12 Mayıs 2010 Çarşamba

Bebeğin uykusu nasıl olmalı?


Uyku konusunda her annenin kendi doğruları vardır. İşte bunlar da benim doğrularım:

  1. Bebeğin ana ihtiyacı bence uykudur. Doğru düzgün uyuyabilen bir bebek iyi yer ve huzurlu olur.
  2. Bebeğin tüm ihtiyaçları bir kısır döngü şeklinde birbirini dengeler. İyi yiyen bebek keyifli olur, huzurlu bebek keyifle yer, karnı tok ve keyfi yerinde bebek mutlulukla uykuya dalar. Dolayısıyla bebeğin her ihtiyacının öngörülüp, bebek huzursuzlanmadan, zamanında tatmin edilmesi gerekir.
  3. Bebeği, ilk 3 ayında her şekilde uyutmak mübahtır. Hamileliğin 4. trimestırı da denilen bu dönemde bebeğin mutluluğu esastır. Bu dönemde bebek hiçbir alışkanlık edinmez. Nasıl rahat ediyorsa öyle uyutmak gerekir.
  4. Bebek nasıl uykuya geçeceğini, uykuya geçmek için kaslarını nasıl gevşetip kendisini rahatlatacağını bilemez. Aynı bebeğin rahat oturması için sağına soluna yastık koymak, kaşığı eline verip ağzına nasıl götüreceğini göstermek, tam anlamıyla dengesini kurup yürüyene kadar elinden tutup yürümesine destek vermek gibi bebeğin uykuya dalma becerisini öğrenmesi için de annesinin yardımına ihtiyacı vardır.
Gelelim benim ilk ve henüz tek çocuğum üzerindeki tecrübelerime:
  • Kızım şu anda 8 aylık. Geceleri kesintisiz (hiç uyanmadan) 11 saat uyuyor. Gündüzleri 1,5ar satten 2 kez, yani toplam 3 saat uyuyor. Günde toplam 14 saat uyuyan kızım, iyi yiyiyor (9.700 gr ağırlığında ve 72 cm uzunluğunda) ve çok keyifli bir bebek (Her gören söz birliği etmişcesine "Ne kadar huzurlu" diyor). Tüm bunları uyku düzenimize borçlu olduğumuza kesinlikle eminim.
  • Tracy Hogg'a binlerce teşekkürler. 4üncü aydan itibaren Tracy Hogg'un günlük rutinini takip ettim. Kızımın tüm ihtiyaçlarını önceden öngörüp, bebeğim huzursuzlanmaya başlamadan yerine getirdim. Ne zaman acıkacak, ne zaman uyuyacak tahmin edebildiğim için tüm günümü ona göre programladım. Dolayısıyla kızım da ne zaman karnının doyacağını, ne zaman ilgi-sevgi-oyun ihtiyacının karşılanacağını ve ne zaman uyuyacağını önceden bildiğinden hem huzurlu bir bebek oldu hem de ne yemeye, ne de uyumaya direnç gösterdi.
  • Kızımın ilk 3 ayında onu uyutmak için her türlü yöntemi denedim. Ayakta da salladım, kucakta da salladım, şşş-pat yöntemini uyguladım, emzik ile sakinleştirmeyi denedim, ninni söyledim, projektörlerle duvarlara çizgi karakterler de yansıttım. Yapmadığım kalmadı velhasıl. Hiçbirine alışmadı. İkinci bebeğimde de aynı yöntemleri gerekirse deneyeceğim. Alışır, diyenlere kulak asmayacağım. Önemli olan bebeğimin iyi uyku alıp büyümesi.
  • Bebeklerin de disipline edilmeleri gerektiğine inanan biriyim. Ancak Ferber Metodu gibi sert disiplin yöntemlerini hem onaylamıyorum hem de kişilik olarak uygulayabilecek biri olmadığımı biliyorum. Doğal ebeveynlik akımı ise bana çok hayalperest geliyor. Henüz beyin bağlantıları tamamlanmamış ve dünya üzerinde hayat tecrübesi edinmemiş bir bebeğin kendi kendisine uyumayı, yemeği vs öğrenebileceği fikri bana pek de akılcı gelmiyor. Bu nedenle ben kızıma uyumayı daha doğrusu uykuya hazırlanmayı ve uykuya geçmeyi öğrettiğime inanıyorum. 4. ayımızdan itibaren bir uyku ritüelimiz ve buna bağlı bir uyku düzenimiz var. Hiçbir zaman uyku sorunu yaşamadık ama kızıma kendi kendini gevşetip, kendi kendine uykuya geçmeyi öğretmem öyle sanıldığı kadar kolay olmadı. Benim kızım da öyle yatağa bırakıldığında uyuyabilen ender bebeklerden değildi. Bir hayli emek sarfettim.
Şimdi de kızıma uykuya dalmak için gevşemeyi öğretirken dikkat ettiğim hususları yazayım:
  • İlk olarak: Kızımı kendi yatağına alıştırdım. Kızım 2 aylıkken sabah uykularını yatağında almaya başladı. 2inci ayın sonunda ise tamamen kendi yatağına geçti. Bu hususu doktorumuza sormam gerektiği hiç aklıma gelmemişti. 5 aylıkken doktora tesadüfen söylediğimde, aslında bebeklerin 6ıncı ayın sonuna kadar anne ile aynı odada yatmasını önerdiklerini, aksi takdirde bebekte özgüven eksikliği oluşabildiğini, ancak benim kızımın son derece kendine güvenli bir bebek olduğunu ve dolayısıyla sistemimizi değiştirmemize gerek olmadığını söylemişti. Ben bu özgüven olayına kulak asmıyorum, 2. bebeğimde de kendi odasında ve kendi yatağında yatırmaya devam edeceğim.
  • Ancak güven oluşturmak ile ilgili olarak şunu söylemeliyim: Ben kızımı 6. ayın sonuna kadar su bile vermeden emzirdim. Tracy Hogg rutinini uyguladığımız için, ne zaman acıkacağını bilip önceden hazırlanıyordum. Henüz ağlama raddesine gelmeden, daha mızırdanırken yanında oluyordum. Hatta eşim sabahları uyanıp "Kızım bu gece hiç uyanmadı galiba?" diye soruyordu :) Dolayısıyla kızım ihtiyaçlarının her zaman ve zamanında karşılanacağından son derece emindi, hala da gayet kendinden emin bir bebek.
  • Takip ettiğim bloglardan ve çevremdeki diğer annelerden duyduğum kadarıyla, anne ile aynı yatakta yatan bebeklerin istinasız hepsinde emerek uyuma ve buna bağlı olarak da uyku düzensizliği sorunu var. Bence bebek, annesinin kokusunu alınca otomatik olarak meme almak istiyor. Meme emerek uyuyunca da her uyandığında meme istemeye davem ediyor. Meme isterken ve emerken uyanık olduğundan da doğru düzgün uykusunu alamıyor. Dolayısıyla kızımla ancak ikimiz de istediğimizda beraber yatıyoruz, yoksa beraber yatmayı bir günlük alışkanlık haline getirmeyi hiç düşünmedim. Kızım zaten yatağına alıştığından çoğu zaman benden uzaklaşıp, arkasını dönerek ya da yatağın uzak bir köşesine kayıp ellerini başının altına koyup uyumaya çalışarak kendi yatağına gitmek istediğini belli ediyor.
  • Belki her bebeğin ihtiyacı farklıdır fakat tahminimce her annenin ihtiyacı aynı olmalı. Kastettiğim şu: Kızımla aynı odada yatarken, o gık dese uyanıyordum. Bebek her kımıldandığında uyandıkça da uykumu alamıyor ve uykusuzluk, uykusuzluğa bağlı yorgunluk nedeniyle de gergin bir anne oluyordum. Oysa kızım kendi odasında uyumaya başlayınca ben de daha derin uyumaya başladım. Dolayısıyla daha toleranslı bir anne oldum. Bunun sonucunda da bebeğim daha huzurlu bir bebek oldu. Her anne bebeğinin nefes alıp almadığını kontrol eder. Ama bence bebek bunu, yani sizin korkunuzu endişenizi farkediyor. Bebeğim benden uzakta uyuyunca, ben de daha derin uyuduğumdan, gece boyunca 5 dakikada bir kızımın hayatta olup olmadığını kontrol etmemeye başladım. Sanırım bunun da onun huzuruna katkısı olmuştur. Bence her anne dinlenmiş ve katlanma katsayısı yüksek bir anne olmak ister. Bunun için de UYKU ŞART...
  • Tracy Hogg ile 4. ayın sonunda karşılaşana kadar 1 ay kadar kızım memede uyumaya alışmıştı. Memede uyumaya o kadar kolay alışıyorlar ki, inanamazsınız :) Benim ruhum bile duymadan bir de baktım ki benimki memmmm, mem-meee diye dile gelmiş ağlıyor [Evet, böylece kızımın ilk kelimesi meme oldu ne yazık ki:) ]. Hele kızım "mem-memmm" dedikçe, "Evet, aslında haklı. Bu onun memesi ve onu memeden ayrı tutmaya hakkım yok" diye düşünmeye başlamıştım her duygusal anne gibi. Fakat sonra Tracy Hogg'u okudum ve bakış açım tamamen değişti. Ayrıca benim eşim de, bloglarda okuduğum diğer babalar gibi "Kızımı ağlatma, ne istiyorsa ver" deyip duruyordu. Kendisini karşıma aldım "Bak hayatım" dedim. "Bir karar vermemiz lazım: Kızımı ağlatmamak için her istediğini yaparsam mı iyi anne olacağım, yoksa ona uykuya dalmayı öğretip iyi bir uyku almasına ve dolayısıyla büyümesine katkı sağlayarak mı iyi bir anne olacağım? Bebeğini ağlatan kötü anne de, bebeğini tüm gece memede tutup hem uykusuz bırakan hem de ileride diş çürümesi, çene yapısı bozukluğu vs gibi sorunlara yol açan anne, iyi anne mi? Bunları iyi düşün lütfen" dedim. Sanırım düşündü :) Bana hak verdi ve destek olacağını söyledi. Hakikaten oldu da...
Lafı çok uzattım, kızımı memede uyumamaya ve kendi kendine uyumaya nasıl ikna ettiğim artık başka bir yazımının konusu olsun :) Sonuç olarak söyleyeceğim şudur ki: Her bebeğin ihtiyaçları farklıdır. Fakat ben kendimi tanıyorum. En önemli ihtiyacımın iyi bir GECE uykusu olduğunu biliyorum. Bu nedenle, ikinci çocuğumu da kendi odasına, kendi yatağında ve kendi kendine uyumaya alıştıracağım. Bunun için yaptığım tüm fedakarlıklar ileride bana uyumlu, sakin ve fiziken iyi gelişmiş bir bebek olarak geri dönecek, eminim...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Anneler gününde nasıl bir hediye alalım?


Ben tercihimi benim kızım kadar şanslı olmayan başka ana kuzularına destek olmaktan yana kullandım:

Anneme hediye almak yerine, annem adına Nehir'e destek oldum.

Kızım da bana hediye almak yerine, babası vasıtasıyla, annesiz kuzulara destek oldu.

Bunlardan daha güzel bir hediye olamazdı sanırım. Mutluyum gece gece...

28 Nisan 2010 Çarşamba

Doğum sonrası cinsel ilişki acı verir mi?



Cevap: Evet.
Doğum yapan kadınların çoğunda cinsel ilişkiye dair bir endişe olduğunu tahmin ediyorum. Haksız da sayılmayız. Normal doğum yapanların tedirginliği zaten anlaşılır nedenlere dayanıyor. Sezeryan doğum yapanlar da karın kaslarının işlememesinden, yara yerinin ağrımasından, hassaslaşan vajina duvarlarından ve sair sebeplerden dolayı cinsellikten çekinebilirler.
Öncelikle bu konuda genel bir bilgi sahibi olursak, içimiz nispeten rahatlayabilir:
  • Doğumdan sonra cinsel ilişki ilk başlarda ağrıya sebep olabilir, acı verebilir.
  • Bunun nedeni oströjen ve/veya süt yapımında  büyük rol oynayan prolaktin hormonunlarındaki artış nedeniyle vajina mukozasının esnekliğinin azalması, vajina derisinde incelme ve sair nedenlerle vajinal kuruluk oluşmasıymış.
  • Ayrıca emziren kadınlarda emzirme dönemi boyunca yüksek prolaktin etkisiyle yumurtalıklardan normalde salınan ve cinsellikte rol oynayan estrojen ve androjen hormonları baskılanmakta ve böylece emziren annelerin çoğunda libido azalmaktaymış. Cinsel isteksizlik yaşayan kadınlar, uyarılma sorunu da yaşadıkları için vajinal bölgede yeterli ıslanma oluşmuyormuş.
  • Belki de en önemli neden ise ruhsal ve fiziksel yorgunluktur. Hem annelik kimliği hem de kendini başka bir canlının 7/24 bakımına adamak alışılması gereken bir süreç ve insandan bir hayli enerji çalıyor. Bebeğin bakım ihtiyaçları azaldıkça, uykusu düzene girdikçe ve anne, eş olmak ile annelik kimliğini bağdaştırmayı öğrendikçe cinsel aktivitenin de normale dönmesi beklenir.
  • Sonuç olarak  doğum sonrası cinsel birliktelik sırasında vajinal ıslanma ve vajinal açılma, doğum öncesine göre daha uzun sürede gerçekleşebilir.
Sonuç olarak:
  • Doğumdan sonra oluşan, cinsel ilişkide ağrıya ağrılı cinsel birleşme (diasparoni) denmekteymiş.
  • Normal doğum sonrası disparoni şikayeti daha sık görülmekteymiş. Tecrübeme dayanarak sezeryan sonrası da ağrı hissi olduğunu söyleyebilirim.
  • İlk 4-5 sefer daha fazla ağrı hissi olurken, bu acı gitgide azalmakta ve 6. ay civarında tamamen yok olmaktadır.
  • Yine teknik bilgi vermeden geçmeyelim: Doğumdan sonraki 6. ayda da devam eden ağrılı cinsel ilişki görülme sıklığı normal ve vajinal yırtık olmaksızın doğuranlar ile sezaryan ameliyatı ile doğuranlarda yüzde 3-4 iken, ileri düzeyde vajinal yırtık veya kesi ile doğum yapanlarda yüzde 11-14 olarak bulunmuşmuş. Ancak yine de ağrının 1 seneyi geçmemesi beklenir.
  • Yapılan araştırmalara göre çiftlerin doğumdan 6 ay sonra cinsel aktivite miktarı ayda 1 veya 2 olarak bulunmuş.
Dolayısıyla herkesin aynı sorunları yaşadığını düşünerek kendimizi mutlu edebiliriz :)
Çözümümüze gelince: İlişkiyi kolaylaştırmak için kayganlaştırıcı jeller kullanılabilir.

İşte benim önerim: Durex Kayganlaştırıcı Jel

Ağrının temel sebebi kuruluk, kuruluğun çözümü de kayganlaştırıcı jel. Internet üzerinden kapınıza kadar sipariş verebileceğiniz gibi, günlük alışverişinizi yaptığınız Migros gibi marketlerde de bulabilmeniz mümkün.

31 Mart 2010 Çarşamba

Anne sütü nasıl arttırılır?

Güzel Ceren'in güzel annesi Ayşe getirdi aklıma, kendi tecrübelerimi paylaşayım istedim.
Öncelikle belirtmekte fayda görüyorum: 6 ay bitene kadar kızıma anne sütünden başka hiçbir şey vermemiş bir anneyim. Kızım şu an 28 aylık ve halen emiyor.
  • İlk söylemem gereken şu: Hemen hemen her anne sütünün az olduğunu, gelmediğini ve bebeğini doyuramadığını düşünür :) Bence kesinlikle YANLIŞ bir düşünce. Fizyolojik bir bozukluk yoksa, her anne bebeğini doyurabilir. Öncelikle bu düşünceyi kafamızdan atarak işe başlıyoruz. Vre bismillah :)
Yeni doğum yapmış anne açısından olaya bakarsak:
  • Doğurur doğurmaz hemen sütümüz şakır şukur akmaz. Bu da gayet normal. Zira bebek içeriden zaten tok karnına çıkıyor, ayrıca midesi çok küçük ve de bağırsakları henüz yeni işlevlerini yerine getirmeye başlıyorlar. Bebeği süte boğmak anlamsız olur ve bebeğin bünyesini de zorlar.
  • Ayrıca ilk günlerde gelen kolostrum (ağız sütü) denen süt o kadar besleyici ki, 1 çay kaşığı kadarı bebeğe yettiğinden, ilk günler 1 çay kaşığı sütün gelmesi yeterli.
Doğum sonrası eve gelmiş ve bebeğini doğum kilosuna geri döndürmeye çalışan anne açısından olaya bakarsak:
  • Hasahanedeki 2. gününüzde bebeğin doğum kilosuna geri dönmesi gerektiğini söylerler hemen. Ben araştırdım, siz de araştırırsanız göreceksiniz ki bu hemen hemen imkansız. Zira özellikle sezeryan doğumda, bebeğin kaybettiği kilo aslında ciğerlerinden boşalan sudur (Normal doğumda bu suyun bir kısmı doğum sırasında atılıyormuş). E akıl var, fikir var: Bebeğin su olarak kaybettiği gramı, sadece 2 günde yağ olarak geri alması beklenebilir mi? Bebek ancak 2. haftasında doğum kilosuna geri ulaşacaktır. Sütüm yeterli değil diye panik yapmıyoruz. (Bana hastanemizdeki çocuk doktoru derhal formül süt vermem gerektiğini söylemişti. Tabii ki dinlemedim kendisini :) Kızımın yakınından bile geçmedi formül süt ve genetik olarak da iri bir bebek olduğundan kilosu ve boyu 6 ay boyunca %90 sınırlarında ilerledi). 
  • Bebek emdikçe sütünüz artacak. Bu durumu kabullenin. Hemen sütünüzün şakır şakır akmasını beklemeyin. İlk günlerde kızımı 11 saat boyunca emzirdiğimi bile hatırlıyorum. İlk 40 gün istedikçe memede tutun. O ne kadar size yakın durursa ve memenizi uyarırsa, beyninize o kadar çok "Süt üret, süt üret" komutu gidecek.
  • Ve yine bu nedenle bebeğinize, olağanüstü bir durum yoksa, formül süt vermeyin. Çünkü onun karnı doydukça emme isteği azalacak, o emmedikçe de sizin sütünüz artmayacak. Bırakın karnı doymasa bile sizi emsin. En nihayetinde onun da karnı doyacaktır. Yorgun bir anne için bu söylediğimi yapmak zor biliyorum ama emzirmek bir kendini adama öyküsüdür. Bunu her geçen daha iyi anlayacaksınız.
  • Ve yine aynı nedenle bol bol sütünüzü sağın. Zira sütünüz boşaldıkça, beyninize daha çok "Süt bitti, süt üret" komutu gidecek. Sağdığınız sütleri depolamınız da ayrıca moralinizi yüksek tutacaktır. Hasta bile olsanız, evden ayrılmanız bile gerekse bebeğinizin anne sütü ile beslenebileceğini bilmeniz sizi rahatlatacaktır.
Israrla "Sütüm bir an önce artsın istiyorummmm" diyen anne açısından olaya bakarsak:
  • Doğum sonrası değişen hormonlar nedeniyle çok kolay ağlayıp, çok kolay moralimiz bozulur. Hemen aklımıza bebeğimizi getiriyoruz. Kötü ruh hali süt üretimini engelleyebilir.
  • Aynı şekilde üzerimizdeki baskı da ruh halimizi kötü etkileyebilir. Kendi anneniz bile olsa "Sütün yetmiyor senin, doymuyor bu bebek" diyen hiç kimseyi dinlemeyin. İyi niyetli bile olsalar her hamilenin etrafında bu cümleyi kuran birileri bulunur ve lohusanın zaten laçkalaşmış sinirlerini iyice gererler. Böyle söylenenleri, "Ben bebeğimi aç bırakarak öldürmeye karar verdim, dağılın uleynnnn" diyerek korkutun, ağızlarını bir daha açamasınlar :)
  • Moralimizi yüksek tuttuktan sonra düzenli besleniyoruz. Lohusalıkta zor, biliyorum. Ama bebeğiniz için düzenli beslenmeniz gerekiyor unutmayın. Öğünleri atlamayın. Hatta eşinizden rica edin, öğün saatlerinde sizi arayıp, yemeniz gerektiğini hatırlatsın. Ciddiyim, insan yemek yemeyi unutuyor lohusayken.
  • Hamileyken aldığınız multivitamin ve besin desteklerine, emzirdiğiniz sürece de devam edin (Doktorunuza danışmadan kullanmayın yine de tabii ki).
 "Keyfim gayet yerinde, bebeğimi bol bol emziriyorum, doğumdan sonra 1 hafta da geçti ama sütüm yetmiyor yine de galiba" diyen anneler açısından olaya bakarsak:
  • Bol su içmekten başka çare yok.
  • Su içebilmek için tok olmalısınız, yemek yemeyi unutmayın, aç karnına su içesiniz gelmez. Rahmetli babaannem, kendisine "Zayıflamanız gerek" diyen doktora "Su içsem yarıyor Doktor Bey" demişti. Doktor da kendisine cevaben "Aç karnına su içilmez Hanımefendi" demişti ki bugün bile hala aklımdadır bu cümle :)
  • Yiyin 1 kilo tahin helvasını, baklavayı (yani bilimum tatlıyı) bakın nasıl su içesiniz gelecek. Hem böylece kafanızda "Sütün az senin" diye bıdı bıdı yapan aile büyüklerine de "Tatlı ye, sütün olur demiştim ben sana" diyerek kendilerini tatmin etme fırsatını da sunmuş olursunuz.
  • Su, su bir yere kadar. Bir noktadan sonra işkence oluyor. Bu durumda biz de tatlandırılmış su içiyoruz. Komposto, limonata, lohusa şerbeti. Hatta üzümlü komposto filan yaparsanız şekeri de çok eklemeniz gerekmez, daha sağlıklı olur.
  • Eğer moralinizi yükseltecekse bulgur, soğan vs yemek; malt, boza vs içmek yollarını da deneyebilirsiniz.
  • Hastahaneden çıkarken Humana Still Tea'yi reçeteme yazmışlardı. Hala arada sırada içiyorum. Etkisi oldu mu bilemem ama neticede doktor tavsiyesiydi; söylemeden geçemedim. Ama böyle oralet gibi suda eriyen maddeler beni hep huylandırır. Çok da fazla içmediğimi eklemem gerek.


Son olarak: Doğumdan sonra 6 hafta bitene kadar sabredin, sütünüzün ne kadar arttığına kendiniz bile şaşıracaksınız.

Tüm emzirmeyi göze alan annelere sabır diliyorum. Emzirmenin verdiği mutluluk kıyas kabul etmiyor, inanın.

25 Mart 2010 Perşembe

Hamilelikte vücutta ne gibi değişiklikler olur?


Ve de en önemlisi bu değişiklikler ne zaman eski hallerine gelir?

Hamilelikte değişen hormonlarla birlikte vücut da değişiyor. Neler olabileceği zaten her yerde yazıyor.

Bana neler olduğu konusuna gelince:

  • Ayaklarım büyüdü. Hem de öyle böyle değil; tam 2 numara attı. 
  • Basur çıktı. 
  • Ayaklarımda kramplar oluşmaya başladı.
  • Kabızlık çekmeye başladım.
  • Geceleri uyurken ellerim şişmeye ve eklem yerleri ağrımaya ve hissisleşmeye başladı.
  • Ayaklarım ve özellikle ayak bileklerim davul gibi şişti.
  • Göğüs uçlarım hassaslaştı; havlu bile değse acımaya başladı.
  • Tarifi zor olan bir noktada, ne diyeyim, klitorisin hemen arkasındaki kemiklerde (ki orada kemik olduğunu daha önce hiç düşünmemiştim) ciddi bir ağrı oluştu.

Peki tüm bu yan etkilere karşı ben ne yaptım?

  • Doğumdan sonra fark ettim ki, ayaklarımın büyümesi ile birlikte tırnaklarım da kalınlaşmış. Manikür yaptırırken tırnaklarınızı kesinlikle düz kestirin, kenarlarını yuvarlatmayın veya kenarlarından kestirip tırnağı darlaştırmayın. Bu türlü kesilirse sonunda batık oluyor, batıktan kurtulmak için gene yanını aldırmak zorunda kalıp kısır döngüye giriyorsunuz. Batık bile olsa aldırmayın sadece yan taraflarını törpületmekle yetinin. Tırnak uzayıp alttan ince tırnak geldikçe batık sorunu halloluyor. Ayrıca kesinlikle dar ve yüksek topuklu ayakkabı giymemek gerekiyor, ki zaten giyemiyorsunuz. En iyisi kendinize 2 numara büyük bir spor ayakkabı ile yine oldukça büyük ve rahat bir terlik alın ve durumu kabullenin.
  • Basura karşı Proctolog krem kullandım. Elbette doktorumun önerisi idi. Krem basuru tedavi etmemekle birlikte kaşıntı ve şişlik hissini azaltıyor. Ayrıca kortizon içermediğinden hamilelikte ve emzirme döneminde de kullanmanıza izin veriyorlar. Etkisini gösterebilmesi için, ihtiyaç hissetmeseniz bile günde iki defa (sabah ve yatmadan önce) uygulamak gerekiyor.
  • Kramplara karşı Magnezyum Diasporal Toz kullandım. Yine doktorumun tavsiyesi idi. Doktorum kramplarım olup olmadığını sorana kadar, bu durumun hamilelikten kaynaklandığı hiç aklıma gelmemişti. Magnezyum sorunu tamamen çözdü. 
  • Kabızlık problemini de Magnezyum çözdü. Çünkü yan etki olarak dışkıyı sulandırdı. Dolayısıyla magnezyum basura karşı da işe yaradı. Doğumdan sonra  6 hafta boyunca kanamam devam ettiği için, ben de demir hapı içmeye devam etmiştim. Bu sırada demir hapına bağlı kabızlık problemine karşı da magnezyuma devam etmek istediğimi söyledim ve doktorum olur verince, emzirirken de magnezyum içmeye devam ettim.
  • Geceleri ellerimin şişip, eklem yerlerinin ağrımasınaysa bir çözüm bulamadım. Sadece geceleri tuvalete kalktıkça ellerimi soğuk suyun altına tutup, yumruk yapıp açarak hareket ettirdim. Bir de sürekli aynı yana doğru yatmamaya gayret ettim; her tuvalete kalkışımda diğer yanıma dönerek yattım. Sanırım dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir sorundu.
  • Ayak bileklerime de bir çare bulamadım. Sadece rahatlamak için deniz tuzlu ayak banyosu ile serinletici jeller kullandım. Bir de çok sıcak zamanlarda ayak bileğine kolonya sürmek rahatlatıcı olabiliyor. Ayrıca ayakları olabildiğince çok vücuttan yüksekte tutmak gerekiyor.
  • Göğüs uçlarımın hassaslığının doğumdan sonra geçeceğini sandığım için ve ayrıca göğüs ucunu uyarmanın doğumu tetiklediğine dair yazılar da okuduğum için fazla üstüne düşmedim. Yanılmışım :) (Bu yazımda başıma gelenleri ayrıntısıyla anlattım.) Bir kere doğumum geciktiği için sezeryan olmak zorunda kaldım; keşke bol bol uyarsaymışım. Ayrıca doğumdan sonra da geçmedi. Şimdiki aklım olsa göğüs uçlarıma bol bol E vitamini sürerdim. Emzirirken her gün bir kapsül bitiriyordum ve çok işe yaramıştı. Ayrıca lanolinli kemlerden de emzirmeye başlamadan önce yararlanırdım, çünkü emzirirken kızıma kıyıp da bol bol sürememiştim, bebeğimin midesine yabancı bir madde gitmesini istemediğim için. Dolayısıyla benim tavsiyem, hamileyken göğüs uçlarınızı olabildiğince nemlendirip yumuşatın ve bol bol masaj yapıp elleyerek emzirilmeye alıştırın.
  • Tam bacak aramdaki kemiğin ağrısını ise geçirmek mümkün olmadı. Sadece yan yatarken bacak arama yastık koyarak yatmak bir miktar kurtarıcı oldu.

Doğumdan sonra tüm bu saydığım yan etkiler birer birer geçti. En son bir miktar basur kaldı. Genel cerrahi uzmanına göründüm, Proctolog'a düzenli olarak devam edin dedi. O da tamamen geçince eski halime dönmüş olacağım. Darısı tüm hamilelerin başına :)

22 Mart 2010 Pazartesi

Doğumdan sonra saçlar dökülür mü?



Hem de nasıl dökülür! :)

30 yıllık hayatımda ben böyle saç dökülmesi görmedim. Ama işin bir de iyi tarafı var: Çabuk sona eriyor ve saçlar yerine geri geliyor.

Üstüm başım, yatak yorgan haricinde kızımın bezlerinin içinden bile sürekli saçlar çıkıyordu. Kadın doğum doktorumu aradım: "3. aydan itibaren saçlarının dökülmesi normaldir; biraz idare edeceksin" dedi.

Anadolu kadınım da o müthiş sağduyusu ile olayı şöyle ifade etmiş: "Bebek anneyi tanımaya başladıkça, annenin saçları dökülür". Ki bebeğin anneyi tanımaya başlaması, yani refleks tepkilerin yerine bilinçli tepkiler vemeye başlaması 3. aydan sonra oluyor. Böylece tıp gibi, hayat tecrübesi de doğumdan sonraki 3. aydan itibaren saçların döküleceğini söylüyor.

Bu durumda paniğe gerek yok. Yok tabii ama ben boş durur muyum? Durmam. Peki saç dökülmesi ile başa çıkabilmek için ben neler yaptım:
  •  Bioxcin Şampuan kullandım.
  • Kelleşen noktaları kamufle edebilmek için yan kahkül kestirdim.
  • Sabah akşam saçlarımı tarayarak hem saç diplerime masaj yaptım, hem de saçlarımın oraya buraya dökülmesini önleyerek moralimi yüksek tutmaya çalıştım.
  • Saçlarımı tüm gün toplu tuttum. Bu sağdan soldan saç toplamamı engelleyip, moralimi yüksek tutmaya yönelikti.
Bioxcin Şampuan işe yaradı gibi geliyor. Ama kullanacak olanlara tavsiye: Saç diplerini yoğun nemle beslediği için, fön çektirmeye gittiğinizde kuaförünüz saçınıza yumuşatıcı sürdüğünüzü ya da saçınızı iyi durulamadığınızı söyleyebilir.

Belki de doktorumun dediği gibi 1-2 ay beklesem zaten her şey kendiliğinden düzelecekti. Yukarıdaki önerilerim aslında sadece moralimi yüksek tutmaya yönelikti.

6. ayın içinde saç dökülmem bitti, kelleşen yerlerimdeki saçlar uzamaya başladı. Kuaförüm en geç 3 ay içinde saçlarımın tamamen eski haline döneceğini söylüyor. Demek ki kuaförüm de pekçok yeni annede aynı saç dökülme döngüsüne şahit olmuş. Yani bu konuda yalnız değilim...

Demek ki en önemlisi: Saçlara kafayı takmıyor, moralimizi yüksek tutuyoruz :)

Alıntı :

Önemli Noktalar
• Doğum sonrası saç dökülmesi kalıcı bir saç dökülmesi değildir
• Saç derisinde normal olarak yaklaşık 100 bin saç teli büyür ve hergün genellikle 50 ila 200 saç teli dökülür
• Hamilelik sırasında hormon düzeylerindeki artış saçların normalden daha fazla büyümesine yol açar
• Doğum yaptıktan sonra hormon düzeyleri normale döner ve iki üç ay sonra, üç ila altı ay boyunca aşırı saç dökülmesi olur
• Saçların büyümesi, dökülmeye başladıktan sonra üç ila altı ay arasında normale dönecektir
• Doğum sonrası saç dökülmesi her hamilelikte olabilir

Doğum sonrası saç dökülmesi nedir?
Birçok kadın hamileliğin ardından saçlarının döküldüğünü farkedecektir. Hamilelik sırasında artan hormonlar deride ve vücudun birçok yerinde değişikliklere yol açmaktadır. Artan hormonlar, saçın, yaşam döngüsünde büyüme aşamasına girmesini sağlarlar. Birçok kadın hamileliği sırasında saçlarının gürleştiğini farkedecektir. Bebeğin doğumundan sonra, saç tellerinin çoğu büyümez ve iki ya da üç ay sürecek olan bir dinlenme aşamasına girer. Saçın yaşam döngüsü yeniden başladığında, saçlar büyüme aşamasına girecek ve eski saçlar hemen dökülecektir. Dökülen saç miktarı, bazılarında az, bazılarında çok olmak üzere kadından kadına farklılık göstermektedir. Eğer, kadında bu konuda kalıtsal bir yatkınlık varsa, doğumdan sonra saçları çok daha fazla dökülebilir. Doğum sonrası saç dökülmesi, genellikle iki ila üç ay sürer ve daha sonra saçlar yeniden çıkmaya başlar. Birçok kadında saçlar hemilelik öncesi durumuna geri döner.

Nasıl tedavi edilir?
Doğum sonrası saç dökülmesi için herhangi bir tedavi uygulanması gerekmez. Bu, hamilelik sırasında hormonal değişiklikler nedeniyle saçın yaşam döngüsünde oluşan geçici bir durumdur. Saçları aşırı fırçalama, kolaylıkla dökülmesini sağlayacak ve normalde iki ya da üç ay sürebilen dökülme sürecini hızlandıracaktır. Bu durum saçlara hiç bir şekilde zarar vermez. Vitamin almanın ya da baş derisini özel ilaçlarla ovmanın hiç bir yararı olmayacaktır. Bazı kadınlarda her hamileliğin ardından saç dökülmesi görülür.

12 Mart 2010 Cuma

Hamilelik çatlakları nasıl önlenir?

 

Lierac Phytolastil Jel

 

Hamileyken çok araştırmıştım. Doktorlar da, eczacılar da bu kremi tavsiye ettiler. Hatta diğer ürünlerin kozmetik ürün olduğunu ama bu jelin tıbbi bir yönü bulunduğunu da söylediler ama doğrusu ya araştırmadım,  bu yönden emin değilim. Yalnız şunu söyleyebilirim: Bende çatlak olmadı. Ki vücudumun çok yerinde zamanında oluşmuş çatlaklar vardır, yani çatlamaya müsait bir cilt yapım var.

 

Hamileyken bu jeli bol bol sürdüm. Arada başka ürünler de kullandım (badem yağı ve zeytinyağı da dahil). Dolayısıyla ürünleri karşılaştırma fırsatım oldu:

  • Diğer ürünler çok yağlı. Bu krem ise jel şeklinde olduğundan kalıntı bırakmıyor.

  • Diğer ürünler yağlı olduklarından, onları vücuda yedirmek zor oluyor. Bu kremi sürmek ise fazla vakit almadığından üşenip de sürmemezlik etmiyorsunuz :)

  • Diğer ürünleri sürmek uzun sürdüğünden, bu ürünler sürtünmenin etkisiyle sıcaklık yaratıyorlar. Bu krem ise sürüldüğünde hafifi bir serinlik veriyor (Hamileliğin ilerleyen dönemlerinde bu serinlik duygusu çok keyif verici oluyor).

  • Diğer ürünlerin (güzel veya değil) mutlaka baskın kokuları var. Bu kremin ise fark edilir bir kokusu yok (ki hamilelikte koku hassasiyeti olabiliyor).

    Alternatif olarak kokusu rahatsız edici olmayan ve özellikle kış aylarında ısıtıcı bir etkiye de sahip olan, aynı zamanda tamamen bitkisel özlerden oluşan Bella B Tummy Honey Butter'ı da tavsiye ederim. Bu markanın göğüs kremini hem göğüs ve hem de dudak koruyucusu olarak hala kullanıyorum :) Bu kremi Şişli'deki Cevahir Alışveriş Merkezi içindeki eczaneden almıştım, başka yerde satılıyor mu bilemiyorum.

    Çatlak ürünlerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus şu: Hamileliğin 3. ayından itibaren kullanmak ve doğumdan sonra da üşenmeyip 3. ayın sonuna kadar sürmek. 

    Zira hamileyken çatlak sorunu yaşamayan ve karnı hala pürüzsüz olan ben, doğum sonrası birden boşalan karnımın yan taraflarında ve birden şişen göğüslerimin etrafında minik çatlaklara sahip oldum.

    Doğum sonrası yorgunluk nedeniyle sürmek istememiştim, aynı zamanda kremim de bittiği için yenisini almakla da uğraşmak istememiştim. Hata etmişim. Bir dahaki hamileliğimde bu jelden en az 4-5 tane alıp evimde stok yapacağım. Doğumdan sonra sürmeyi de ihmal etmeyeceğim.

    Sözün Ö: Her ne kullanırsanız kullanın, ama muhakkak derinizi gevşetici nemlendirici bir ürünü, hamilelik boyunca ve doğumdan sonra da düzenli kullanmayı ihmal etmeyin.