun ortaya çıkma süresi yukarıdaki önlemleri almanıza rağmen uzamıyorsa kortizonlu krem sürmenin de bir anlamı kalmıyor. Kortizonlu kremlerden vazgeçince daha uzun süreli düzelme elde ettiklerini söyleyenleri de gördüm ayrıca.

- Bebeğin çamaşırlarını neyle yıkıyorsunuz?
Hani biz çocukların çamaşırlarını sabun tozu ile yıkıyoruz ya genellikle? Prof. Dr. Orhan Baransü, alerjik ciltleri olan çocukların çamaşırlarının sabun tozu ile yıkanmasını istemiyor. Sabun tozu iyi durulanmaz ve kumaşta yapışık kalırmış, bu da cildi iyice kuruturmuş. Normal deterjanla yıkamamızı önermişti. Yumuşatıcı ise külliyen yasak. Zira yumuşatıcılar kumaş ipliklerinin etrafına yapışarak bir tabaka oluşturmak suretiyle kumaşta yumuşaklık hissi yaratıyorlar (Yumuşatıcılar hakkında kısa bir bilgi için bkz: http://sabunagaci.wordpress.com/2012/06/13/sss-sabun-cevizine-ekstra-durulamaya-gerek-var-mi-2/). Dolayısıyla yumuşatıcı kullanmak bebeğin giydiği kıyafetlerdeki bu tabakanın, bebeğin cildini tahriş etmesine yol açıyor. Ben toz sabun kullanmayı kesmekten daha da iyi bir şey yaptım ve sabun cevizi kullanmaya başladım. Sabun cevizi kullandığımızdan beri eşimde de kızımda da egzama olmuyor. Sabun cevizim bitip de başka bir deterjan kullanırsam eşimdeki egzama hemen tekrar çıkıveriyor. Dolayısıyla bizim evde tüm kıyafetler sabun cevizi ile yıkanıyor. Yukarıda linkini verdiğim sitedeki kimyager anne de alerjik bünyeli oğlu için tüm ev, çamaşır ve vücut temizliği için sabun cevizi kullanıyor ve o da bizim gibi faydasını gördüğü için satışını da yapıyor: http://www.sabunagaci.com/p/about-us.html

Ve en son olarak kızımda en çok işe yarayan ve Prof. Dr. Orhan Baransü'nün tavsiyesi olan tüyoyu veriyorum: Mısır nişastası banyosu. Papatya suyu ve kaya tuzu (ya da karbonat) ile yapılan banyonun da işe yaradığı söyleniyor ama ben kendi denediğim yöntemi anlatayım:
Yukarıda da yazdığım gibi haftada sadece 1 kere köpüklü banyo yaptırmama rağmen her gün kızımı ılık suya sokuyorum. Bebek küvetini doldurup kızımı da içine oturtuyorum. Orhan Bey, bebek küveti için 30 gr, normal küvet için 100 gr mısır nişastasının yeteceğini söylemişti. Ama benim kızım nişastanın eriyişini izlemeyi çok sevdiğinden (böylece banyo saatlerinde deney de yapmış oluyoruz) bazen bir paketi bile boşaltabiliyor. Sıkılana kadar nişastalı ılık suda oynadıktan sonra durulamadan çıkarıyorum. Yüzündeki kuruluklara da nişastayı suda ezip sürüyorum. Çok küçük bebekler için serum fizyolojik de kullanılabilir. Hatta ben çok severim, doğal gül suyu da başka bir alternatif olabilir.

Ama sonuç olarak belirtmek isterim ki bu doğal bir yöntem olduğundan ilk kullanımlarda, ilaç gibi aniden sonuç veren bir etki beklememek gerekiyor.

Hamileliğin sonlarına doğru safra asitlerinin yükselmesinden dolayı oluşan kaşıntılar için de yine aynı yöntemi deneyebilirsiniz. Kendisinde deneyince faydasını daha rahat anlıyor insan. 

Son olarak hatırlatmak isterim ki egzama şak diye geçen bir rahatsızlık değil. İlk coştuğu zaman doktor tavsiyesi ile kullanacağınız  ilaçlı kremlerle biraz sakinleştirip, sonra her gün ama her gün devamlı ve düzenli bakım gerektiriyor.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Alıştırma Külodu Kullanılmalı Mı?


Bu sorunun cevabı, alıştırma külodunu hangi amaçla kullanmak istediğinize göre değişiklik gösterir.

Eğer bebeğinize tuvalet eğitimi veriyorsanız ve etrafı sulamasın diye alıştırma külodu kullanmayı planlıyorsanız, tavsiye edilmiyor. Zira bu canavalar, çişleri paçalarından aşağı akmadığı ve bir çiş göleti ortasında kalakalmadıkları sürece çişlerini tuvalete yapmaları gerektiğine ikna olamıyorlar. 

Ben kızımı 9. ayından beri tuvalete oturtuyorum ve kızım 12. ayından sonra kakasını asla altına yapmadı (bkz. http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2010/12/tuvalet-egitimi-ne-zaman-verilmeli.html). Buna rağmen 21. ayında başladığımız idrar tutma eğitiminin tamamlanması 2-3 ay sürdü.

Bu süreçte elbette ev gezmelerine gidiliyor ve her gün parka çıkılıyor. Başkasının evinde bebeğinizin koltukları ve halıları ıslatması zaten utanç verici olabiliyor. Hele bir de parkta kaydırağın tepesinde filan işemeye kalkarsa, iş iyice eğlenceli bir hale geliyor :) Bezlemeye kalksanız, bir bezli bir bezsiz olunca tuvalet eğitimi uzuyor.

Bu tür zor durumda kalmaların önüne geçebilmek için tek çare: Alıştırma külotları. Giysiler gene ıslanıyor ama en azından koltuklar ya da halılar veya kaydırak ıslanmadan olaya müdahale edebilme şansınız oluyor.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz BabyNeo marka organik ve kalın kumaştan yapılmış alıştırma külodu. Ben çok sevdim bunları ama ne yazık ki kızım sevmedi. Zira çişi kaçırmaması için bacak ve bel lastiklerini oldukça sıkı yapmışlar. Bizim Kontes ise sıkıntıya asla gelemiyor. Ayrıca çişi iyice emsin diye kalın yapmışlar. İnce, hazır bezlere alışan Kontes, o kalınlık hissinden de hoşlanmadı.


Biz de bu yukarıda gördüğünüz, her bebek mağazında bulunan alıştırma külotlarından aldık. İçi pamuklu, dışı plastik, yapısı ince. Çantada filan da az yer kaplıyor.

Geceleri ise külot giymeye alışmış Kontes hanım bez bağlatmak istemiyordu. Biz de Huggies DryNights kullandık.


Yurtdışında gece alıştırma külotlarının kumaş modelleri de var ama ben "Gece eğitimi kısa sürer" diye düşünerek sipariş etmemiştim. Pişmanım, Kontes'in gece bezini tamamen çıkarması 1 sene sürdü:



Özet olarak, evde değil ama ev dışına çıkarken bebeğinizi bezlemek zorunda kalmak istemiyorsanız, alıştırma külodu almanız sinirsel sağlığınıza katkı sağlayacaktır :)