31 Mart 2010 Çarşamba

Anne sütü nasıl arttırılır?

Güzel Ceren'in güzel annesi Ayşe getirdi aklıma, kendi tecrübelerimi paylaşayım istedim.
Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum: 6 ay bitene kadar kızıma anne sütünden başka hiçbir şey vermemiş bir anneyim. Kızım şu an 28 aylık ve halen emiyor.
  • İlk söylemem gereken şu: Hemen hemen her anne sütünün az olduğunu, gelmediğini ve bebeğini doyuramadığını düşünür :) Bence kesinlikle YANLIŞ bir düşünce. Fizyolojik bir bozukluk yoksa, her anne bebeğini doyurabilir. Öncelikle bu düşünceyi kafamızdan atarak işe başlıyoruz. Vre bismillah :)
Yeni doğum yapmış anne açısından olaya bakarsak:
  • Doğurur doğurmaz hemen sütümüz şakır şukur akmaz. Bu da gayet normal. Zira bebek içeriden zaten tok karnına çıkıyor, ayrıca midesi çok küçük ve de bağırsakları henüz yeni işlevlerini yerine getirmeye başlıyorlar. Bebeği süte boğmak anlamsız olur ve bebeğin bünyesini de zorlar.
  • Ayrıca ilk günlerde gelen kolostrum (ağız sütü) denen süt o kadar besleyici ki, 1 çay kaşığı kadarı bebeğe yettiğinden, ilk günler 1 çay kaşığı sütün gelmesi yeterli.
Doğum sonrası eve gelmiş ve bebeğini doğum kilosuna geri döndürmeye çalışan anne açısından olaya bakarsak:
  • Hasahanedeki 2. gününüzde bebeğin doğum kilosuna geri dönmesi gerektiğini söylerler hemen. Ben araştırdım, siz de araştırırsanız göreceksiniz ki bu hemen hemen imkansız. Zira özellikle sezeryan doğumda, bebeğin kaybettiği kilo aslında ciğerlerinden boşalan sudur (Normal doğumda bu suyun bir kısmı doğum sırasında atılıyormuş). E akıl var, fikir var: Bebeğin su olarak kaybettiği gramı, sadece 2 günde yağ olarak geri alması beklenebilir mi? Bebek ancak 2. haftasında doğum kilosuna geri ulaşacaktır. Sütüm yeterli değil diye panik yapmıyoruz. (Bana hastanemizdeki çocuk doktoru derhal formül süt vermem gerektiğini söylemişti. Tabii ki dinlemedim kendisini :) Kızımın yakınından bile geçmedi formül süt ve genetik olarak da iri bir bebek olduğundan kilosu ve boyu 6 ay boyunca %90 sınırlarında ilerledi). 
  • Bebek emdikçe sütünüz artacak. Bu durumu kabullenin. Hemen sütünüzün şakır şakır akmasını beklemeyin. İlk günlerde kızımı 11 saat boyunca emzirdiğimi bile hatırlıyorum. İlk 40 gün istedikçe memede tutun. O ne kadar size yakın durursa ve memenizi uyarırsa, beyninize o kadar çok "Süt üret, süt üret" komutu gidecek.
  • Ve yine bu nedenle bebeğinize, olağanüstü bir durum yoksa, formül süt vermeyin. Çünkü onun karnı doydukça emme isteği azalacak, o emmedikçe de sizin sütünüz artmayacak. Bırakın karnı doymasa bile sizi emsin. En nihayetinde onun da karnı doyacaktır. Yorgun bir anne için bu söylediğimi yapmak zor biliyorum ama emzirmek bir kendini adama öyküsüdür. Bunu her geçen daha iyi anlayacaksınız.
  • Ve yine aynı nedenle bol bol sütünüzü sağın. Zira sütünüz boşaldıkça, beyninize daha çok "Süt bitti, süt üret" komutu gidecek. Sağdığınız sütleri depolamınız da ayrıca moralinizi yüksek tutacaktır. Hasta bile olsanız, evden ayrılmanız bile gerekse bebeğinizin anne sütü ile beslenebileceğini bilmeniz sizi rahatlatacaktır.
Israrla "Sütüm bir an önce artsın istiyorummmm" diyen anne açısından olaya bakarsak:
  • Doğum sonrası değişen hormonlar nedeniyle çok kolay ağlayıp, çok kolay moralimiz bozulur. Hemen aklımıza bebeğimizi getiriyoruz. Kötü ruh hali süt üretimini engelleyebilir.
  • Aynı şekilde üzerimizdeki baskı da ruh halimizi kötü etkileyebilir. Kendi anneniz bile olsa "Sütün yetmiyor senin, doymuyor bu bebek" diyen hiç kimseyi dinlemeyin. İyi niyetli bile olsalar her hamilenin etrafında bu cümleyi kuran birileri bulunur ve lohusanın zaten laçkalaşmış sinirlerini iyice gererler. Böyle söylenenleri, "Ben bebeğimi aç bırakarak öldürmeye karar verdim, dağılın uleynnnn" diyerek korkutun, ağızlarını bir daha açamasınlar :)
  • Moralimizi yüksek tuttuktan sonra düzenli besleniyoruz. Lohusalıkta zor, biliyorum. Ama bebeğiniz için düzenli beslenmeniz gerekiyor unutmayın. Öğünleri atlamayın. Hatta eşinizden rica edin, öğün saatlerinde sizi arayıp, yemeniz gerektiğini hatırlatsın. Ciddiyim, insan yemek yemeyi unutuyor lohusayken.
  • Hamileyken aldığınız multivitamin ve besin desteklerine, emzirdiğiniz sürece de devam edin (Doktorunuza danışmadan kullanmayın yine de tabii ki).
 "Keyfim gayet yerinde, bebeğimi bol bol emziriyorum, doğumdan sonra 1 hafta da geçti ama sütüm yetmiyor yine de galiba" diyen anneler açısından olaya bakarsak:
  • Bol su içmekten başka çare yok.
  • Su içebilmek için tok olmalısınız, yemek yemeyi unutmayın, aç karnına su içesiniz gelmez. Rahmetli babaannem, kendisine "Zayıflamanız gerek" diyen doktora "Su içsem yarıyor Doktor Bey" demişti. Doktor da kendisine cevaben "Aç karnına su içilmez Hanımefendi" demişti ki bugün bile hala aklımdadır bu cümle :)
  • Yiyin 1 kilo tahin helvasını, baklavayı (yani bilimum tatlıyı) bakın nasıl su içesiniz gelecek. Hem böylece kafanızda "Sütün az senin" diye bıdı bıdı yapan aile büyüklerine de "Tatlı ye, sütün olur demiştim ben sana" diyerek kendilerini tatmin etme fırsatını da sunmuş olursunuz.
  • Su, su bir yere kadar. Bir noktadan sonra işkence oluyor. Bu durumda biz de tatlandırılmış su içiyoruz. Komposto, limonata, lohusa şerbeti. Hatta üzümlü komposto filan yaparsanız şekeri de çok eklemeniz gerekmez, daha sağlıklı olur.
  • Eğer moralinizi yükseltecekse bulgur, soğan vs yemek; malt, boza vs içmek yollarını da deneyebilirsiniz.
  • Hastahaneden çıkarken Humana Still Tea'yi reçeteme yazmışlardı. Hala arada sırada içiyorum. Etkisi oldu mu bilemem ama neticede doktor tavsiyesiydi; söylemeden geçemedim. Ama böyle oralet gibi suda eriyen maddeler beni hep huylandırır. Çok da fazla içmediğimi eklemem gerek.


Son olarak: Doğumdan sonra 6 hafta bitene kadar sabredin, sütünüzün ne kadar arttığına kendiniz bile şaşıracaksınız.

Tüm emzirmeyi göze alan annelere sabır diliyorum. Emzirmenin verdiği mutluluk kıyas kabul etmiyor, inanın.

25 Mart 2010 Perşembe

Hamilelikte vücutta ne gibi değişiklikler olur?


Ve de en önemlisi bu değişiklikler ne zaman eski hallerine gelir?

Hamilelikte değişen hormonlarla birlikte vücut da değişiyor. Neler olabileceği zaten her yerde yazıyor.

Bana neler olduğu konusuna gelince:

  • Ayaklarım büyüdü. Hem de öyle böyle değil; tam 2 numara attı. 
  • Basur çıktı. 
  • Ayaklarımda kramplar oluşmaya başladı.
  • Kabızlık çekmeye başladım.
  • Geceleri uyurken ellerim şişmeye ve eklem yerleri ağrımaya ve hissisleşmeye başladı.
  • Ayaklarım ve özellikle ayak bileklerim davul gibi şişti.
  • Göğüs uçlarım hassaslaştı; havlu bile değse acımaya başladı.
  • Tarifi zor olan bir noktada, ne diyeyim, klitorisin hemen arkasındaki kemiklerde (ki orada kemik olduğunu daha önce hiç düşünmemiştim) ciddi bir ağrı oluştu.

Peki tüm bu yan etkilere karşı ben ne yaptım?

  • Doğumdan sonra fark ettim ki, ayaklarımın büyümesi ile birlikte tırnaklarım da kalınlaşmış. Manikür yaptırırken tırnaklarınızı kesinlikle düz kestirin, kenarlarını yuvarlatmayın veya kenarlarından kestirip tırnağı darlaştırmayın. Bu türlü kesilirse sonunda batık oluyor, batıktan kurtulmak için gene yanını aldırmak zorunda kalıp kısır döngüye giriyorsunuz. Batık bile olsa aldırmayın sadece yan taraflarını törpületmekle yetinin. Tırnak uzayıp alttan ince tırnak geldikçe batık sorunu halloluyor. Ayrıca kesinlikle dar ve yüksek topuklu ayakkabı giymemek gerekiyor, ki zaten giyemiyorsunuz. En iyisi kendinize 2 numara büyük bir spor ayakkabı ile yine oldukça büyük ve rahat bir terlik alın ve durumu kabullenin.
  • Basura karşı Proctolog krem kullandım. Elbette doktorumun önerisi idi. Krem basuru tedavi etmemekle birlikte kaşıntı ve şişlik hissini azaltıyor. Ayrıca kortizon içermediğinden hamilelikte ve emzirme döneminde de kullanmanıza izin veriyorlar. Etkisini gösterebilmesi için, ihtiyaç hissetmeseniz bile günde iki defa (sabah ve yatmadan önce) uygulamak gerekiyor.
  • Kramplara karşı Magnezyum Diasporal Toz kullandım. Yine doktorumun tavsiyesi idi. Doktorum kramplarım olup olmadığını sorana kadar, bu durumun hamilelikten kaynaklandığı hiç aklıma gelmemişti. Magnezyum sorunu tamamen çözdü. 
  • Kabızlık problemini de Magnezyum çözdü. Çünkü yan etki olarak dışkıyı sulandırdı. Dolayısıyla magnezyum basura karşı da işe yaradı. Doğumdan sonra  6 hafta boyunca kanamam devam ettiği için, ben de demir hapı içmeye devam etmiştim. Bu sırada demir hapına bağlı kabızlık problemine karşı da magnezyuma devam etmek istediğimi söyledim ve doktorum olur verince, emzirirken de magnezyum içmeye devam ettim.
  • Geceleri ellerimin şişip, eklem yerlerinin ağrımasınaysa bir çözüm bulamadım. Sadece geceleri tuvalete kalktıkça ellerimi soğuk suyun altına tutup, yumruk yapıp açarak hareket ettirdim. Bir de sürekli aynı yana doğru yatmamaya gayret ettim; her tuvalete kalkışımda diğer yanıma dönerek yattım. Sanırım dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir sorundu.
  • Ayak bileklerime de bir çare bulamadım. Sadece rahatlamak için deniz tuzlu ayak banyosu ile serinletici jeller kullandım. Bir de çok sıcak zamanlarda ayak bileğine kolonya sürmek rahatlatıcı olabiliyor. Ayrıca ayakları olabildiğince çok vücuttan yüksekte tutmak gerekiyor.
  • Göğüs uçlarımın hassaslığının doğumdan sonra geçeceğini sandığım için ve ayrıca göğüs ucunu uyarmanın doğumu tetiklediğine dair yazılar da okuduğum için fazla üstüne düşmedim. Yanılmışım :) (Bu yazımda başıma gelenleri ayrıntısıyla anlattım.) Bir kere doğumum geciktiği için sezeryan olmak zorunda kaldım; keşke bol bol uyarsaymışım. Ayrıca doğumdan sonra da geçmedi. Şimdiki aklım olsa göğüs uçlarıma bol bol E vitamini sürerdim. Emzirirken her gün bir kapsül bitiriyordum ve çok işe yaramıştı. Ayrıca lanolinli kemlerden de emzirmeye başlamadan önce yararlanırdım, çünkü emzirirken kızıma kıyıp da bol bol sürememiştim, bebeğimin midesine yabancı bir madde gitmesini istemediğim için. Dolayısıyla benim tavsiyem, hamileyken göğüs uçlarınızı olabildiğince nemlendirip yumuşatın ve bol bol masaj yapıp elleyerek emzirilmeye alıştırın.
  • Tam bacak aramdaki kemiğin ağrısını ise geçirmek mümkün olmadı. Sadece yan yatarken bacak arama yastık koyarak yatmak bir miktar kurtarıcı oldu.

Doğumdan sonra tüm bu saydığım yan etkiler birer birer geçti. En son bir miktar basur kaldı. Genel cerrahi uzmanına göründüm, Proctolog'a düzenli olarak devam edin dedi. O da tamamen geçince eski halime dönmüş olacağım. Darısı tüm hamilelerin başına :)

22 Mart 2010 Pazartesi

Doğumdan sonra saçlar dökülür mü?



Hem de nasıl dökülür! :)

30 yıllık hayatımda ben böyle saç dökülmesi görmedim. Ama işin bir de iyi tarafı var: Çabuk sona eriyor ve saçlar yerine geri geliyor.

Üstüm başım, yatak yorgan haricinde kızımın bezlerinin içinden bile sürekli saçlar çıkıyordu. Kadın doğum doktorumu aradım: "3. aydan itibaren saçlarının dökülmesi normaldir; biraz idare edeceksin" dedi.

Anadolu kadınım da o müthiş sağduyusu ile olayı şöyle ifade etmiş: "Bebek anneyi tanımaya başladıkça, annenin saçları dökülür". Ki bebeğin anneyi tanımaya başlaması, yani refleks tepkilerin yerine bilinçli tepkiler vemeye başlaması 3. aydan sonra oluyor. Böylece tıp gibi, hayat tecrübesi de doğumdan sonraki 3. aydan itibaren saçların döküleceğini söylüyor.

Bu durumda paniğe gerek yok. Yok tabii ama ben boş durur muyum? Durmam. Peki saç dökülmesi ile başa çıkabilmek için ben neler yaptım:
  •  Bioxcin Şampuan kullandım.
  • Kelleşen noktaları kamufle edebilmek için yan kahkül kestirdim.
  • Sabah akşam saçlarımı tarayarak hem saç diplerime masaj yaptım, hem de saçlarımın oraya buraya dökülmesini önleyerek moralimi yüksek tutmaya çalıştım.
  • Saçlarımı tüm gün toplu tuttum. Bu sağdan soldan saç toplamamı engelleyip, moralimi yüksek tutmaya yönelikti.
Bioxcin Şampuan işe yaradı gibi geliyor. Ama kullanacak olanlara tavsiye: Saç diplerini yoğun nemle beslediği için, fön çektirmeye gittiğinizde kuaförünüz saçınıza yumuşatıcı sürdüğünüzü ya da saçınızı iyi durulamadığınızı söyleyebilir.

Belki de doktorumun dediği gibi 1-2 ay beklesem zaten her şey kendiliğinden düzelecekti. Yukarıdaki önerilerim aslında sadece moralimi yüksek tutmaya yönelikti.

6. ayın içinde saç dökülmem bitti, kelleşen yerlerimdeki saçlar uzamaya başladı. Kuaförüm en geç 3 ay içinde saçlarımın tamamen eski haline döneceğini söylüyor. Demek ki kuaförüm de pekçok yeni annede aynı saç dökülme döngüsüne şahit olmuş. Yani bu konuda yalnız değilim...

Demek ki en önemlisi: Saçlara kafayı takmıyor, moralimizi yüksek tutuyoruz :)

Alıntı :

Önemli Noktalar
• Doğum sonrası saç dökülmesi kalıcı bir saç dökülmesi değildir
• Saç derisinde normal olarak yaklaşık 100 bin saç teli büyür ve hergün genellikle 50 ila 200 saç teli dökülür
• Hamilelik sırasında hormon düzeylerindeki artış saçların normalden daha fazla büyümesine yol açar
• Doğum yaptıktan sonra hormon düzeyleri normale döner ve iki üç ay sonra, üç ila altı ay boyunca aşırı saç dökülmesi olur
• Saçların büyümesi, dökülmeye başladıktan sonra üç ila altı ay arasında normale dönecektir
• Doğum sonrası saç dökülmesi her hamilelikte olabilir

Doğum sonrası saç dökülmesi nedir?
Birçok kadın hamileliğin ardından saçlarının döküldüğünü farkedecektir. Hamilelik sırasında artan hormonlar deride ve vücudun birçok yerinde değişikliklere yol açmaktadır. Artan hormonlar, saçın, yaşam döngüsünde büyüme aşamasına girmesini sağlarlar. Birçok kadın hamileliği sırasında saçlarının gürleştiğini farkedecektir. Bebeğin doğumundan sonra, saç tellerinin çoğu büyümez ve iki ya da üç ay sürecek olan bir dinlenme aşamasına girer. Saçın yaşam döngüsü yeniden başladığında, saçlar büyüme aşamasına girecek ve eski saçlar hemen dökülecektir. Dökülen saç miktarı, bazılarında az, bazılarında çok olmak üzere kadından kadına farklılık göstermektedir. Eğer, kadında bu konuda kalıtsal bir yatkınlık varsa, doğumdan sonra saçları çok daha fazla dökülebilir. Doğum sonrası saç dökülmesi, genellikle iki ila üç ay sürer ve daha sonra saçlar yeniden çıkmaya başlar. Birçok kadında saçlar hemilelik öncesi durumuna geri döner.

Nasıl tedavi edilir?
Doğum sonrası saç dökülmesi için herhangi bir tedavi uygulanması gerekmez. Bu, hamilelik sırasında hormonal değişiklikler nedeniyle saçın yaşam döngüsünde oluşan geçici bir durumdur. Saçları aşırı fırçalama, kolaylıkla dökülmesini sağlayacak ve normalde iki ya da üç ay sürebilen dökülme sürecini hızlandıracaktır. Bu durum saçlara hiç bir şekilde zarar vermez. Vitamin almanın ya da baş derisini özel ilaçlarla ovmanın hiç bir yararı olmayacaktır. Bazı kadınlarda her hamileliğin ardından saç dökülmesi görülür.

12 Mart 2010 Cuma

Hamilelik çatlakları nasıl önlenir?

 

Lierac Phytolastil Jel

 

Hamileyken çok araştırmıştım. Doktorlar da, eczacılar da bu kremi tavsiye ettiler. Hatta diğer ürünlerin kozmetik ürün olduğunu ama bu jelin tıbbi bir yönü bulunduğunu da söylediler ama doğrusu ya araştırmadım,  bu yönden emin değilim. Yalnız şunu söyleyebilirim: Bende çatlak olmadı. Ki vücudumun çok yerinde zamanında oluşmuş çatlaklar vardır, yani çatlamaya müsait bir cilt yapım var.

 

Hamileyken bu jeli bol bol sürdüm. Arada başka ürünler de kullandım (badem yağı ve zeytinyağı da dahil). Dolayısıyla ürünleri karşılaştırma fırsatım oldu:

  • Diğer ürünler çok yağlı. Bu krem ise jel şeklinde olduğundan kalıntı bırakmıyor.

  • Diğer ürünler yağlı olduklarından, onları vücuda yedirmek zor oluyor. Bu kremi sürmek ise fazla vakit almadığından üşenip de sürmemezlik etmiyorsunuz :)

  • Diğer ürünleri sürmek uzun sürdüğünden, bu ürünler sürtünmenin etkisiyle sıcaklık yaratıyorlar. Bu krem ise sürüldüğünde hafifi bir serinlik veriyor (Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde bu serinlik duygusu çok keyif verici oluyor).

  • Diğer ürünlerin (güzel veya değil) mutlaka baskın kokuları var. Bu kremin ise fark edilir bir kokusu yok (ki hamilelikte koku hassasiyeti olabiliyor).

    Alternatif olarak kokusu rahatsız edici olmayan ve özellikle kış aylarında ısıtıcı bir etkiye de sahip olan, aynı zamanda tamamen bitkisel özlerden oluşan Bella B Tummy Honey Butter'ı da tavsiye ederim. Bu markanın göğüs kremini hem göğüs ve hem de dudak koruyucusu olarak hala kullanıyorum :) Bu kremi Şişli'deki Cevahir Alışveriş Merkezi içindeki eczaneden almıştım, başka yerde satılıyor mu bilemiyorum.

    Çatlak ürünlerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus şu: Hamileliğin 3. ayından itibaren kullanmak ve doğumdan sonra da üşenmeyip 3. ayın sonuna kadar sürmek. 

    Zira hamileyken çatlak sorunu yaşamayan ve karnı hala pürüzsüz olan ben, doğum sonrası birden boşalan karnımın yan taraflarında ve birden şişen göğüslerimin etrafında minik çatlaklara sahip oldum.

    Doğum sonrası yorgunluk nedeniyle sürmek istememiştim, aynı zamanda kremim de bittiği için yenisini almakla da uğraşmak istememiştim. Hata etmişim. Bir dahaki hamileliğimde bu jelden en az 4-5 tane alıp evimde stok yapacağım. Doğumdan sonra sürmeyi de ihmal etmeyeceğim.

    Sözün Ö: Her ne kullanırsanız kullanın, ama muhakkak derinizi gevşetici nemlendirici bir ürünü, hamilelik boyunca ve doğumdan sonra da düzenli kullanmayı ihmal etmeyin.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Normal doğum mu, sezeryan mı?


Cevap: Normal doğum

"Sen nasıl doğurdun?" diye soracak olan olursa, ben epidural anestezi ile sezaryen doğum yaptım. Ama iki tür doğumu kıyasladığımda, normal doğumu daha tercih edilebilir buluyorum.

Yanılmıyorsam 8 sene kadar evvel Burçin Orhon'a "Hangi tür doğumu tavsiye edersiniz?" diye sormuşlardı, o da lohusa yatağında "İlk doğumumu normal, ikincisini sezaryen, üçüncüsünü ise epidural sezeryan ile yaptım. Kesinlikle epidural sezaryeni tavsiye ederim." demişti. 

Burçin Orhon'un denemediği epidural anestezi ile normal doğum ise benim içimde kalan ukdedir.

Her iki doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıracak olursak:
  • Planlı sezaryenin günü ve saati bellidir. Evinizi dönüş için hazırlar, hastane odası rezervasyonunuzu da önceden yaptırabilirsiniz. Tüm bu hazırlıklar kimi aileye rahatlık sağlarken, kimi aileye de doğumun saatini biliyor olmak fazladan gerginlik ve huzursuzluk nedeni olabilir. Ayrıca bebek de doğacağı günü kendisi seçmediğinden, ne olursa olsun erken doğmuş demektir. Ben 41+1'de sezaryene girdiğime geç kaldığımı düşünüyordum. Oysa benim küçüklüğümden kalan 35 sene önceki Elele dergilerini okuduğumda gördüm ki o dönemde 10 gün veya 20 gün gecikmiş doğumlarda bilr sezaryen uygulanmıyormuş. Üstelik o dönemde bebeğin durumunu takip edebilmek için ultra ses ile görüntü alma ya da NST ile kalp atışı dinleme gibi yöntemler de yokmuş. Dolayısıyla eğer planlı sezaryene girmiyorsanız, tahmini gününüz de geçtiyse, nasıl bir yol seçeceğinize önceden karar vermeniz çok önemli.
  • Her ne kadar bol ağrılı olsa da sezaryende başınıza ne geleceğini öngörebilirsiniz. Hele ikinci doğumunuzda başınıza gelecekleri adım adım bilirsiniz. Yine de ameliyat ve dikiş, her hekimin kişisel becerisine bağlı olduğundan, doktordan doktora farklılık gösterebilir. Her normal doğum ise ayrı bir maceradır. Çok ağrısız sızısız bir doğum yapabileceğiniz gibi, müdahaleli bir doğum da yapmanız gerekebilir. Neyse ki artık normal doğumda da epidural ya da uyuşturucu iğneler gibi olasılıklar var. Her koşulda olağan ağrı sızıdan fazla ağrı sızı çekmeden doğumu noktalayabilirsiniz. Zaten doğumdan sonra bebeğinizi kucağınıza alınca, çektikleriniz hiçbir önemi kalmadığını şaşırarak fark edeceksiniz. Dikiş acıları içinde bebeğimi emzirmeye çalışırken teyzem "Bir daha doğuracak mısın?" diye sormuştu bana. Meme emen bebeğime bakıp "Elbette" demiştim, çok net hatırlıyorum.
  • Normal doğum öncesinde bol bol ağrı çeker, ne zaman doğum yapacağınızı bilemeden uzun bir bekleyiş sürecine girersiniz. Ancak doğum ile birlikte ağrılarınız sona erer. Planlı sezaryen doğum öncesinde ise ağrınız yoktur, ağrılı bekleyiş de yoktur. Ancak ağrılarınız doğum sonrasında başlar ve uzun bir nekahet süreci sizi bekler. Bu arada sıklıkla "Aaa, benim hiç ağrım sızım olmadı. Doğum yapar yapmaz ayağa kalktım, ertesi gün de evde elektirik süpürgesi vurdum" diyenler sizi yanıltmasın. Doğum yapılan gün, her ameliyatlı hastaya yaptıkları gibi, barsaklarının çalışıp çalışmadığını görmek üzere sezaryenli anneyi de ayağa kaldırıyorlar. Bakın dikkat edin, sezaryenli anne ayağa kalkmıyor, kaldırılıyor. Çünkü karın kasları kesilmiş ve dolayısıyla karnını kullanamayan, üstelik 10-15 tane taze dikişi olan, üstelik de henüz birkaç saat önce anestezi almış normal bir insanın kendi kendine yataktan kalkabilmesi mümkün değil. Ha eğer benim gibi inatçı biri ise "Hayır bana dokunmayın, ben kendim kalkacağım" demişse bile etrafında 2-3 kişi beklemelidir. Çünkü ayağa kalkan kişi şiddetli bir acı duyar, acıdan başı döner, geri oturmak ister ama o kadar güçsüzdür ki oturamaz, etrafındakilerin hemen koltuk altına girmesi gerekir. Ben geri oturdum, tansiyonum normale döndü, kalkıp tekrar yürüdüm. Ama bir arkadaşım (sezaryene çok istekli idi ve çok kolay bir ameliyat geçirdiği ile hala övünür) kalktıktan sonra ısrarla yürüdü ve bayıldı. Sezaryenin ne kadar basit bir müdahale olduğunu ispatlamaya çalışmak için annelerin kendilerini zorladıklarına çokça şahit oldum. Sezaryen bir ameliyattır. Bunu kabul etmek insanı rahatlatıyor. Sezaryenden 1,5 sene sonra çok daha ağır bir ameliyat geçirdim. Ondan sonra ayağa ilk kalktığımda çok fena oldum ve sezaryenin nispeten hafif bir ameliyat olduğunu anlamış bulundum. Ama ameliyat, ameliyattır. Acı verir. Bunu kabul etmek lazım.
  • Sezaryen doğum sonrası annenin bebeğe alışmasının süre aldığı söylenir. Ama bende böyle olmadı. Görür görmez aşık oldum bebeğime. Zor normal doğum yaşayan bir kaç arkadaşım ise bebeklerine alışmalarının aylar aldığını söylediler.  Demek ki bu da kader kısmet işi, önceden belirlenemiyor.
  • Zor geçen bir normal doğum sonrası bebekle ilgilenmek içinizden gelmeyebilir ancak sezaryen sonrasında ağrılarınızı ilk gün hissetmediğinizden hemen bebeğinizi kucaklayıp sevmek isteyebilirsiniz. Yine de anestezi almak kolay değildir. Kafanız çakırkeyf olacaktır. Bir süre sonra düşündüğünüzde doğumdan hemen sonra kimlerle ne konuştuğunuzu hatırlamadığınızı şaşırarak fark edebilirsiniz. O nedenle sezaryen sonrası annenin yalnız bırakılmaması en doğru olanı bana göre.
  • Sezaryen sonrası sütün geç geldiği de söylenir. Ama bende bu da gerçekleşmedi. Normal doğum sonrasında ise sütü günlerce gelmeyen arkadaşlarım da oldu. Sanırım bu da bebeğin kısmeti, nasibi ile ilgili. Doğum zaten zorlu bir süreç. Bir de süt baskısı duymamak lazım. Varsa var, yoksa yok... Her şeyin çaresi bulunur deyip rahatlamak lazım.
  • Sezaryen doğum neticede bir ameliyattır ve dolayısıyla ameliyatın tüm yan etkilerini taşır. Bol miktarda ağrı sızı olur, ameliyat kesisinin iyileşmesi uzun süre alır.Annem yumurtalık ameliyatı olduktan sonra 1 ay yatmıştı ki kendisi acıya çok dayanıklı bir insandır. Benzer bir ameliyat olan, esasen rahim ameliyatı olan sezaryenden sonra ise ayağa kalkıp elektirik süpürgesi vurmaya kalkan çok oluyor. Çok gereksiz bir çaba... En iyisi her ameliyatlı hastanın yapacağı gibi makul bir süre dinlenmektir. Doğu bloku ülkelerinde normal doğum yapanları 10 gün, sezaryen doğum yapanları 1 ay hastanede yatırıyorlamış. Anadolu'da da normal doğum yapan kadına 40 gün destek olunur. Normal insanlar doğumdan sonra kendilerini ancak bu sürelerde toparlayabiliyorlar demek ki... Ameliyatın ertesi günü halı çırpanlar aklınızı çelmesin.
  • Sezaryen sonrası bebek bakımı zordur. Karın kaslarınız kesildiğinden, karın kaslarınızla yaptığınız işleri yapmakta zorlanırsınız. Eğilip kalkamadığınız için 2 saatte bir bebeği beşiğinden alıp, tekrar beşiğine geri koymak zulüm gelir. Bebeğinizin ağırlığını bile kaldırmak dikiş yerinizi zorladığından bebeği tek başınıza yıkayamazsınız vs. vs. Ancak tüm bu yan etkiler zor bir normal doğum sonrasında kesisi ve dikişi fazla olanlarda da olabilir. Yine de normal doğum sonrası doğal hareket yeteneğine geri dönebilmek daha kısa süre almaktadır. Zira normal doğumdaki kesi ve düküşler üst katmanlara, yani deriye uygulanır ve iyileşmesi kısa sürer. Sezaryende ise deri, altındaki kas tabakası ve bir iç organınız yani rahminiz kesilir, yerinden oynatılır ve sonra geri konulup dikilir. İyileşmesi de bir hayli zaman alır. Benim sezaryen dikiş izim 4,5 sene sonra bile tamamen beyaza dönmedi, hala biraz kabarık ve kırmızı duran bölümleri var. İkinci sezaryenini 5 sene sonra olan bir arkadaşım, o kesi yerindeki kızarıklık ve şişlik durumunun ancak ikinci sezaryeni de aynı yerden kesildikten sonra iyileştiğini söylemişti. İlginç gelmişti bana, hani ikinci kesilişte daha geç iyileşmesi beklenir sanki ama farklı bir durum vardır belki.
  • Sezaryende karın kaslarınız kesildiği için karın kaslarınızı kullanabilmeniz bir hayli uzun zaman alır. Bu nedenle emzirmeden kaynaklanan sırt ağrılarınız daha fazla olur. Benimle aynı dönemde isteyerek sezaryen olmuş ve halindne gayet memnun bir arkadaşım ile kıyasladım ilk dönemler hep kendimi. Hani acaba istemeden ameliyat olmak zorunda kaldım diye abartıyor muyum acaba, diye. Mesela 40 gün kadar kanamam devam etmişti, sorduğumda arkadaşımınki de devam ediyordu. Ya da mesela özellikle yokuşlarda bebek arabası kullanmakta çok zorlanıyordum. Karın kasım olmadığı için puseti kontrol edemiyordum. Arkadaşıma sorduğumda o da ilk zamanlar düz yolda bile zorlandığınızı, yavaş yavaş her gün yürüme süresini arttırdığını söylemişti. Gerçi aradan geçen 4,5 sene sonra tekrar sorduğumda bu söylediğini hatırlamıyor, hiç böyle bir sıkıntısı olmadığı iddiasında. O nedenle isteyerek sezaryen olmuş birinin doğumundan yıllar sonra ameliyatı ve nekahat dönemi ile ilgili olarak anlattıklarına hiç inanmıyorum artık. Acılar unutuluyor, bu bir gerçek. Karın kasınızın yerine destek olması için, karın kasınızı zorlamanız gereken durumlarda doğum sonrası korselerinden kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Ben çok faydasını görmüştüm.
  • Normal doğum sonrasında daha rahat toparlanıldığından, daha az süre yardıma ihtiyacınız olur. Oysa sezeryan sonrasında bebek ve ev bakımı için aylar süren yardım ihtiyacınız olacaktır. Sezaryenden sonra elektirik süpürgesi vurup, halı çırptığını söyleyenler kendinizi kötü ve yetersiz hissetmenize neden olur. Sezaryen bir ameliyattır ve siz de uzun bir hamilelik sürecinden sonra geçirdiğiniz bir ameliyatın iyileşme dönemindesinizdir. Zorlanmanız çok normaldir. Bunu kabul edip, yardım talep etmek hem sizi hem de etrafınızdaki herkesi rahatlatır. Kimse sizden elektirik süpürgesi vurmanızı beklemez.
  • Sezaryen sonrasında vücudunuzda neler olacağını ve bedeninizin nasıl görüneceğini tahmin edebilirsiniz. Her ameliyat gibi sonrasında karnınızın sarkması ve yağlı kalması öngörülebilir, ancak normal doğum sonrası karnın yok olmaması daha sinir bozucu olabilmektedir. Normal doğum ayrıca her zaman vajinal estetik açısından kaygılandırıcıdır. Bir de normal doğum sonrası öksürme, hapşırma durumlarında idrar kaçırma sorunu olabileceği söylenir. Sezaryen doğum sonrası aynı sorunu ben de yaşadım. Demek ki bu durumun nedeni doğum şeklinden ziyade rahmin boyutlarının aniden büyüyüp küçülmesi, leğen kemiğinin ve vajen kanalının genişlemesi vs olmalı. Yoksa sezaryen doğum yapanlarda yaşanmaması gerekirdi ama ben kendi tecrübemden yaşandığını biliyorum.
  • Sezaryen sonrası cinsel ilişkiye girmek psikolojik olarak nispeten daha rahattır, zira vajinanız doğum olayından hiç etkilenmemiştir; acı korkusu yaşamazsınız. Ama yine de doğum şekli ne olursa olsun, sonrasında cinsel ilişkiye girmek zorlayıcıdır. Bu konuda da yazmıştım: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2010/04/dogum-sonras-cinsel-iliski-ac-verir-mi.html

Dipnot: İşte bir annenin sezaryen doğum hikayesi... Öylesine sıcağı sıcağına yazmış ki benim bile unuttuğum ayrıntıları paylaşmış. Sezaryen doğumu acısız ve kolay sananlar bir de bu yazıyı ve yorumlarını okusunlar isterim.

    12 Şubat 2010 Cuma

    Epidural anestezi ile yapılan sezaryende neler yaşanır?

     

    Önceden belirtmek isterim ki aşağıda anlatacaklarım tamamen kendi tecrübelerimdir, tıbbi gerçeklere tamamen aykırı olabilmesi bile mümkündür :)
    • Ne zaman ameliyata gireceğimi ve ameliyat esnasında neler olacağını biliyordum. Bu nedenle gergin bir bekleyiş içinde değildim.
    • Kontrollerimin yapıldığı ufak ve samimi doğumhane yerine soğuk, steril ve bol ışıklı ameliyathaneye getirildim.
    • Acı var mı acı? HAYIR. Epidural anestezi iğnesi vurulurken hiçbir acı, ağrı veya rahatsızlık hissi duymadım. Sinek ısırığı gibi bir şey hissedeceksin demişleri ama ben heyecandan bıdır bıdır konuşurken onu bile hissetmedim. Anestezist kendini rahat bırakan hiç kimsenin en ufak bir rahatsızlık hissetmeyeceğini söyledi.
    • İğneyi ameliyat masasının üzerinde yaptılar. Yapar yapmaz masaya yatmamı istediler. Kollarımı iki yandan masaya bağladılar. Sol kolumdan damar girişi açtılar. Üzerimdeki ameliyat önlüğünü göğsümün üzerine kadar açıp, havaya kaldırarak, ameliyat ekibi ile aramda paravan oluşturdular. Ameliyattan çıkarken de tüm bu işlemlerin aksi tekrarlandı :)
    • Anestezi sonrasında belden aşağım uyuşacak ve ben hiçbir şey hissetmeyeceğim sanıyordum. Yanılmışım. Acı hissi kesinlikle yok ama tüm hareketleri hissettim. Daha önce bu konuda bilgilendirilmemiş olduğum için anestezi bende etki yaratmadı da beni canlı canlı kesmeye çalışıyorlar sandım :) Meğer o esnada çoktan çocuğu çıkarıyorlarmış bile.
    • Tıpkı yara yerine bakarken fenalaşmaya benzer bir hisle midem bulandı. Anestezi uzmanı bu duruma alışkın olduğunu gösterir biçimde "Başınızı yan tarafa çevirerek istifra edebilirsiniz, biz o tarafa bir kap koyacağız" dedi. Ki daha sonra doğum esnasında istifra edenler olduğunu da öğrendim.
    • Sonradan öğrendim ki uyuşup uyuşmadığınızı sondayı sokarken anlıyorlarmış. "Sondayı sokuyoruz" diye bana haber verdiler. "Tamam" dedim ama hiçbir şey hissetmedim. Zaten olay buymuş; sondayı hissetmiyorsan ameliyata başlıyorlar. Bu arada çok da merak ediyordum, sonda çıkarken de acımadı, bir arkadaşım hafif gıdıklanma olduğunu söylemişti, onu bile hissetmedim. Sonda germişti beni biraz ama hiçbir sıkıntısı yokmuş meğerse :)
    • Eşim yanımda olmasaydı bir hayli gerileceğimden eminim. Onun varlığı beni rahatlattı, korkularımı aldı, rahat bir doğum geçirdim. Tavsiyem, muhakkak doğuma yanınızda biriyle girin. Bir doğum fotoğrafçısı bile dikkatinizi dağıtıp, o yara yerine bakarken oluşan tansiyon düşmesi duygusundan sizi koruyabilir. Fenalaşmak tamamen psikolojik yani. Bu nedenle yanınızda sizi kameraya çeken birinin bulunması, sizin psikolojik olarak daha rahat bir ameliyat geçirmenizi sağlayacaktır :)
    • Bebeğimi içimden çıkarırlarken içim boşalıyormuş gibi bir duygu hissedeceğimi söylemişlerdi ama ben kesinlikle hiç bir şey hissetmedim. Demek ki herkes farklı duygular hissediyor.
    • Bebeğimi alıp bana gösterdiklerinde ilk bakışta aşk ne demekmiş anladım. Sezaryenle doğum yaptığım için annelik duygum geç gelişecek sanıyordum, bu konuda da yanılmışım. Yan masada bebeğimin bakımı yapılırken gözlerimi ondan ayıramadım.
    • Bebeğimin bakımı yapıldıktan sonra bana verecekler ve ben onu kollarımın arasına alacağım sanıyordum. Gene yanılmışım. Kollarım ameliyat masasında olduğum için iki yandan bağlıydı. Ona sarılamadım, sadece koklamakla yetinmek zorunda kaldım.
    • Bebeğimi aldıktan sonra ameliyat yerini dikmeye başlamışlar bile. Hiç ama hiç bir şey hissetmedim. Önce bebeğimi hayran hayran seyretmekle, sonra da hayran hayran onu düşünmekle meşguldüm :)
    • Ameliyat sonrası beni hemen aşağı odama indirdiler ve bebeğimi kucağıma verdiler. Tarif edilmez bir mutluluktu; o anın fotoğrafını bastırdım, bakmaya doyamıyorum :)
    Sezaryen sonrası iyileşme sürecinde sizi neler bekleyeceğini de bir sonraki yazıma saklayayım.

    Not: Dedim ya, fili tuttuğum yerden tarif ediyorum. Benim burada anlattıklarım tamamen kendi tecrübelerim olup tavsiye niteliği taşımamaktadır. Herkesin tecrübesi muhakkak farklı olacaktır.

    11 Şubat 2010 Perşembe

    Niye blog yazıyorum?

    Çünkü hayata dair notlar almak istiyorum. Üstelik yazdıklarımı başkalarıyla da paylaşabilmek istiyorum.

    İkinci çocuğumu doğurduğumda, başkalarının tecrübelerinden ziyade, unutmuş bulunduğum kendi tecrübelerimden istifade edebilmek için notlar almak istiyorum. Benim tecrübelerimden de belki başkaları istifade eder diye umuyorum.

    Hayata dair fikirlerimi paylaşmak istiyorum. Özellikle benim gibi düşünen insanları bulmak ve kendimi çirkin ördek yavrusu gibi hissetmemek istiyorum :)

    Öncelikli konum elbette içinde bulunduğum süreç nedeniyle hamilelik, doğum, bebek bakımı ve annelik üzerine... Bu dört konuyu da çok önemsiyorum ve hayatımın geri kalan en az 13 senesini daha bu konularla ilgilenerek geçirmek niyetindeyim (İkinci ve hatta üçüncü çocuğu istiyorum, çocuklarımı onlar istediği sürece emzirmek istiyorum, çocuklarımı okula göndermeyip evde okutmak istiyorum -hayır efendim, deli değilim).

    Kişisel gelişim konularıyla ilgiliyim ve anneliğin, kişisel gelişim hususunda bir kişinin başına gelebilecek en büyük nimet olduğunu düşünüyorum.

    Velhasılı kelam, yazmak yazmak yazmak yazmak... istiyorum!
    Ben blog dünyasına, sizler de benim sayfama hoş geldik :)