12-18 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12-18 ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2012 Pazartesi

1 yaşından sonra bebeğin beslenme düzeni nasıl olmalı?


Kızımın ek gıdaya geçtikten sonraki beslenme düzenini şurada yazmıştım:

1 yaşına kadarki kahvaltı alışkanlıklarını da şu yazımda yazmıştım: 

1 yaşından sonra gün içindeki emme sıklığı çok azaldı Hatta 1 yaş civarında günde sadece bir kere ve 5 dakika kadar emiyordu. Bu nedenle de katı gıdaya çok daha fazla ağırlık ve önem vermeye başladım. 

1-2 yaş aralığındaki beslenme düzeni şöyleydi:

07.00
Kalkış ve beslenme (meme)

Uyanır uyanmaz emdiği için uyandıktan 1 saat kadar sonra kahvaltı ediyor.
08.00
Kahvaltı

Her öğün ortalama 1 saati bulabiliyor.
11.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


12.30
Öğlen yemeği: Etli, sebzeli, baklagilli yemek
Öğle uykusu
16.00
Ara öğün: Meyve ya da kuru yemiş


18.00
Akşam yemeği: Öğlen yemediği besin grubu her neyse onu tamamlamaya çalışıyorum. Biz ne yiyorsak, aynısından ikram ediyorum

Çoğu zaman akşam yemeği yemek istemiyordu. O zaman yoğurt/kefir ve/veya meyve, kuru yemiş-kuru meyve veriyordum.
19.30
Uyku öncesi: Anne sütü

8 aylıktan sonra akşam uykusuna yattıktan sonra hiçbir şekilde gece beslemedim.

Yani normal bir günde 1-2 yaş arasında topla 5 öğün yemek yiyordu. 

Ancak canı istemezse asla yemesi için zorlamadım.

Bir akşam bir kase kuru yemiş yiyip yatıyordu. Başka bir akşam tam 6 tane mandalina yiyip yatmıştı ki meyve asidi midesine zarar verir mi diye çok korkmuştum. Bazen de akşam yemeği olarak sadece yoğurt yiyor veya kefir içiyordu. Gelişiminde ya da sağlığında hiçbir sorun yaratmadı bu durum.

Tabii bu düzene birden bire değil zaman içerisinde yavaş yavaş geçti. 

2 yaşından sonra: 4 öğüne indi. Kahvaltıdan sonraki ara öğünü talep etmedi. Yani 3 ana, 1 ara öğün.

3 yaşından sonra: Ben kendi irademle 3 öğüne indirmeye çalışıyorum, yani 2 ana bir ara öğün. Geç kahvaltı ettirip (uyanır uyanmaz emiyor hala), ara öğün kadar hafif bir öğlen yemeği yediriyorum. 15.00-16.00 arasında bir ara öğün daha yapıyor. Akşam da 18.00-19.00 arasında akşam yemeğini yiyip, yatmadan önce de sadece meyve yiyor. Ben günde 2 ana öğünün bir yetişkin için yeterli olduğunu düşünüyorum. Kızımın beslenme alışkanlığını da buna uydurmaya çalışıyorum.

Prensip olarak acıkmadan yemek yenilmemesi taraftarıyım. Dolayısıyla kızıma da acıkmadan yemek vermedim. 2 saatte bir acıkacağını öngörerek yemek teklif ettim ama eğer kabul etmezse ısrarcı olmadım, yemek saatleri konusunda kuralcı da olmadım. Yemediği zaman, yarım saat bir saat sonra tekrar teklif ettim. Eğer aç olduğunu düşünüyorsam ve yine de yemiyorsa, yemeği beğenmediğini düşünerek başka bir şey teklif ettim. Pişen yemeği yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Zaten çocuklar bugün severek yedikleri bir şeyi yarın yemeyebiliyorlar, ya da hiç ağızlarına sürmedikleri bir şeyi birden bire yalana yalana yemeye başlayabiliyorlar. Yani kızım ne zaman, ne kadar ve ne yiyeceğine kendisi karar verdi. Hatta nerede ve nasıl yiyeceğine de kendisi karar verdi. Yemek masasında yemesi ya da çatal kaşıkla yemesi konusunda da ısrarcı olmadım. Orta sehpa üzerinde ya da kendi oyun masası üzerinde ya da yere serilmiş temiz bir bez üzerinde, oyun oynarken ya da kitap okurken, elleriyle yemesine de ses çıkarmadım. Zaten sık sık sokakta, parkta bahçede yemek yiyorduk. Piknik yapmaya bayılıyor. Ama sık sık lokantada ya da eşin dostun evinde yemek de yeriz. Belki de bu nedenle kızım yemek masasında oturup, çatal kaşıkla yemek yeme konusunda da hiçbir sıkıntı yaşamadı.

Öğlen yemeklerini kızıma özel, az porsiyonlarda ve olabildiğince fazla besin grubu içerecek şekilde pişiriyordum. Akşam yemeklerini ise bizimle birlikte, ona uygun şekilde tuzsuz salçasız hazırlanmış yemeklerimizden yiyordu. Şu anda (38 aylık) sanırım yemediği hiçbir tencere yemeği yok. Sulu yemekleri pilav ya da makarna ile karıştırıyorum, çorbasına da ekmek ekliyorum. Böylece kendi kendine yiyebiliyor. Kızıma 1 yaşına kadar ekmek vermedim. Yemeklerini pirinç, mercimek, erişte ya da irmik ekleyerek koyulaştırıyordum. 1 yaşından sonra da sadece salata suyuna banmak ya da çorbasına eklemek suretiyle ekmek verdim. Verdiğim ekmek de ya ev yapımıydı ya da güvendiğim özel fırınlardan alınmaydı ve biz de beyaz ekmek yemediğimizden, hep tam buğday ekmekleri yedi. Hala beyaz ekmek yemez. Tam buğday ekmeğini de eline alıp kemirmez çoğunlukla. Pilav ve makarna olarak da bulgur pilavı ve erişteyi tercih ettim. Dolayısıyla kızım hala bulgur ve erişte ile yapılan yemekleri çok seviyor. Beyaz pirinç veya makarna pişireceksem de içine nohut ve sebze eklemeye gayret ediyorum. Patatesi de sadece çorbasına katıyordum ve blendırdan geçiriyordum. Dolayısıyla patatesi tanımadı hiç. Şu anda patates kızartmasını ağzına sürmüyor. Kararımdan pişman değilim.


1 yaşından sonra kuru yemişi önüne koydum, kendisi yedi. Önceleri fındığı ikiye, cevizi dörde beşe bölüp önüne tane tane koyuyordum ki hem yuvarlak nesneler boğazına kaçmasın hem de önündeki her şeyi ağzına sokup da tıkanmasın. Yemeye alıştıkça önüne kaseyi koymaya başladım. 18 aylıkken hiç sorunsuz arabada, sokakta kuru yemiş yiyebiliyordu. Herhangi bir tıkanma sorunu yaşamadı. Dişleri yokken de damağıyla gayet rahat öğütüyordu. Aynı şekilde çiğ beslenmeyi sevdiğini fark ettiğimden havuç, salatalık, taze fasulye, lahana, yeşil salatanın sert kısımları, sivri biber, kırmızı kapya biber ve benzer besinleri de çiğ olarak veriyordum. Önceleri onları da küçük parçalar halinde ve ara öğünde verdim. Sonra ince uzun doğrayıp, derin bir bardağa koyup eline verdim. Kıtır kıtır kemiriyordu. 3 yaşından sonra tamamen bütün halinde ve bazen de ana öğün olarak yiyor bu tür çiğ besinleri. Evimizde bütün gün kıtır kıtır sesleri duyuluyor.


Şeker oranı yüksek olduğundan kızıma meyve suyu vermedim (reçel de vermedim, 1 yaşına kadar tatlı da vermedim). Halen daha kefirin ekşi tadını daha çok sever, meyve suyu içmez. İçecek olarak sadece anne sütü, bitki çayı ve kefir veriyordum. Şimdi 3 yaşında bir de soda içmeye başladı. Başka içecek kabul etmiyor. İçmek isterse şalgam suyu da içmesini isterim. Anne sütü aldığı için normal süt de içmek istemedi. Onun için de zorlamadım. Süt yerine kefir içmesini tercih ettim. Kızım şu anda 38 aylık. Halen anne sütü alıyor. İnek sütünü de sadece sabahları müslisini yerken bir bardak kadar içiyor. Kefir içmeye de devam ediyor. Kışları da hemen her akşam yemekten sonra hep birlikte bitki çayı içiyoruz. Bizimle birlikte çay içmek isterse itiraz etmedim, paşa çayı yaptım ona.  Ama sırf bizimle içmiş olmak için birkaç yudum içiyor, bitki çayını normal çaya tercih ediyor. Biz kahve içerken bize eşlik etmek istediğinde de sütün içine keçi boynuzu tozu koyup, bizim kahve fincanlarında kahve gibi pişiriyorum. Normal kahve fincanına koyuyorum. Bizimle birlikte kahve içiyor ve mutlu oluyor :) Henüz bizim kahvemizin tadına bakmak istemedi.

Bir yaşından sonra salondaki zigonun üstünde, kızımın erişebildiği bir yerde sürekli meyve, kuru yemiş ve su bulundurdum. İstediği zaman atıştırmasına da karışmadım. Su içmesini ise sık sık hatırlattım. Çünkü küçük çocuklar oyuna dalıp yemeyi içmeyi unutuyorlar. Yemekleri saatinde yedirmek çözüm oluyor ama ne zaman susadıklarını bizler de bilemiyoruz. Çocuk susayınca rahatsızlık hissediyor. Bu rahatsızlığı adlandıramıyor ve asabiyet yaratıyor. Sık sık su teklif etmek bu türlü gerginliği önlüyor. Ayrıca yemekten önce su vermeyin, şişirir de derler ama ben kızımda tam tersini gözlemledim. Susuzken yemek yiyemiyor. Kendimde de dikkat ettim, ben de yiyemiyorum. O nedenle yemekten önce de, yemek sırasında da su içmesine hiç karışmadım ve masada hep su bulundurdum. Hemen her yemekten önce lıkır lıkır suyunu içer, sonra da gayet güzel yemeğini yer.

1 yaşından sonra her şeyi yedirdim. Alerjen olabilir denilen inek sütü, bal, çekirdeği içinde olan meyveler (kivi, çilek, domates, çekirdekli üzüm vs). Nar da yedirdim. Soyup önüne koyuyordum ama parmaklarıyla, ama kaşıkla yemeye bayılıyordu. 3 yaşında, artık ayıklamaya da başladı. Haşlanmış mısır da yediriyordum. Kırılmayacak derince bir kaba haşlanmış mısır taneleri koyup ara öğünlerde eline veriyordum. Şu anda da haşlanmış mısıra bayılıyor (an itibariyle Türkiye'de GDO'lu ürün yetiştirmek yasak ama ithalatı serbest. Dolayısıyla eğer yerli üretim mısır buluyorsanız, GDO'suz olduğundan emin olabilirsiniz). Ayrıca yağsız ve tuzsuz patlamış mısır da veriyorum. Bazen patlamış mısırla ana öğün bile yapabiliyor.


2 yaşından sonra normal kahvaltı ediyordu ama 3 yaşından sonra kahvaltıda müsli vermeye başladım hafta içleri: Yulaf, kuru üzüm, ceviz, ay çekirdeği, avokado vs koyuyorum. Bazen inek, bazen badem sütü ile kendisi yiyor çoğu zaman.


1 yaşına kadar kas gelişimi hızlı olduğundan, kas oluşumu için proteine ihtiyaç duyuyordu. 1 yaşından sonra et tüketimi yavaş yavaş azaldı ve 2 yaşından sonra büyümesi iyice yavaşladığından, kas oluşturmak yerine, oluşmuş kaslarını kullanmak ister oldu. Enerji ihtiyacını karşılamak için de karbonhidrata ihtiyacı var. Yeterli miktarda karbonhidrat vermezsem, şekerli yiyecek talep ediyor. O nedenle 3 yaşından sonra her gün bir öğününü karbonhidrat ağırlıklı pişiriyorum. Yani makarna, pilav yemesine takılmıyorum. Cevizli erişte, nohutlu meyhane pilavı denilen türde bulgur pilavı ve kuskus en sevdiklerinden. Ama normal pirinç pilavı ve makarna istediğinde de red etmiyorum. Şekerli yiyecek yemesindense sebzeli pilav ya da makarna yemesini tercih ediyorum.

Yemediği şeyleri de kafama takmıyorum: Sadece 1-2 peynir türünden çok az miktarda yiyor; yumurta sarısı yemiyor; patates, börek, gözleme yemiyor; süt sadece 1 bardak içiyor vs vs. Yemediklerinden ziyade yediklerine yoğunlaşmayı tercih ediyorum.

NOT: Hatırlatmak isterim ki beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru değilim. Sadece tek bir çocuğum var. Buraya yazdıklarım tamamen 38 aylık, gelişimi her zaman üst sınırda gitmiş ve henüz hiç ilaç kullanmamış sağlıklı (çok şükür) tek bir çocuk annesi olarak tecrübelerimdir.

24 Nisan 2012 Salı

Çocuğunuz Klozete Oturmayı Red mi Ediyor? Moonstar Tuvalet Alıştırıcısı



Kızımı 9. ayından bu yana klozete oturtuyorum ve 12. ayından bu yana da kakasını bezine asla yapmadı. Buna rağmen 30. ayında klozete oturmayı reddetmeye başladı. Son dakikaya kadar çişini tutuyor, sonra da altına kaçırıyordu. Altına kaçırdığında da çok üzülüyor, çok geriliyordu. Ne yapmam gerektiğini kestiremiyordum. İki yaş krizi olduğunu zannetmiştim. 

Ama bir adım geri atıp çocuğu uzaktan izleyince sorunu anladım: Kızım artık büyümüştü ve benim yardımıma ihtiyaç duymak gururuna dokunuyordu. 

Ben de bu adaptörü aldım: MoonStar Tuvalet Alıştırıcısı.

Kızım şimdi koşa koşa tuvalete gidiyor, adaptörünü kendisi yerleştiriyor, pantolonunu kendisi çıkarıp, klozete kendisi oturuyor. Bu durum benim fıtıklı belime de çok iyi geldi doğrusunu söylemek gerekirse :)

Daha küçük bebekler için de uygun bir adaptör.

Klozetten önce oturağa oturtmayı tercih edenler içinse şu tür müzikli oturakların, tuvalet eğitiminde çok işe yaradığını çevremden sık sık duyuyorum:


1 Temmuz 2011 Cuma

Küçük çocukla denizde nasıl yüzülür?


Cevap: Basit bir kolluk yeterlidir.

Bu sene tatile çıktığımızda kızım 20. ayının sonundaydı. 

Denize ilk girişimizde kızımın soğuk sudan ürkememesi için kullanmak üzere "wetsuit" denilen dalgıç kıyafetlerinden almıştık (Geçen seneki tatilimizde Konfidence marka bebek kıyafeti kullanmıştık). Yurtdışından sipariş vermekte gecikince Türkiye'de bir tek Decathlon mağazasında bulabildik. Tripod marka bu kıyafetin 1,5-2 yaş için olanını aldık. Zira kıyafet bol gelirse içine su alır ve hiçbir esprisi kalmaz; kıyafetin bebeğin üzerine tam olarak oturması gerekiyor. Çok da pahalı değildi, denemeden almıştık ve tatile çıktığımızda gördük ki kıyafet kızıma çok dar geliyor. Bir kolunu kıyafete sokunca, diğerini sokamadık. O kadar dardı yani...

Şuna benzer bir model almıştık.

Soğuktan koruyucu balık adam kıyafetimiz (wetsuit) olmayınca biz de tatilin ilk günü, geçen seneki gibi kızımı bebek simidiyle suya soktuk. İlk gün için uygun bir tercihti. Çünkü kızım kışın gittiğimiz termal tatilinde havuza girmiş olmasına rağmen, havuzda veya denizde yüzmekten ürktü. Biz de kendisini zorlamadık ve simidinin içine oturtunca nispeten rahatladı, yavaş yavaş suya alıştı.

Simidin altından sarkan bir bacak ve bir kırmızı ahtapot :) Kızımın havuz arkadaşı, tüm çocukların ilgisini çekmeyi başardı.

Kızım suya alışınca bu sefer de tek başına yüzebilir mi diye denemelere başladık. Tatile çıkmadan önce yine Decathlon mağazasından Nabaiji marka bir yüzme yeleği almıştık. Can yeleğine benzer bu yelek bebeği su üstünde tutmaya yarıyordu. En küçük boyu 2-3 yaş içindi, biz de onu almıştık. Ama bu sefer de yelek kızıma büyük geldi. Koltukaltlarından yukarıya doğru çıktı ve kızımın kafası yeleğin içine gömüldü.




Ayrıca yelek kızımı yukarı doğru kaldırdığından dengesini kaybetmesine neden oluyordu. Çocuk sürekli aniden sırtüstü dönüveriyor ve sonuç olarak korkuyordu. Oysa yüzmeye de çok hevesliydi! Belki vücuduna tam olarak otursaydı işe yarayabilirdi ama sonuç olarak bu yeleği de kaldırıp attık.

Kızımın yüzmeye hevesi yüzünden belli oluyor mu?

Ama kızım ters döndükçe korkuyordu :(


En sonunda tatilin üçüncü günü bildiğimiz kolluklardan bir tane aldık, kızımın kollarına taktık. Kızımın sevinci görülmeye değerdi. Suya girer girmez kendi kendine yüzmeye başladı. Ayaklarını çırpa çırpa tüm havuzu tavaf etti durdu, sudan çıkmak bilmedi. Bizim yanında durmamızı bile istemiyordu. Etrafındaki çocuklardan görünce havuzun kenarına çıkıp, havuza atlamaya başladı. Oysa kızım da her çocuk gibi yüzüne su gelmesinden, banyoda kafasından aşağı su dökülmesinden hiç hoşlanmıyor. Ama havuza atlayıp suya gömülürken ve bol bol su yutup havasız kalırken oldukça eğlendi. Ha, bir de, bu arada 1-2-3 diyerek üçe kadar saymayı da öğrendi. İşte yaşayarak öğrenmek buna denir :)

Kızım arkasına bakmadan gidiyor, poposunda motor var gibi :)

Surattaki gülümser ifade görülebiliyor mu? :)

Biraz daha uğraşsaydık belki serbest stil bile öğretebilirdik :)

Sonuç: Normal hayatında vücudunu kontrol edebilen çocuk suyun içinde de kontrol edebiliyor. Geçen seneki tatilimizdeki gibi abidik gubidik şeylerle uğraşmaya gerek yokmuş. En iyisi bildiğimiz kolluklarmış. Yıllardır denenmiş, onaylanmış. Tak bir kolluk, bırak bebeğini suya. O yüzsün, eğlensin; sen de keyfine bak :)

28 Mart 2011 Pazartesi

17 aylık bebek termal havuza girebilir mi?

Evet, girebilir.

Son tatilimizi Yalova, Termal bölgesine yaptık. Daha önce bir de Bursa'da termal deneyimim olmuştu. Bursa'daki termal suyun sıcaklığı 50 dereceyi buluyordu. Yalova'daki ise en fazla 30 dereceydi sanırım. Hiç rahatsızlık vermediği için sormak aklıma gelmedi. Ama havuza dalıp gözlerimi açabiliyordum. Bu nedenle kızımı sokmakta da bir sakınca görmedim. Zaten kaldığımız otelde, yukarıda gördüğünüz büyüklere ait havuzun yanına iki adet de küçükler için yapılmış 50 cm derinliğinde havuz vardı. Bu havuzların derinliği az ve üstleri de açık olduğundan su ısısı da daha düşüktü. Kızım bu havuzların içinde kendi yaşıtlarıyla gönlünce eğlendi. Elbette biz de onunla beraber havuza girdik. Zira henüz bir havuzda yalnız bırakılabilecek kıvamda değil kendisi...

17 aylık bir bebek ile nasıl uzun mesafe gezisi yapılır diye gezimizi de kısaca anlatayım:

Sabah uyandık. Kızımı emzirdim ve yola çıktık. Eskihisar - Topçular feribotuna bindik. Kızım feribotu turlarken, biz de peşinde turladık durduk. Feribotta kızımın dişine uygun pekçok arkadaş vardı:


Kızım ilk defa martıları bu kadar yakından gördü:

Yalova'dan Ege'ye doğru giderken sağ tarafta kalan Sepetçioğlu'nda kahvaltımızı yaptık. Artık bizim için bu bir klasiktir, oraya uğramadan edemeyiz. Kahvaltısı müthiştir:


Bu sefer kızım da kendi kendine kahvaltı edebiliyordu. Ayrıca oyun alanında da vakit geçirebildi:



Daha sonra kızım kısa bir öğlen uykusu uyurken biz de otelimize vardık:Yalova'nın Termal bölgesindeki Termalium Otel.


Otelde çoğunlukla aileler ve yaşlı çiftler vardı. Otele sadece termal havuza girmek için gelindiğinden, o soğuk havada bile otelin içi çok çok sıcaktı. İnsanlar havuzdan çıktıktan sonra otel tarafından verilen bornozlarla asansörlere binip odalarına çıkıyorlardı. 


Otelde çoğunlukla çocuklu aileler kaldığından, giriş katına çok hoş ve temiz bir oyun odası yapmışlar. Hatta kızım gece uyuyamayınca odanın açık olduğunu fark edip sabahın üçünde de bu odada oynamışlığımız vardır. O saatte bile bize sıcak davranan, kızım için yemek saati dışında elma rendeleyip bize servis eden vs vs otel elemanlarına da tekrar teşekkür ediyorum. Odanın tek sorunu tüm oyuncakların plastik olması sebebi ile fazla elektiriklenme yaratmasıydı. Ama kızım çok eğlendi orada, hatta neredeyse hiç çıkmak istemedi odadan.



Otelin yakınında (yürüme mesafesi olarak 30 dakika kadar sürebilir, Yalova il merkezine 12 km uzaklıkta) ünlü Yalova Termal Kaplıcaları ve içerisinde de Atatürk Köşkü var (Gittiğimiz tarihte tadilatta olduğundan resimlerini koyamıyorum). Termalin merkezi olan bu bölgeyi gezmeden olmaz diye, ağaçların arasında uzun bir yürüyüş yaptık. Karnı acıkan kızım için bölgenin ortasında bulunan küçük bir restoranda çorba ısmarladık:


Bu derenin kenarına minik bir buhar deliği yapmışlar. Gelen insanlar termalin şifasından yararlanmak için kafalarını bu deliğin içerisine uzatıp yüzlerine buhar banyosu yaptırıyorlardı. O soğuk havada bile buhar banyosu yapmış, kıpkırmızı yüzlü insanlar vardı etrafta :)


Konuyla ilgisi yok tabii ama Yalova'ya kadar gitmişken Bursa'ya uğrayıp Uludağ'a da çıkalım dedik. O tarihte henüz İstanbul'a kar yağmamıştı ve ben Mart ayında kar yağacağını da düşünmediğimden "Kızım bu sene karı göremeyecek" diye üzülüyordum. Çocukla birlikte tırmanmak zor olur düşüncesiyle arabamızı Çekirge'de bırakıp taksi ile yukarı çıktık, oysa yollar tertemizdi. Bir dahaki gidişimizde kendi arabamızla gelelim muhakkak diye düşündük. Tepedeyse kızımın mutluluğu görülmeye değerdi:





Veee kızım ilk defa sahlep içerek kendinden geçti; o kadar sevdi ki sahlebin tadını köpük bardağın kenarını ısırıp yemeye kalktı:



Dönüşte iskender yemeden olmazdı tabii... Yol üzerindeki bir dinlenme tesisinde Kebapçı İskender var. Bursa merkeze girmeden, oraya uğrayıverdik.

Resimde görüldüğü gibi kızım yarım porsiyon iskenderini yerken, yanında da ayranını içiyor :)

Restoranın tuvaleti çok temizdi. Hatta tuvalette kadınlar için özel olarak ayakta işemek üzere geliştirilmiş bir aletin satın alma kutusu vardı. Hijyene düşkün olanlar için denemesi ilginç olabilir...

Kızım bu kadar şımarmışken dönüşte, feribotta kendisine bir de oyuncak aldırdı. Gerçi büfeci amca kızımın aklını çeldi (çok sinirlendim). Ama oyuncak fikir olarak çok hoşuma gitti. Alttaki resimde de görülebileceği gibi oyuncak, arkasına ayısını almış motosikletiyle giden bir kız figürü. Sık rastlanan bir oyuncak figürü değil tabii... Motosikletli kıza gönlüm kaydı, ben de alıverdim :) Ayrıca parası helal olsun, kızımı feribotta da evde de bayağı oyaladı. Ama ne zaman ki kızım oyuncağın kafasının oldukça yumuşak ve ısırmaya müsait olduğunu keşfetti, muhtemelen Çin malı olan oyuncak bende korku yarattı ve çöpü boyladı. Ama kaliteli bir motorsikletli kız figürü bulursam, muhakkak alacağım kızıma :)

İşte böylece bir tatilin daha sona geldik. Neler öğrendik:
  • 17 aylık bebek termal havuza girebilir, orada arkadaş edinebilir ve çok eğlenebilir.
  • Evde ağlayarak ikna edemediği anne babasının otelde ağlamaması için her şeyi yapmaya razı geldikleri bebek tarafından fark edilirse, gerekirse sabahın üçünde kalkılıp oyun oynamak zorunda kalınabilir.
  • Karda kayıp, sahlep içmenin keyfine varılabilir.
  • Termal havuzlu otellerin yazın da keyifli olabileceği fark edilip, yazın da gelme planları yapılır.

6 Mart 2011 Pazar

Emziren anne bel fıtığı ameliyatı olabilir mi?

Kolay değil ama uygun zaman kollanırsa olabilirmiş.

Dokuz ay evvel bel fıtığı teşhisi konuldu. Altı farklı doktora gördündüm; hepsi de ameliyat olmam gerektiğini söylediler. Ömrümdeki ilk ameliyatımı sezeryanda olmuştum ve pek de hoşlanmamıştım. Açıkçası ameliyat olmamak için tutulmuş bel ile dolanmaya, ağrılar çekmeye razıydım ama felç riskinin yüksek olduğunun söylenmesi beni korkutuyordu.

O dönemde kızım henüz 9 aylıktı. Ameliyata cesaret edemedim. Sonra bakıcımızı değiştirdik. Kızım 2 ay bana yapışık bir dönem geçirdi (15 ay civarı pekçok çocukta rastlanıyormuş). Derken her şey yoluna girdi. Kızım gün içinde 3 defa emiyordu. Yeme ve uyku düzeninde sorun yoktu. Bakıcısına da alışmıştı. Ama ben ameliyattan sonra kızıma gerekli ilgiyi gösterememekten korkuyor ve ameliyattan hala kaçıyordum. Ama korkunun ecele faydası yok; Şubat ayının ortasında tutuldum kaldım. İşten de sıkıştırıyorlardı. İşe gelip gittikçe, sınav kağıtlarını okumak için masa başında vakit geçirdikçe iyice belim büküldü. Sonunda dayanamadım; zaten bu şekilde de kızıma yeterli ilgiliyi veremiyorum, belki ameliyattan sonra düzelince daha iyi olur her şey dedim ve Şubat'ın sonunda ameliyat masasına yattım.

Perşembe akşamı kızımı uyutup hastahaneye gittim. Ben geceyi orada geçirirken, geceleri uyanmadan uyuyan kızım uyanmış, ağlamış ve uzun bir süre uyumak istememiş. İçine mi doğdu yavrumun nedir? Ertesi sabah ameliyata girdim. Doktorlarımın söylediğine göre ameliyatım yolunda gitmişti. Cuma öğleden sonrayı kendimi toparlamaya çalışarak geçirdim. Kızım gün içinde bir defa uyuyor. Gündüz uykusunu ablasıyla uyumaya alışık olduğundan sorun çıkarmamış. Akşam uykusunda ise yanyana yatarak uyuduğumuzdan sorun olmuş.Üstelik ilk defa hiç meme de emememişti. Babası girmiş yatağına, yanına yatmış. Bir süre "Anne, anne..." diye ağlayınca babası da "Yarın söz anneye gideceğiz" demiş. Laf anlayacak yaşa geldiğinden benim meleğim de yatıp uyumuş.

Cumartesi günü, yani ameliyatın bir gün sonrasında hastahaneye geldi kızım babasıyla. Henüz ayağa kalkmamıştım ve tam olarak da kıpırdayamıyordum. Kızım beni görür görmez meme istedi. Hasta yatağıma, yanıma yatırdılar. Fıtık nedeniyle, uzun süredir yatarak emziriyordum zaten. Ama kızım memeden iki fırt çektikten sonra emmeyi kesti. Sanırım ameliyat sonrası verilen antibiyotikler nedeniyle sütün tadı bozulmuştu. Odadan, serumlardan, kataterden vs korktu. Dışarıda biraz dolaştı ve eve geri döndü. Beni gördükten sonra keyfi yerine gelmiş, sorunsuz bir gün geçirmiş. Pazar günü hastahaneye getirmelerini istemedim. Hem ortamdan hoşlanmamış, tedirgin olmuştu; hem de sütün tadını beğenmediğinden emmiyordu. Gelmesine gerek yoktu. Kızım 3 günü bensiz ve emmeden geçirmişti. Ben de zorda kaldıkça, göğüslerim sızladıkça pompa ile sağmıştım. Kızım emmeyi keserse psikolojik olarak hazırlıklı olmak istiyordum.

Pazartesi eve döndüm, kızım öğle uykusundaydı. Ben de yatağıma uzanıp dinlendim. İnsanın kendi yatağı gibi yok hakikaten. Evime gelince daha iyi dinlenmeye ve daha çabuk iyileşmeye başladım. Neyse, kızım uyanır uyanmaz yanıma geldi ve meme istedi. Bayağı oynadı memelerle ama yine de fazla emmedi. Hala antibiyotik alıyordum; sanırım sütün tadı hala kötüydü. Öğlen uykusunu yine ablasıyla, akşam uykusunu da babasıyla uyudu. Ben yokken de uyanmamıştı gece boyu; ben evdeyken de uyanmadan uyumaya devam etti. Salı gününü de öyle geçirdik. Meme emmek istiyor ama bir iki emdikten sonra yüzü ağlamaklı bir hal alıp bana şikayetçi bir ses tonuyla "Anne?!" diyordu. Ne yapabilirdim ki bebeğim?

Derken şans yüzüme güldü. Doktorum sempozyuma gideceği için beni kontrole erken çağırdı. Dikişlerim kaynamıştı. Dikişler alınınca antibiyotik içmeme de gerek kalmadı ve henüz ameliyatımın üzerinden bir hafta bile geçmeden antibiyotiği kesmiş oldum. Böylece Çarşamba gününden beridir kızım eski emme düzenine geri döndü. Yalnızca akşam uyku öncesi emip uyuma zevki yok tabii artık. Emdikten sonra babasıyla odasına gidip yatıyorlar. Akşam yatma konusunda hiç sorun çıkarmayan kızım artık huzursuzlanıyor, odasına gitmek istemiyor, uykuya yatmak istemiyor; ikna etmemiz gerekiyor. Oysa eskiden kendisi beni odasına götürür, babasına da el sallardı. İkna çalışmaları nedeniyle uyku saati de sarktı. Ama yine de zaten erken uyuyan bir çocuk olduğundan uyku saati en geç 9.30'a sarkıyor ve bütün gece kesintisiz uyumaya devam ediyor.

Şimdilik tek sıkıntım kızımın akşam uyku saatinin sarkması ve bu nedenle ertesi gün öğlen uykusunu da geç uyuyup geç uyandığından, öğleden sonra dışarı çıkacak zamanı bulamayıp tüm günü evde geçirmesi. Uyku saatine bir çare bulamadım ama öğleden sonra gezintilerini sabaha çektim. Öğleden sonra  da arkadaşlarını eve davet ettim. Böylece biraz daha sakinleşti hareketleri.

Arada kucağıma alamadığım için kızıyor, uzun uzun ağlıyor. O zaman bir sandalyeye oturup, onu da kucağıma oturtturuyorum. Biraz sonra sıkılıp kendisi iniyor zaten. Yavaş yavaş kabullendi durumumu. Salondaki koltukta yatıyorum. Benimle oynamak istediği zaman elimden tutup koltuğa götürüyor "Anne, e-e." diyor. Ben yatınca da kitaplarını alıp yanıma koyuyor "Anne, oku." diyor, beraber okuyoruz. Ya da halkalarını getiriyor, beraber diziyoruz.

Eskisi kadar uzun süre ve keyifli ememiyor kızım artık, çünkü benim canım yanıyor emzirirken ve o da bunu hissediyor sanırım. Belki bırakır kendisi yavaş yavaş. Ama sonuç olarak onun seçimi. Benim ameliyatımdan dolayı zorla memeden kesilmek zorunda kalmadığı için çok memnunum. Gerçi 17 aydır emiyor zaten ama yine de annelik psikolojisi işte, istediği kadar emsin istiyorum.

Sonuç olarak:
  • Bebeğini emzirerek uyutan, aile yatağında yani yanında yatıran ve gece boyu besleyen annelere uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum. Çocuğun psikolojisi için zararı var dense de ben ikinci çocuğumu da kendi odasında ve gece boyu uyumaya alıştırmaya niyetliyim. Aksi durumda şu ameliyatlı dönem bizim için kabusa dönüşebilirdi. Nispeten sorunsuz atlatmamımızın başlıca nedeni kızımın kendi odasında ve gece boyu kesintisiz uyuyabilmesidir.
  • Kızımı benim yanımda da olsa başkasından bakım almaya alıştırmanın da faydasını gördüm. Babası ve bakıcı ablasının bakımını her zaman kabul ediyor. İkinci bebeğim olursa daha ilk günden benimle birlikte babasının ve bakıcısının bakımını kabul etmeye alıştıracağım. Kızımda biraz geç başlamıştım, şanslıyım ki başkasından bakım kabul etmediği zamanlarda ameliyat geçirmek zorunda kalmadım. Günde 12 defa bez değiştirdiğimiz o ilk zamanlarda, günde sadece 2 defa bir başkası bebeğin bezini değiştirse yeterli bence...
  • Kızım ek gıdaya başladıktan sonra meme emmeyi günde sadece 3 defaya indirmiştik. Kendiliğinden gelişmişti bu durum. Hatta bir ara günde sadece 1 defa emdiği bir dönem geçirdik. Memeden kesilir diye korkmaya gerek yokmuş, 18 aylık halen emiyor. Ayrıca gün içerisinde emzirmek zorunda kalmadığımdan haftasonu dışarı çıktığımızda da sorun yaşamamış oluyordum. Şimdi de ameliyat sonrası 3 gün hiç emmemesine, 3 gün de tadından dolayı ememesine rağmen memeyi bırakmamasının en büyük nedeni sanırım gün içinde emme sıklığının zaten az oluşu...
  • Kızım küçükken yatarak emzirmeyi bir türlü becerememiştim. İkinci bebeğimde umuyorum ki ilk günden itibaren yatarak emzirebilirim. Her açıdan yatarak emzirmek daha rahat. Bebeklerde ortakulak iltihabına neden olabileceği söyleniyor ama kızımda henüz böyle bir yan etkisini görmedim ki son 9 aydır yatarak emiyor.
  • Kim ne derse desin erken uyumak çocuk için önemlidir. Akşam gezmelerine gidemiyorum diye çocuğumu geç uyumaya alıştırmadığıma memnunum. Çünkü şu anda, uyku ritüeli bozulduğu halde, ne kadar nazlanırsa nazlansın en geç 9.30'da uykusuzluktan sızıp kalıyor. Ama uykuya zaten 10'da geçen bir çocuk olsaydı artık gece yarılarına kadar ayakta kalırdı herhalde. Ayrıca 9.30'da uyuduğunda bile ertesi günü çok verimsiz geçiyor. Bir çocuğun erken uyanması ile geç uyanması arasındaki farkı artık daha net görebiliyorum.
Ameliyat sonrası 2. hafta raporu:
  • Kızım memeyi bırakmadı, eski tempoda emmeye devam ediyor.
  • 2. hafta itibariyle kızımın yatağına girebiliyorum. Kızım yine el sallayarak uykuya gidiyor ve erken uyuyor.
  • Sonuç olarak: Ameliyattan 2 hafta sonra eski düzenimize geri döndük. Şimdilik tek sorun kızımı kucağıma alamıyor, düştüğünde eğilip yerden kaldıramıyor oluşum. Öyle anlarda ağlayan kızıma bakarken kendimi çok kötü hissediyorum. Ama bir müddet sonra bu sorunu da aşacağımızı düşünerek rahatlamaya çalışıyorum.

8 Şubat 2011 Salı

Belgrad Ormanı - Bebekle en fazla kaç kilometre yürünür?


Bu hafta sonu gezimiz: Belgrad Ormanı

Yukarıdaki resim geçtiğimiz Ekim ayında çekildi. Yerdeki minik mavi-mor çiçekler görünüyor mu?
Kızım o zaman 13 aylıktı ve yeni yeni yürüyordu. İlk orman gezintisini yapmıştı.

Gezimize sıkı bir kahvaltı ile başlamıştık. Orman girişinde, yürüyüş parkuruna girmeden hemen önce, sol tarafta kalan bir restoran vardır. Adını bilemiyorum :) Serpme kahvaltı istemiştik o zaman:


Sonra babası kızımı sırtına aldı ve yürüyüşümüze başladık:


Sonra kızımı yere indirdik, kendisi yürüdü. Kuru yaprakları hışırdattı, meşe palamudu topladık birlikte. Kızım palamutları yemeye kalktı ama yine de gördüklerinin çok hoşuna gittiği her halinden belliydi :


Yağmurlu bir ayda olduğumuz için mantarlar sarmıştı her yeri:


Yorulunca oturup dinlendik:


Sonra aldım kızımı sırtıma, bir 1 kilometre de öyle yürüdük:


Sonuç olarak 1,5 kilometre ileri ve geri, toplamda 3 kilometre yürüyerek yürüyüşümüzü tamamladık.


Kızımı orman içindeki parka da götürdük... O mevsimde parkta bizden başka sadece yabancı aileler ve çocukları vardı :)





Havayı güzel bulunca gezip tozmalara doyamadık ve bir de sahile inip, orman havasından sonra bir de deniz havası alalım dedik :)



Parkta doya doya oynadıktan sonra balıktan dönen balıkçıları seyrettik. Gerçekten seyirlik bir görüntüydü. Sadece kızım değil, biz de eğlendik...




Sonra eve dönüp sıcacık bir banyo yapıp uzunca bir uyku uyumuştu bizim Kontes Hanım.

Bu hafta sonu baktık ki hava güzel, bir kere daha Belgrad Ormanına gittik. Elbette önce aynı yerde kahvaltı ettik; ama bu sefer serpme değil de tabakta kahvaltı ısmarladık. Demek ki geçen seferki gibi aç değilmişiz :)



Masamızdan görünen manzara...
Yazın da dışarıdaki bu masalarda otururuz umarım...

Bu sefer aylardan Şubat ve Kontes Hanım 17 aylık... Artık kendi kendine gayet güzel yürüyor, elimizden tutmak istemiyor, oyuncak pusetini sürmeye bayılıyor. Bu nedenle yürüyüşümüze puset sürerek başladık:


İşte yürüyüş parkurunun başlangıcındayız. Parkur daire şeklinde ve toplam 6 kilometre. Yürü yürü başladığın yere geri dönüyor ve arabana binip evine gidiyorsun :) Parkurun bu hem başlangıç hem de bitiş olan noktasına bir de çeşme yapmışlar, elini yüzünü yıkayıp suyundan da içebiliyorsun.


Parkurun çeşitli kilometrelerine spor aletleri koymuşlar. Pek çok kişi bu aletlerde ısınıyordu:


Misss gibi orman kokusu içinde yürüyüşümüze başladık. Bu arada bende ciddi boyutta bel fıtığı olduğunu, beş farklı doktorun kesinlikle ameliyat önerdiğini ve yürüyüş ve yüzmeden başka bir spor yapmamın yasak olduğunu da eklemek istiyorum.

Kızım gene babasının sırtında başlıyor yürüyüşe...
Kızım gördüğü her köpekte kendinden geçiyor :)
Yürü yürü, kızımda sıkılma alametleri görmeyince, sonunda babası kızımı sırtına aldı:


Gelgelelim Kontes Hanım'ın uykusu geldi, bu miss gibi orman havası içinde. Eee, kim uyutuyor hanımefendiyi: Anne tabii ki... Bu durumda annenin sırtına geçiş yapıldı. Annenin sırtında biraz daha etraf kolaçan edildikten sonra biraz kestirildi. Bu arada 2 kilometre yürümüştük. "Geri dönelim, uykusu geldi, huysuzlanır şimdi" deyip de 1 kilometre geri döndük ve gördük ki Kontes Hanım çoktan uyuyakalmış. Hadi biraz cesaret dedik ve parkuru bitirmeye karar verdik.


Toplamda 7 kilometre yürüyerek, hiç dinlenme molası da vermeden, parkuru tamamladık. Parkurun 4'üncü kilometresinde uyanan Kontes Hanım son 1 kilometrede sıkılınca biraz yürüyerek, biraz babasının kucağında bisküvi yiyerek parkuru tamamladı. Sonra da ödül olarak orman içindeki parka gidildi; hatta ve hatta o deli olduğu köpeklerden birini sevmesine sahibi izin verdi ve deli gibi sevinildi :)



Bu köpeğin sahibi aile iki küçük kızları ve pusette bebekleri ve ellerinde köpekleri ile parkta eğleniyorlardı. Kızların pantolonları çamura bulanmıştı. Pusetteki bebeğin burnu soğuktan kızarmıştı. Aile elbette yabancıydı :) 
Kızım eve döndükten sonra 2,5 saatlik uzun bir öğle uykusu uyudu.
Sağlığını merak edenler için: Turp gibi :)

Güncelleme: O Şubat ayından sonra biz Belgrad Ormanı'na her ay en az bir sefer gider olduk. Kızımın en mutlu olduğu yerlerden birisi orası. Orada pek çok şey öğrendi. Çevre bilinci edindi. Şimdi kızım 3 yaşında ve "nereye gitmek istersin?" diye sorduğumuzda ya denize ya da ormana diye cevap veriyor.

Kapalı alışveriş merkezlerinde ciddi bir statik elektirik yükü var. Ayrıca dikkat kesilince fark edilen, migren sahiplerini ise çıldırtan bir uğultu oluyor içeride sürekli. İnsan kalabalığının yaydığı mikrobik tehlike de cabası... Oysa orman, deniz gibi alanlarda temiz hava var. Ayrıca çocuk toprağa, suya, bitkilere temas ettikçe vücudundaki birikmiş elektiriği atıyor, rahatlıyor, gevşiyor. AVM'lerde kendilerini yerden yere atarak 2 yaş krizleri geçiren çocukları görmek mümkün. Ama hiç bir ormanda kriz geçiren çocuk gördünüz mü?