23 Temmuz 2012 Pazartesi

Bebek Cildindeki Kızarıklık, Kuruluk, Egzama (Atopik veya Seboreik Dermatit) Nasıl Tedavi Edilir?


Yukarıdaki resimde kızım ikinci ayında ve yüzü tümüyle kızarıklık ve minik sivilcelerle kaplı. Resimde net görünmüyor olabilir ama kızarıklıklar burnu ve gözleri haricinde tüm yüzünde ve saçlı bölgede dahi var.

Bu tür egzamalar şöyle açıklanıyor: Egzama olgularının yüz­de 8′i derideki yağ bezlerinin aşırı yağ salgılamasına bağlıdır (seboreik derma­tit) ve daha çok yeni doğanda kabuklan­ma biçiminde görülür. Kalan yüzde 6’sını da terleme bozukluğuna (dishidroz) bağlı egzamalar oluşturur. Kızımın bu hali de muhtemelen eşin dostun bol tükürüklü öpücükleri, anne sütünün yağlı yapısı, emerken memeye yapışan bebeğin yüzünün terlemesi gibi nedenlerden meydana gelmişti.

Kızımın bu hali geçtikten sonra bir süre egzama etkisi görülmedi. 1 yaşına doğru ise kol ve bacaklarında egzama başladı. Demir 1 TL büyüklüğünde kuruluklar oluyordu. Önce gözle belli olmuyor, sadece elle hissedilebilir oluyordu ve ufak bir büyüklükle başlayıp çapını genişletiyordu. Yüzeyi pütür pütür ve sert oluyordu.

Akla gelen ilk soru: Neden oluyor? Bu soruya doktorlar da kesin bir cevap veremiyorlar. (Bilgi için bkz. http://www.saglik.im/egzama/)

Eg­zamaların yüzde 70′i yabancı maddeler­le temasa bağlıdır (temas dermatiti); yüzde 16’sı ise atopik dermatit adıyla anılan alerjik deri hastalığıdır.

Sadece temastan kaynaklanan egzamanın kesin nedeni biliniyor. Bu tür egzama bebeğin sürekli etkisinde kaldığı alerji yapıcı maddelerden kaynaklanıyor: Bebeğin suratına sürtünen yumuşak pamuk dışındaki kumaşlar (polar, yünlüler, tüylü pelüş, sentetik kumaşlar özellikle giysilerdeki etiketler, sert kumaşlar), metal alerjisi (giysilerdeki çıtçıtlar), popo silmekte kullanılan ıslak mendillerdeki kimyasallar (yüze vuruyormuş) ya da gıda alerjisi (özellikle süt ve süt ürünleri, yumurta beyazı, domates, pirinç, ceviz, dana eti, balık, tahin, susam, narenciye ve kırmızı meyveler) ve bence en önemlisi kullandığımız deterjanlar neden olabilir.

Atopik (yani olağan dışı) egzamada ise bebeğin derisi her uyarana karşı duyarlı olabiliyor. Atopik dermatite yatkınlık yalnızca yapısal açıdan egzamaya eğilimli ol­maktan değil astım ve alerjik nezle (ör­neğin saman nezlesi) hastası olmaktan da kaynaklanabilir. Kişiye özgü yapısal etken bazen bu üç hastalığın aynı anda ya da art arda ortaya çıkmasına neden olur. Has­taların yüzde 16-50’sinde astım, yüzde 10-20’sinde saman nezlesi gelişir. Doktorlar alerjik bünyeli bebeklerde sıklıkla egzamaya rastlandığını söyleyip, ailede alerji veya astım hastası olan olup olmadığını soruyorlar. Benim eşimde ve kayınpederimde de seboreik dermatit olduğundan, kızımda olmasını hiç garipsememiştim.

Deride ilk belirtiler doğumu izleyen altı hafta içinde ortaya çıkar (bkz. yukarıdaki resim). Bunlar da­ha çok bebeğin yüz ve yanaklarındadır. Kırmızı ve hafif kabarık lekelerin yüze­yinde küçük kesecikler, çok ince yarık­lar vardır; bunların parçalanmasıyla be­yaz bir sıvı akar; ardından da beyaz-sarı bir kabuk oluşur. Hastalığın saçlı deriye yayılmasının tipik belirtisi saçların birleşmesidir. Önceleri yalnız yüzde görülen atopik dermatit, zamanla gövde, kol ve ba­caklara, sonunda da bütün vücuda yayı­lır. Hastalık özellikle kilosu ve gelişmesi ortalama­nın üstünde olan bebeklerde görülür. Atopik dermatitte iki aşamalı bir gelişme göz­lenir. İlk aşama bebek bir yaşını ta­mamlamadan önce başlar ve iki yaşına doğru kendiliğinden geçer. İkinci aşa­ma ise hemen her zaman okul çağında ya da ergenliğe doğru ortaya çıkar. Kısa ya da uzun bir iyilik dönemin­den, genellikle yıllar süren bir sessizlik­ten sonra atopik dermatit, özellikleri de­ğişmiş olarak vücudun her iki yanında büyük eklem çevresinde ortaya çıkar (kızımdaki gelişim de aynen böyle oldu). Dizlerin arkası, dirsek kıvrımları ve yüzde özellikle dudak çevresi en sık yerleştiği bölgelerdir. Te­davi süreklilik ve dikkat gerektirir. Hastalığın yeniden alevlenme belirtileri ortaya çıktığında hemen tedavi önlem­leri alınmalıdır. Çocuk hastaların teda­visinde anne babanın dikkati, lezyonların yayılmasını önlemek açısından çok önemlidir. Yani kısaca egzaması olan bir bebeğiniz varsa egzama konusunda her zaman tetikte olmanız gerekiyor. Arada sırada parmak uçlarınızı bebeğinizin derisi üstünde dolaştırıp kuruluk var mı diye kontrol etmek en kolay yöntem.

Bebeklerinde egzama ile karşılaşan aileler çocukları doktor doktor dolaştırıp bir çare arıyorlar. Ama aslında korkulacak bir durum değil. Eğer alerjik egzama değilse, çoğunlukla 2 yaşına kadar azalarak geçiyor. Benim kızımınki ise 2,5 yaşından sonra tamamen geçti. Bazı insanlarda, hormonal dönemde yağ bezeleri aktif olarak çalışmaya başlayıp da cilt yağlanınca geçermiş. Bizim babamızda da aynı sorun olduğundan ben geçmeyecekmiş gibi hazırlamıştım kendimi, aşağıda saydığım tüm önlemlerle kızarmadan, kuruluk aşamasında yok etmeyi başarabiliyordum ve benden başka kimse kızımın egzaması olduğunu anlayamıyordu. Zaman içerisinde tamamen yok oldu. Sadece en son geçen birkaç tanesinin yerinde beyaz lekeleri kaldı. Zaman içinde onların da yok olacaklarını ümit ediyorum.

Alerji ise 1 yaş altındaki çocukların bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmediğinden tespit edilemiyor. Yani 1 yaş altındaki çocuğunuza alerji testi yaptırırsanız bilin ki testin negatif çıkması, alerji olmadığını göstermeyebilir. Bu nedenle boşuna çocuğu doktor doktor dolaştırıp, kan testleri yaptırıp yıpratmayın. Çocuk cildi konusunda uzman bir tek dermatoloğun görmesi yeterli oluyor. Biz Prof. Dr. Orhan Baransü'ye gitmiştik. Tavsiyelerini uyguladık ve ilaçsız sorunumuzu çözdük. Bir şekilde okursa, buradan kendisine teşekkür etmek istiyorum. Kızımın artık "bebek gibi" bir cildi var, sayesinde :)

Şimdi bizim uyguladığımız yöntemleri anlatacağım ama öncelikle tekrar söylemek isterim ki bizim uyguladığımız yöntemler kızımın cilt tipine ve egzama tipine uygun olarak doktorun önerdiği yöntemlerdir. Dolayısıyla her cilt tipi ve her tür egzama için işe yarayacağı garantisini veremiyorum ama en azından doğal yöntemler, zararı olmayacağı da kesin.


Egzamanın tedavi yöntemini anlayabilmek için egzamanın ne zamanlar ortaya çıktığını bilmek gerekiyor. Doktora başvurduğunuzda genellikle şu soruları soruyor size:

- Eviniz kaç derece?
Egzama kuruluğu sevmez, yani cilt nemli tutulmalıdır. Ev sıcaklığının kesinlikle 23 derecenin üzerinde olmaması gerekiyor; ideal olarak 22 derece civarı olmalı. Ev sıcak olunca evi ne kadar nemlendirmeye çalışsanız da çocuğun cildi kurur. Kaloriferler nedeniyle de ortam havası kurur ve bu da egzamayı arttırır. Sürekli kaloriferlerin çalıştığı bir ortamda yaşıyorsanız kış aylarında bebeğin odasında nem cihazı çalıştırmayı deneyebilirsiniz.

- Ne sıklıkla banyo yaptırıyorsunuz?
Her gün sıcak su ile banyo yaptırmak cildi kurutur. Ya daha az sıklıkla banyo yaptırın (mesela gün aşırı) ya da ılık su ile banyo yaptırın. Ayrıca banyo sırasında kullandığınız saç ve vücut şampuanları, kese ve lif de cildi kurutuyor. Ben 3 senedir hemen her gün duş aldırdığım halde, haftada sadece 1 kere (gerekliyse nadiren 2 defa) köpüklü banyo yaptırıyorum. Geriye kalan banyolarında sadece ılık su kullanıyorum. Ilık suyun içine de ya mısır nişastası ya da doğal yağlardan koyuyorum. Banyo suyuna damlatılan birkaç damla doğal yağ cildi nemlendirmek için birebir. Kese vs de kullanmıyorum. Kızımın vücudunu elimle ovalıyorum. İçinde ne olduğunu bilmediğiniz şampuanlar yerine de saf zeytinyağı ya da sabun cevizi sabununu tavsiye ederim. Atopik dermatit tedavisi için kükürtlü kremler tavsiye ediliyor doktorlar tarafından. Denemedim ama kükürtlü sabunlar da işe yarayabilir belki.

- Bebeğin cildini nasıl nemlendiriyorsunuz? 
Cilt kuruluğuna ve egzamaya karşı esas olan cildi nemli tutmak ve bunun için de düzenli bakım gerekiyor. Cildi nemli tutmanın en bilinen yolu ıslak cildin üzerine yoğun bir krem ya da yağ sürerek nemi cildin içine hapsetmektir. Her gün duş aldırılan bebeğin cildine nemlendirici bir krem sürülebilir. Belirli markaları çok övüyorlar. Ben ise bildik markalar yerine değişik markaların organik kremlerini kullandım. Zira bence önemli olan kremin markası değil, nasıl kullanıldığı. Nemli cilde düzenli olarak her gün uygulanırsa her krem ya da yağ işe yarar bence. "Atopik ciltler ya da hassas ciltler için nemlendirici arıyorum" dediğinizde her markanın tonlarca ürünü olduğunu göreceksiniz. Bence basit bir vazelin bile amaca hizmet etmek açısından yeterli gelecektir. Ayrıca unutmamak gerekiyor ki, bebeğin cildine çok fazla krem sürmek de cilt bariyerinin oluşumunu geciktirebiliyormuş. Günde 2 kez krem sürmek yeterli. Kızımın egzamasının olduğu dönemlerde sabah uyanır uyanmaz ve akşam duş aldıktan sonra nemlendirici krem sürüyordum. Önemli olan bu uygulamayı DÜZENLİ yapmak, aksatmamak. Bir de krem tek başına yeterli değil, kremi sürmeden önce bebeğin cildini suyla hafif nemlendirmek ve kremi öyle sürmek daha çok işe yarıyor. Banyodan sonra doğal yağlarla (badem yağı, kantaron yağı, avokado yağı, susam yağı vs) yağlamak da suyu yani nemi deriye hapsediyor. Ama benim tavsiyem asla bebe yağı kullanmamanız. İçlerinde ne var bilmiyorum ama hamileyken bebe yağını ben kendimde kullandığımda cildimi daha da kuruttuğu hissine kapılmıştım. O nedenle kızıma kullanmadım. Doğal yağlardan kullanmak istemiyorsanız medikal yağlardan da kullanabilirsiniz.
Eğer yağ yerine krem kullanmak istiyorsanız vazelin benzeri yoğun etki yapan ve sıklıkla tavsiye edilen bir krem daha var: Oalitim Gel. Ama unutmayın ki bu krem de aslında sıvı parafin, yani bir petrol türevi. Dolayısıyla ben bu kremi kullanılması taraftarı da değilim. Ama kortizondan daha zararsız olduğunu düşünüyorum.


Ben tavsiye üzerine şu kremi kullandım ve çok faydasını gördüm:


İnatçı olan egzamalara Melvita marka organik pişik kremi sürüyordum. Denemiş bir annenin tavsiyesi üzerine almıştım, ben de memnun kaldım. Bana "4. kere sürdükten sonra kesin geçiyor" demişti, ben de aynısını söyleyebilirim. Düzenli olarak arka arkaya her gece sürünce 4. gecede geçiriyor. İçinde kalendula, pamuk ve zeytin yağları var. Vücut tarafından zor emiliyor, sürünce deride beyaz bir tabaka halinde kalıyor. O nedenle akşamları yatırmadan sürüyordum.


- Kortizon kullandıktan sonra ne kadar süre içinde kuruluğun tekrar ortaya çıktığı da önemli bir gösterge.
Eğer 2 yaş altı her tür kuruluk ya da egzamada panik halinde doktora koşarsanız, doktorunuz da sizi rahatlatmak için kortizonlu kremlerden verecektir. Kortizonlu kremler egzamayı geçirmiyor ama baskılıyor. Yani kremi kullandığınız sürece egzama ortaya çıkmıyor ama kremi kullanmayı kesince tekrar beliriyor. Dolayısıyla aslında bir tedavi yöntemi değil, sadece ailenin içini rahatlatmaya yönelik. Aynı şekilde deniz suyu ve güneş de egzamayı baskılıyor. Yaz bitip, kış başlayınca egzama tekrar ortaya çıkıyor. Kortizonlu kremleri kısa süreli kullanmanın doğrudan bir zararı yokmuş. Ancak uzun süreli ve yoğun kullanımlarda yan etkileri ortaya çıkıyormuş. Ben yine de minicik bir bebeğin cildine kortizonlu krem sürülmesi taraftarı değilim. Kortizonlu kremi sürmeyi kestikten sonra kuruluğun ortaya çıkma süresi yukarıdaki önlemleri almanıza rağmen uzamıyorsa kortizonlu krem sürmenin de bir anlamı kalmıyor. Kortizonlu kremlerden vazgeçince daha uzun süreli düzelme elde ettiklerini söyleyenleri de gördüm ayrıca.

- Bebeğin çamaşırlarını neyle yıkıyorsunuz?
Hani biz çocukların çamaşırlarını sabun tozu ile yıkıyoruz ya genellikle? Prof. Dr. Orhan Baransü, alerjik ciltleri olan çocukların çamaşırlarının sabun tozu ile yıkanmasını istemiyor. Sabun tozu iyi durulanmaz ve kumaşta yapışık kalırmış, bu da cildi iyice kuruturmuş. Normal deterjanla yıkamamızı önermişti. Yumuşatıcı ise külliyen yasak. Zira yumuşatıcılar kumaş ipliklerinin etrafına yapışarak bir tabaka oluşturmak suretiyle kumaşta yumuşaklık hissi yaratıyorlar (Yumuşatıcılar hakkında kısa bir bilgi için bkz: http://sabunagaci.wordpress.com/2012/06/13/sss-sabun-cevizine-ekstra-durulamaya-gerek-var-mi-2/). Dolayısıyla yumuşatıcı kullanmak bebeğin giydiği kıyafetlerdeki bu tabakanın, bebeğin cildini tahriş etmesine yol açıyor. Ben toz sabun kullanmayı kesmekten daha da iyi bir şey yaptım ve sabun cevizi kullanmaya başladım. Sabun cevizi kullandığımızdan beri eşimde de kızımda da egzama olmuyor. Sabun cevizim bitip de başka bir deterjan kullanırsam eşimdeki egzama hemen tekrar çıkıveriyor. Dolayısıyla bizim evde tüm kıyafetler sabun cevizi ile yıkanıyor. Yukarıda linkini verdiğim sitedeki kimyager anne de alerjik bünyeli oğlu için tüm ev, çamaşır ve vücut temizliği için sabun cevizi kullanıyor ve o da bizim gibi faydasını gördüğü için satışını da yapıyor: http://www.sabunagaci.com/p/about-us.html

Ve en son olarak kızımda en çok işe yarayan ve Prof. Dr. Orhan Baransü'nün tavsiyesi olan tüyoyu veriyorum: Mısır nişastası banyosu. Papatya suyu ve kaya tuzu (ya da karbonat) ile yapılan banyonun da işe yaradığı söyleniyor ama ben kendi denediğim yöntemi anlatayım:
Yukarıda da yazdığım gibi haftada sadece 1 kere köpüklü banyo yaptırmama rağmen her gün kızımı ılık suya sokuyorum. Bebek küvetini doldurup kızımı da içine oturtuyorum. Orhan Bey, bebek küveti için 30 gr, normal küvet için 100 gr mısır nişastasının yeteceğini söylemişti. Ama benim kızım nişastanın eriyişini izlemeyi çok sevdiğinden (böylece banyo saatlerinde deney de yapmış oluyoruz) bazen bir paketi bile boşaltabiliyor. Sıkılana kadar nişastalı ılık suda oynadıktan sonra durulamadan çıkarıyorum. Yüzündeki kuruluklara da nişastayı suda ezip sürüyorum. Çok küçük bebekler için serum fizyolojik de kullanılabilir. Hatta ben çok severim, doğal gül suyu da başka bir alternatif olabilir.

Ama sonuç olarak belirtmek isterim ki bu doğal bir yöntem olduğundan ilk kullanımlarda, ilaç gibi aniden sonuç veren bir etki beklememek gerekiyor.

Hamileliğin sonlarına doğru safra asitlerinin yükselmesinden dolayı oluşan kaşıntılar için de yine aynı yöntemi deneyebilirsiniz. Kendisinde deneyince faydasını daha rahat anlıyor insan. 

Son olarak hatırlatmak isterim ki egzama şak diye geçen bir rahatsızlık değil. İlk coştuğu zaman doktor tavsiyesi ile kullanacağınız  ilaçlı kremlerle biraz sakinleştirip, sonra her gün ama her gün devamlı ve düzenli bakım gerektiriyor.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Alıştırma Külodu Kullanılmalı Mı?


Bu sorunun cevabı, alıştırma külodunu hangi amaçla kullanmak istediğinize göre değişiklik gösterir.

Eğer bebeğinize tuvalet eğitimi veriyorsanız ve etrafı sulamasın diye alıştırma külodu kullanmayı planlıyorsanız, tavsiye edilmiyor. Zira bu canavalar, çişleri paçalarından aşağı akmadığı ve bir çiş göleti ortasında kalakalmadıkları sürece çişlerini tuvalete yapmaları gerektiğine ikna olamıyorlar. 

Ben kızımı 9. ayından beri tuvalete oturtuyorum ve kızım 12. ayından sonra kakasını asla altına yapmadı (bkz. http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2010/12/tuvalet-egitimi-ne-zaman-verilmeli.html). Buna rağmen 21. ayında başladığımız idrar tutma eğitiminin tamamlanması 2-3 ay sürdü.

Bu süreçte elbette ev gezmelerine gidiliyor ve her gün parka çıkılıyor. Başkasının evinde bebeğinizin koltukları ve halıları ıslatması zaten utanç verici olabiliyor. Hele bir de parkta kaydırağın tepesinde filan işemeye kalkarsa, iş iyice eğlenceli bir hale geliyor :) Bezlemeye kalksanız, bir bezli bir bezsiz olunca tuvalet eğitimi uzuyor.

Bu tür zor durumda kalmaların önüne geçebilmek için tek çare: Alıştırma külotları. Giysiler gene ıslanıyor ama en azından koltuklar ya da halılar veya kaydırak ıslanmadan olaya müdahale edebilme şansınız oluyor.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz BabyNeo marka organik ve kalın kumaştan yapılmış alıştırma külodu. Ben çok sevdim bunları ama ne yazık ki kızım sevmedi. Zira çişi kaçırmaması için bacak ve bel lastiklerini oldukça sıkı yapmışlar. Bizim Kontes ise sıkıntıya asla gelemiyor. Ayrıca çişi iyice emsin diye kalın yapmışlar. İnce, hazır bezlere alışan Kontes, o kalınlık hissinden de hoşlanmadı.


Biz de bu yukarıda gördüğünüz, her bebek mağazında bulunan alıştırma külotlarından aldık. İçi pamuklu, dışı plastik, yapısı ince. Çantada filan da az yer kaplıyor.

Geceleri ise külot giymeye alışmış Kontes hanım bez bağlatmak istemiyordu. Biz de Huggies DryNights kullandık.


Yurtdışında gece alıştırma külotlarının kumaş modelleri de var ama ben "Gece eğitimi kısa sürer" diye düşünerek sipariş etmemiştim. Pişmanım, Kontes'in gece bezini tamamen çıkarması 1 sene sürdü:



Özet olarak, evde değil ama ev dışına çıkarken bebeğinizi bezlemek zorunda kalmak istemiyorsanız, alıştırma külodu almanız sinirsel sağlığınıza katkı sağlayacaktır :)

24 Haziran 2012 Pazar

Tuvaletini Uzun Süre Tutamayan Çocuk Ev Dışında Tuvaletini Nasıl Yapabilir? Potette Portatif Lazımlık ve Tuvalet Adaptörü


Bu bir ürün tavsiyesidir. Özellikle kız çocukları olanlara şiddetle tavsiye edilir.

Kızım bezini bıraktığında 21 aylıktı. İlk başlarda yarım saat, sonraları saat başı tuvalete gidiyorduk. Ne akla hizmetse de yazın gelmesini beklemiştim bezi bırakmak için. E, hava sıcak, çocuk sokağa çıkmak istiyor. Zaten tüm gü parkta, hafta sonları piknik yapmaya gidiyoruz tüm gün sokaktayız, zaten gezmeyi seven bir aileyiz sürekli otoyoldayız. E, bu çocuk çişini nereye yapacak?

Erkek çocuk açısından çiş olayı kolay, bir pet şişe ya da kullan-at bardak iş görebilir. Ama erkek çocuğun da kakası evin dışında, tuvalet de bulunmayan bir yerde gelebilir.

Ayrıca ev dışında çocuğu tuvalete oturtmak da zor. Bir kere her tuvaletin hijyeninden emin olamıyorusunuz. Ayrıca benim kızım gibi henüz klozet üzerine dengesini kurarak oturamayacak kadar küçük bebekler için tuvalet adaptörü olmadan klozete oturmak ürkütücü olabilir. Çocuk reddedebiliyor.

Ayrıca yaşları birbirine yakın iki çocuğu olanlar açısından hem lazımlık hem de adaptör için ayrı ayrı ürün kullanma zorunluluğu da ortadan kalkmış oluyor.


İşte tüm bu sorunları, yukarıdaki ürünle aştık: Potette Plus. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Öncelikle klozet adaptörü olarak kullanabiliyorsunuz. Yukarıdaki resimde görülen mavi kısımları yanlara doğru açıp, beyaz ve ortası delik kısmı klozetin üzerine getiriyorsunuz. Mavi kısmın altındaki silikon bölümler, adaptörün kaymasını engelliyor. Ayrıca çocuk mavi kulakların her iki tarafından tutunarak hem güven hissi sağlıyor hem de ıkınması gerekiyorsa, rahatça ıkınabiliyor.


Eğer tuvalet yoksa ve lazımlığın içine yapmanız gerekiyorsa, yukarıda görünen ortası delik beyaz kısmın içine bir poşet yerleştiriyorsunuz. Poşetin saplarını, mavi kulakçıklara doluyorsunuz. Bebek poşetin içine tuvaletini yapıyor. Poşeti çıkarıp, ağzını bağlayıp çöpe atıyorsunuz.


Çantanızda taşırken de yukarıdaki resmin sağ altında görülen şekilde, kulaklarını içeri doğru katlayıp, ürünle birlikte gelen ağzı büzgülü plastik taşıma çantasının içine koyuyorsunuz. Normal adaptörlerden daha küçük olduğundan fazla yer kaplamıyor. 

Yukarıdaki resimde görülen kurbağa desenli poşetler Potette'e özel. Poşetin içinde yapışık bir ped var. 20 mililitre sıvıyı emebiliyormuş. Böylece bebeğiniz çişini yaptığında, bu ped sıvıyı emiyor ve siz elinizde poşeti taşırken içinde bir sıvı taşıdığınız belli olmuyor. Sızdırma yapma riski de olmuyor tabii.

Potette'i aldığınızda içinden 2-3 adet poşet çıkıyor. Yedek poşetler ise 10'lu olarak satılıyor. 

E, peki ben altı üstü bir poşete para verir miyim? :)
Yedek poşetlerden ben hiç kullanmadım. Kendim hazırlıyordum. Normal kadın pedlerini ikiye bölüp ya da sadece kulaklarını kesip tanınmayacak hale getirdikten sonra market poşetlerinin dibine yapıştırıyordum. Market poşetinde delik olmaması önemli tabii. Bu yedek poşetleri de yanımda taşıyordum yedek olarak. Ayrıca arabada her zaman birkaç poşet ve birkaç kadın pedi bulunduruyordum.

Elbette tüm bunlar "medeniyetin" zorunlu sonuçları. Ama bezi bıraktıktan bir süre sonra ardamarım çatladı :) Otoyol kenarında ya da piknikte filansak, yani kimsenin kızımın çişi ile temas etme riski yoksa, çiş için torba kullanmamaya başladım. Kızım zaten kakasını sanırım hiç lazımlığa yapmadı. Çünkü daha önce de yazdığım gibi kızım 12. ayından itibaren kakasını tuvalete yapıyor, yapamayacağı durumlarda da tutmayı tercih ediyor: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2010/12/tuvalet-egitimi-ne-zaman-verilmeli.html

Eğer aletin nasıl kullanıldığı gözünüzde canlanmadıysa şu videoları izleyebilirsiniz:




"Siz kullanabildiniz ama acaba bana da uyar mı ki?" diyenler için kullanan iki farklı annenin önerisi ve hatta birinde ayrıntılı fotoğrafları da var:


http://evaciton.wordpress.com/2011/11/01/tuvalet-egitimi-nasil-obil-olunur/#more-1014

Bizim şu anda kullandığımız 3. Potette'imiz. Bir tanesini annem parkta unuttu, bir diğerini eşim otobanda unuttu... Yine de gidip 3. Potette'i alma ihtiyacı hissettik. Kızım da lazımlığını çok seviyor, işte ispatı :)


21 Haziran 2012 Perşembe

Haziran'ın 3. Haftası Pazarda Neler Var? Çocuklar İçin Sağlıklı Atıştırmalık: Semizotu

http://www.yoreselyemektarifleri.com/index.php/semizotu-salatasi/

Sebze ve meyve alışverişimi yıllardır pazardan yaparım. Perşembeleri semt pazarımız var. Cumartesi günü de organik pazara giderim vakit buldukça. Havalar soğuduğunda ise eve sipariş veririm. Pazardan aldığım/Eve sipariş ettiğim sebze ve meyveler de o hafta evimizde neler pişeceğini gösterir :)


Bakalım bu hafta pazarda neler vardı:

  1. Dolmalık biber
  2. Semizotu
  3. Tarla Domatesi-Salatalık
  4. Kırmızı Elma (tatlı)-Çilek-Kiraz
  5. Karpuz
  6. Yumurta
  7. Organik Sarı Somun Ekmeği
  8. Organik Pastörize Süt: Elta Ada marka
  9. Organik Tava Yoğurdu: Elta'nın yeni ürünü. Şiddetle tavsiye ederim! 
  10. Dereotu 
  11. Maydanoz
  12. Taze soğan
  13. Tere

Demek ki evimizde bu hafta ne pişecekmiş?! :)

  1. Etli dolma: Kızım biberlerini yemiyor. Yine de içinde protein (kıyma), karbonhidrat (pirinç) ve sebze (domates, soğan) bulundurduğu için son derece sağlıklı bir öğün olduğunu düşünüyorum. Yanında kefirini de içiyor. Üstelik de bayıla bayıla yiyor.
  2. Semizotu: Semizotu yemeğini ancak içine normalden fazla bulgur koyarsam yiyebiliyor kızım. Ama çiğ haline bayılıyor. Arada atıştırmalık olarak zigonun üzerine koyuyorum, gelip gidip yiyor. Domatesli salatasını yapıyorum, kendisi yiyor. Zaten bu salata, semizotu yemeğinin pişmemiş hali bence :) Daha da sağlıklı yani... Bazen de yoğurtlu salatasını yapıyorum. Onu da öğün olarak, severek tüketiyor.
  3. Çilek ve kiraz: Kızımın yeni ara öğünü kırmızı meyveler.
  4. Karpuz: Kızım hastası oldu. Akşam parktan eve karpuz hayaliyle gelmeye ikna oluyor: "Eve gidip karpuz yiyelim mi anne?" :)


Bundan güzel öğün mü olur? :)


18 Haziran 2012 Pazartesi

Yıkanabilir Kumaş Kadın Pedi (Washable Pads) Konforlu mudur? Demir Lekesi Nasıl Çıkarılır?



Ben gelişen teknolojinin doğaya uyumlu şekilde yönlendirilebileceğini düşünüyorum. Modern kumaş kadın pedleri de bunun en güzel örneklerinden biri bence.

Bir süredir kumaş kadın bezi kullanıyorum. "Acaba tiksinir miyim?" diye tereddüt ettiğim dönemde bana destek veren Tanya Seçil'e teşekkür ediyorum.

Benim kullandığım kadın pedi NeoComfort marka ve bambu kumaşından elde edilmiş. Bambu kumaşı özellikle tercih ettim. Kızıma da bambu kumaştan dokunmuş havlular kullanıyordum ve ne kadar emici olduklarını biliyordum.

Resimde de görüldüğü gibi pedlerin kanatlarında çıtçıtlar var. Kanatları iç çamaşırınızın etrafından dışa doğru katlayıp çıtçıtlarla birbirine kenetliyorsunuz. Çoğunlukla kaymıyor. Ama gecelik ya da külotlu çorap giymeden etek giyecekseniz sağa sola oynama ihtimali var. Bu ihtimali bertaraf etmek için de pedin altına amerikan fermuarı dikebilirsiniz. Yalnız bu durumda dikkat etmeniz gereken bir husus var: Amerikan fermuarının kapatıcı yüzeyini saklayın ve yıkama yaparken mutlaka o yüzeyi kapatıp, öyle yıkamaya atın. Yoksa diğer çamaşırlara yapışıp, kumaşı zedeleyebilirler.


Yıkama hususuna gelince, ben şöyle yıkıyorum (bu işlemleri bebeklerine demir ilacı kullanıp da lekelenen kıyafetlerle başa çıkamayanlar da uygulayabilir, zira kan gittikten sonra geriye kalan lekeler aslında sadece demir lekesi)
  1. Öncelikle kanı suyun altında akıtıyorum.
  2. Sabun cevizi ya da zeytinyağı sabunu gibi bir bir sabunla çitiliyorum (normal sabun, lekeleri çıkartmıyor).
  3. Eğer inatçı bir leke varsa üzerine limon sıkıyorum (dalga geçmeyin, işe yarıyor).
  4. Eğer suda bekleteceksem limonlu ya da elma sirkeli suda bekletiyorum (kullanım talimatında en az 30 dakika ila 1 saat arasında bekletin yazıyor). Eğer çıkarır çıkarmaz çitilemişsem bekletmeye hiç gerek kalmıyor. 
  5. Düşük ısıda yıkıyorum. Zira sıcak su, demir lekesini sabitliyormuş.
  6. Benim çamaşır makinemin leke programı var. O programdan "kan lekesi"ni seçiyorum. Eğer çıkarır çıkarmaz yıkamış ve çitilemişsem en kısa programda 15 dakika yıkama yapmam yetiyor.
  7. Sabun cevizi ile yıkama yapıyorum (Yumuşatıcı zaten hiç kullanmadım ama bu pedlerle özellikle kullanmamak lazımmış. Çünkü yumuşatıcılar ipliğin etrafını kaplayarak yumuşaklık hissi veriyorlarmış ama bu durumda da kumaşın emiciliği azalıyormuş.)
  8. Acelem varsa kurutma makinesinde kurutuyorum. Ama önceliği güneş altında kurutmaya veriyorum. Zira güneş cidden lekeleri yok ediyor. İlk duyduğumda ihtimal vermemiştim. Ama denedikçe gördüm. Islakken "Çıkmamış bunun lekesi" dediğim pedlerdeki lekeler, güneş altında kuruduktan sonra görülmeyecek derecede hafiflemiş oluyorlar. 
  9. Demir lekesi bazen çıkmayabiliyor. Lekeli olması, pedin kirli olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle kafama takmıyorum. Yıkandıkça lekeler çıkıyor zaten. Şu anda evime gelip "Getirsene şu pedlerini bir bakalım." deseniz, an azından 2-3 tanesini hiç utanmadan gösterebilirim; çünkü hemen hemen yarısı her adet döneminden sonra tamamen lekesiz olarak yıkanmış oluyor.
Suda bekletmek için kilitli kovaları kullanıyorum. Böylece hem görüntü kirliliği yaratmıyorlar hem de kızım kazayla filan içini açıp eller mi, endişesi yaşamıyorum:


Her gün 3 adet bez kullanıyorum. Düzenli yıkamada, toplamda 6 adet bez, yedi gün boyunca yetiyor. Çamaşır makinesini daha az çalıştırmak isterseniz, bez sayısını daha fazla tutmanız gerekiyor.

Çamaşır suyu asla kullanmıyorum. Zira hem kumaşı deforme ediyor hem de cilt sağlığı açısında zararlı olduğu ispatlandı. Bembeyaz kumaşlarım olsun diye kanser olmak istemiyorum. Bu ürünün bambu kumaşı, üst yüzeydeki sıvı geçirmez kaplaması, dikiş ipliği, etiketi ve hatta çıtçıtı bile Öko-Tex sertifikalı.

Tüm adet dönemi boyunca bu bezleri kullanıyorum. Ama ikinci ve üçüncü günlerde, sabahları tampon kullanıyorum (tampon kullanımını merak ediyorsanız: http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2011/09/yaz-tatilinde-regl-olmak-tatilin-sonu.html). Çünkü o dönem kanamam fazla oluyor. O günler yoğun bir iş temposundaysam, yine sabahları pedimle beraber tamponu da ihmal etmiyorum. Böylece tuvalete gidip pedle uğraşarak vakit kaybetmek zorunda kalmıyorum (bunu zaten normal ped kullanırken de yapardım). Henüz denemedim ama uygun bir zamanımda tampon yerine menstruasyon kaplarından alıp denemeyi düşünüyorum, böylece bir kullan-at üründen daha kurtulmuş olurum:
http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com/p/deneyimler.html
http://dunyayikurtarankadinlar.blogspot.com/p/sorularmz-ve-cevaplar.html

Ev dışında, kullanılmış pedleri emici kısmı içe gelecek şekilde katlayıp, kulaklarını da üstüne doğru katlayarak çıtçıtları ile iki yandan kapatıp, yukarıdaki resimde görülen pembe çantasına atıyorum. Çanta su geçirmeyen kumaştan. Kirli pedler tüm günlerini o çantanın içinde geçirebiliyorlar. Yedek pedleri de bu çantanın içinde taşıyorum ki hijyenik bir şekilde taşınıyorlar böylece. Zaten pedler antialerjik ve antibakteriyel kumaştan üretilmişler.

Almak isteyen varsa, ürünü internet üzerinden (online olarak) da alabilirsiniz: http://www.babyneomarket.com

Eğer kendi dikmek isteyen olursa, o da mümkün: http://uturuki.blogspot.com/2010/07/geri-donusumun-bir-adm-otesi.html

Neden kumaş ped kullanma ihtiyacı hissettim? Bu soru çok geliyor. Herkesin nedeni ayrı olabilir. Benim nedenlerim şunlardı:
  1. Plastik malzemelerden hoşlanmıyorum. Cildimi tahriş ettikleri gibi, tenime dokunuşundan da hazzetmiyorum. Kim pamuklu tiril tiril bir kumaş dururken, naylon kumaştan giysi giymek ister ki? Ayrıca normal pedlerdeki plastik bende tahrişe yol açıyordu. Sadece bende oluyor sanıyordum. Meğer "Alerjik Kadın Tahrişi" denen bir hastalık varmış. Kumaş bezlerde böyle bir alerjik tahriş olmuyor.
  2. Hayatı kolaylaştırdıklarını iddia eden ürünlerin aslında sağlığımızla oynayarak hayatı zorlaştırdıklarını düşünüyorum. Dolayısıyla kullan-at ürünlerin hiçbirine güvenmiyorum. İmkanım varsa sürekli kullanımı olan ürünleri tercih ediyorum. Bu ürünü 25 yıl boyunca kullanabilirmişim. Sonra da menopoza girerim zaten herhalde :)
  3. Tüketimin teşvik edilmesinden hoşlanmıyorum. Belirli ürünler için "sürekli" harcama yapmak hoşuma gitmiyor. Sırf bu nedenle bile kullan-at ürünlerin hepsinden vazgeçebilirim. Normal bir kadın hayatı boyunca yaklaşık 10.000 adet kadın pedi kullanıyormuş.
  4. Bir kadın olarak adet dönemlerimde nasıl hissedeceğimin empoze edilmesinden hoşlanmıyorum. Kumaş ped de buna karşı kişisel bir başkaldırı (dalga geçmeyin demiştim, değil mi?). "Hijyenik" pedler takıp, hiç ağrı sızı hissetmeden, bembeyaz pantolonlar giyip, hayatıma her zamanki gibi devam etmek istemiyorum. Bu beden benim. Regl olduğumda neler hissettiğimi ve nasıl davranmak istediğimi ben belirlemek istiyorum.
  5. Pis olmadığımı hissetmek hoşuma gidiyor. Kendi pedimi kendim yıkıyorum. Suyla temizliyorum, misss gibi yapıyorum. O zevki, hijyenik pedleri plastik kaplarına sarıp, tuvalet köşelerindeki çöp tenekelerine atarken yaşayamıyorum. İnsan psikolojisi işte :)
  6. Doğaya bir faydam olduğunu hissediyorum. Yılda ortalama 350.000.000 ped tüketiliyormuş ve bu pedlerin her biri doğada ancak 200 yılda kayboluyormuş. Yakılmaları durumunda ise ortaya ciddi miktarda, zehirli bir gaz olan dioksin çıkıyormuş. Ayrıca ped atıkları aynı zamanda kan atıkları olduğundan Hepatit B ve HIV gibi hastalıklar açısından taşıyıcı da olabiliyormuş. Düşündüm de, hastahanelerde en ufak kan bulaşmış aletleri bile "Tıbbi Atık" çöplerine atıyorlar. Bizim pedler ise her yerde!
Özetle; ben kendimi kumaş bezle rahat hissediyorum, vicdanen de huzurlu oluyorum.

Güncelleme:   Bu yazıyı yazdıktan bir ay sonra kişisel tarihimde bir dönüm noktası yaşandı ve aylardır devam ediyor. Artık ben de regl olduğunu tuvalete gittiğinde fark eden kadınlardanım. 22 yıldır çektiğim sancılar bıçak gibi kesildi. Ki doğumdan önce her ay hastaneye kalkar, damardan ağrı kesici almak zorunda kalırdım; her ayımın 3 günü iptal olurdu. Hamile kalmam ve doğum yapmam bile ağrılarımı tamamen sonlandırmamıştı. Geldiğim bu noktaya inanamıyorum. Sanırım hepsi psikolojikmiş.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Babalar Gününde Ne Hediye Alınır?



Biz ailecek özel günleri kutlamaya çevirmekten ve bu günlerde hediye almaktan hoşlanmayız. Ama mutlaka hediye almamızı gerektirecek bir durum varsa önceliği hayır kurumlarına bağış yapmaya veririz. 

Babalar Günü için bağış yapmanın anlamlı olacağı iki kurum tavsiyem var:

  1. Darüşşafaka: Babasız çocuklara 4. sınıftan lise son sınıfa kadar "parasız" eğitim veren ve bu şekilde eğitimde fırsat eşitliği sağlayan kurum 150 senedir sadece bağışlarla ayakta duruyor. Siz de babanız adına, babasız bir çocuğun eğitimine destek olabilirsiniz. İnternet üzerinden (online) bağış yapma imkanınız da var: https://www.darussafaka.org/tr-TR/bagislarinizla-buyutun/Sayfalar/donation.aspx
  2. Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı: Vakıf, 1979 yılından bu yana arkasında dağ gibi bir babası bulunmayan, korunmaya muhtaç çocuklara destek veriyor. İnternet üzerinden (online) bağış yapabilirsiniz: http://www.koruncuk.org/site/onlinebagis

Ama babanızın eline maddi bir hediye vermek istiyor olabilirsiniz. Mesela eşimin ilk babalar gününün çok özel olduğunu düşünüp hep hatırlanmasını istemiştim ve bu nedenle ona çok özel bir hediye hazırlamıştım. Kızımın doğumundan babalar gününe kadar geçen sürede, eşimle kızımın özel anlarına dair fotoğrafları kronolojik sıra içinde dizip fotoğrafların altına kızımın ağzından yorumlar yaptığım bir kitap hazırlamıştım. Eşim her nedense o kitabı pek sık okuyamıyor, gözleri filan mı doluyor acaba? :)

Tatillerimizi vs de bu şekilde kitaplaştırarak somut hale dönüştürüyorum. Kızım o kitapları incelemeyi çok seviyor. İlk defa kitap hazırlattığım siteden çok memnun kaldım ve başka bir site denemedim: http://www.fottom.com/

Kendim tasarlıyorum, şeklini şemalini kendim belirliyorum ve kullanılan malzemenin kalitesi de çok iyi: http://www.fottom.com/urunler/foto-kitap

Tavsiye ediyorum.

10 Haziran 2012 Pazar

Sivrisinek Nasıl Kovulur? Sivrisinek Isırığına Karşı Ne Kullanılır?

İşte bizim sivrisinek kovucumuz: Lavanta yağı.

Biraz pamuğa bu yağdan döküyorum ve yatak başımızın üzerine koyuyorum. Zaten lavanta kokusunun uyku kalitesini iyileştirdiği söylenir. Hem rahat uyuyoruz hem de sivrisinekler kesinlikle yaklaşamıyorlar. İlk başlarda acaba ayaklarımızı ısırırlar mı, diye düşündüm. Ama gördüğüm kadarıyla odadan bile içeri giremiyorlar.

Vücuda sürmek için de badem yağı (ya da zeytinyağı) ile hint defnesi (tea tree oil) (ayrıca okaliptüs ve lavanta yağı da eklenebiliyormuş) karışımı sürülebiliyormuş. Henüz denemedim ama bu yaz kesin deneyeceğim. Bebeklerin cildine ağır gelebilir bu karışım. O nedenle bebeğin yanında lavanta yağı dökülmüş pamuk bulundurmak daha doğru bir çözüm olur.

Bu sene sinekler de bir garip. Alerjik bir bünyem yoktur ama bu sene sivrisinek ısırıkları bende bile alerjik tepkiye yol açtı, bacağım kıpkırmızı oldu. Sivrisinek ısırığının kabarıp kaşınmasının nedeni sivrisinek salyasına karşı verilen alerjik reaksiyonmuş. Pek çok farklı sivrisinek türü olduğundan, bunlardan bazılarına diğerlerinden daha fazla alerjik tepki verebilmeniz mümkünmüş.

Sivrisinek ısırığına karşı da şunları yapıyorum (bu malzemeler zaten ilk yardım çantamızda bulunuyor, her zaman hemen elimizin altında):
  1. Her Türk gibi limon kolonyası ile ovalıyorum :) Limon yağı da olabilir. Hatta limon dilimi ile de ovabilirsiniz.
  2. Bir kalıp sabunu ıslatıp, ıslak sabunu ısırığın üstüne sürtebilirsiniz.
  3. Isırığın üstünü hafifçe ıslatıp karbonat sürebilirsiniz. Karbonatı arı sokmasına karşı da kullanabilirsiniz. Karbonatın etki etmediği insanlarda sirke etki ediyor. Biri asit, diğeri baz. Biri etki etmezse, diğeri eder. Karbonat yerine tuz da kullanabilirsiniz.
  4. Lavanta yağı ile ovuyorum. Sadece ısırığın üstüne denk getiriyorum (ağır bir yağ çünkü). Lavanta yağının uyuşturucu etkisi var. Sarı kantaron yağında çok etkiliymiş ama henüz deneyemedim.
  5. Gece uykusundan uyanıp da ağlayan kızımı en kısa yoldan susturan ise: Buz. Buz torbasını ya da bir kalıp buzu ıslak elbezine sarıyorum. Isırığın üzerine bastırıyorum. Kızımın uykuya geri dönmesi 1 dakika sürmüyor.
Buz haricinde diğer sürülmesi gereken maddeleri ilk sürdüğünüzde yeterli olumlu tepkiyi alamayabilirsiniz. Etki edene kadar birkaç kez tekrarlamanız gerekebilir. "İşe yaramıyor bu." deyip hemen pes etmeyin :)

Güncelleme: Yazıma birçok olumlu yorum geldi "Biz de kullandık, faydasını gördük, teşekkür ederiz" dendi. Ama "Bizde işe yaramamıştı" diyen bir yorum içimi kemirdi durdu :) Tekrar tekrar deneme yaptım. Eve geç gittiğim 2 farklı gün, kızımın yanına uzandım ve bir de baktım ki sivrisinekler üstümüze doğru pike yapıyorlar. Annem lavanta yağını tazelemeyi unutmuş. Gecenin bir yarısı üşenmedim, lavanta yağını tazeledim. Ve her iki gün de odanın içerisinde olup da neremizi ısırsa acaba diye keşif uçuşu yapmakta olan sivrisinekler, odadan kaçtılar. Bir aydır bir kere bile sivri sinekler tarafından ısırılmadık. Bunun tesadüf olmadığını düşünüyorum. Ben "organik" yağ kullanıyorum ve sivrisineklerin yapay kokuyu ayurt edip, ondan kaçmadıklarını düşünüyorum. Her gün lavanta yağını tazelediğimden şu anda evimiz toptan lavanta kokuyor :) Kapıdan girince hoş bir lavanta kokusu karşılıyor. Uykuya geçişi kolaylaştırdığını da düşünüyorum. Ben ki yarım saatte ancak uykuya dalan bir insandım, son zamanlarda uykuya ne zaman daldığımı hatırlamıyorum (gerçi çok yoğun bir çalışma temposu içindeyim aynı zamanda). Ayrıca ben doğanın mucizesine de inanan biriyim. Gördüğüm kadarıyla sivrisineklerin ortaya çıkmasının hemen peşi sıra lavanta çiçekleri açtı. Bu hafta sonu kapımızın önündeki lavantalardan bir tutam koparıp kurutacağım ve yatak odamızda saklayacağım. Hatta balkon kapısının önüne bile koyayım bir tutam, belki sineklerin içeri girişini de önleyebilirim böylece :)